Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TALİBAN AFGANİSTAN'DA ABD'YE PES ETTİRDİ
İZMİR'İN DAĞLARINDA ÇİÇEKLER AÇTI SU KALMADI
İSRAİL'İN PKK'YA DESTEĞİ DEVAM EDİYOR
AŞIRI DEMİRELCİ KUTLULAR VEFAT ETTİ

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

ÖĞRENCİ ANDI NİÇİN KALDIRILDI?

14.03.2021 / 15:15


Camiye gitmeyen, namaz kılmayan bir kadro, 1932’de camiye giden ve namaz kılanlar için Türkçe ibadet ve Türkçe ezan zorunluluğu getirdi. Camilerde günde beş kez ezanın Türkçe okunması şartını getirdikleri gibi namazında Türkçe kılınması için özel önlemler aldılar, kampanyalar başlattılar. Üstelik bu işler milliyetçilik adıyla, Türkçülük adıyla yapılmaya başlanmıştı. Zaten tek parti döneminde İslam karşıtı olarak yapılan zorbalıkların bir çoğu için Türklük adı bir ambalaj ve örtü olarak seçilmişti.



O kadronun içinde Reşit Galip’in (Ö.1934) de özel bir yeri vardı. Rodos göçmeniydi. Tıp doktoruydu. Ömür boyu bedeni ve ruhi hastalıklar yaşamıştı. Dinle imanla da arası iyi değildi. Meslek icabı bu konuları bilen birisi hiç değildi. Türkçe namaz ve Türkçe ezan konusundaki tutumundan memnun kalan Kemal Paşa onu 19 Eylül 1932’de Milli Eğitim Bakanı yapmıştı. Bakanlığı döneminde çıkarılan özel bir yasa ile kendisine verilen yetkiyi kullanarak İstanbul Darülfünun’u 1933’de kapattı. Bir ay sonra İstanbul üniversitesini kurduğunu ilan etti. Herkes bu büyük devrimin, darülfünun yerine üniversite kelimesinin kullanılmasından ibaret kaldığını zannetmişti. Çok geçmeden öyle olmadığı anlaşıldı. Darülfünun’daki 450 hocanın yaklaşık 300 tanesinin de işine son vermişti. Çünkü bu hocaların inkılaplar için heyecan duymadıkları, inkılaplara bağlılıklarından kuşku duyulduğunu açıkladı. Yani CHP’li değillerdi.



Reşit Galip görevine son verdiği 300 Darülfünun hocasının yerine Almanya’da Nazilerin üniversiteden kovduğu Yahudi hocalarını getirip yerleştirdi. Türk hocaların heyecan duymayıp, bağlı kalmadıkları inkılaplara, Almanya’dan ithal edilen Yahudilerin nasıl heyecanla bağlandıkları anlaşılamadı. Hiçbir zaman rasyonel bir açıklaması yapılmadı. Bu olay “Atatürk’ün Üniversite reformu, Üniversite İnkılabı” diye tarih kitaplarına geçmiş oldu.



Reşit Galip MEB iken kendince önemli bir şey daha yaptı. Almanya ve İtalya gibi tek partili bazı Avrupa ülkelerinde görülen bir uygulama daha başlattı. Okullarda öğrencilerin her sabah bahçede toplanarak bir yemin metni okumalarını kararlaştırdı. Yemin Arapça olduğundan onun yerine ant denildi. Afet İnan’ın iddiasına göre; Reşit Galip 23 Nisan 1933 sabahında kendi kızları ile selamlaşırken bir metin oluşturmuştu (Atatürk’ten Hatıralar ve Belgeler,  2015). Böylece Reşit Galip’in kendi kızları ile selamlaşmasından ortaya çıkardığı metni 1933’den itibaren ilkokullarda okunmaya başlanmıştı:



ÖĞRENCİ ANDI



Türküm, doğruyum, çalışkanım.



Yasam; küçüklerimi korumak,



büyüklerimi saymak,



yurdumu, budunumu özümden çok sevmektir.



Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.



Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.



 



Almanya, İtalya gibi ülkelerde tek parti idarelerinin yıkılması ile birlikte bu uygulamalarda kalkmıştı ama Türkiye’de 39 Yıl bu metin ilk okullarda her sabah öğrencilere okutuldu. 12 Mart 1971 askeri darbesini yapanlar, metinde çok önemli bir eksiklik ve yetersizlik keşfetmişti. Çünkü metinde Atatürk adı geçmiyordu. Dönemin şartlarında kimse de darbecilere, “Yahu Kemal Paşa isteseydi kendi adını 1933’de yazdırırdı” diyemedi. Askerler, Türkiye’nin sahibi, kurtarıcısı, kurucusu sayılır ve onların sözleri üzerine söz söylenemezdi. 1972’den itibaren:



 



ÖĞRENCİ ANDI



Türküm, doğruyum, çalışkanım.



Yasam; küçüklerimi korumak,



büyüklerimi saymak,



yurdumu, milletimi, canımdan çok sevmektir.



Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.



Ey bu günümüzü sağlayan, Ulu Atatürk; açtığın yolda, kurduğun ülküde,



gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim.



Ne mutlu Türküm diyene!



1971’de milli egemenliğe karşı isyan edip halkın seçtiği iktidarı zorla deviren askeri darbeciler, öğrenci andına sadece “Atatürk” adını eklemiş olsalardı belki şık olmazdı diye düşünmüş olmalılar ki öğrenci andına Kemal Paşa’nın bir sözünü de ekleyip öğrenciler için bir de hedef seçmişlerdi. Öğrencilerin hedefi, Kemal Paşa’nın açtığı yol olacaktı. Gerçi o yol tek partili, seçimsiz, muhalefetsiz ve özgür basını olmayan bir ülkeydi. Ancak askeri cuntacılar için de, çok partili, özgür seçimli ve özgür basınlı bir Türkiye zaten makbul olmayan işlerdi.



Türkiye’de her askeri darbenin gerekçeleri arasında daima ilk sırayı, seçilmişlerin “Atatürkçülükten, onun yolundan sapmaları” almıştır. Dolayısı ile her askeri darbe döneminde Atatürkçülükten sapmayı engelleyecek önlemler, tahkimatlar yapılması bir gelenek olmuştur. Nitekim 28 Şubat 1997’deki darbeciler de bu geleneğe heyecanla uymuşlardı. Onların bulduğu çarelerin arasında öğrenci andına yeni ilaveler yapmak da vardı:



ÖĞRENCİ ANDI



Türküm, doğruyum, çalışkanım.



İlkem; küçüklerimi korumak,



büyüklerimi saymak,



yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.



Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.



Ey büyük Atatürk!



Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe, hiç durmadan yürüyeceğime and içerim.



Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.



Ne mutlu Türküm diyene!



Öğrenci andında askeri darbecilerin yaptığı her değişiklik Kemal Paşa ile ilgili vurguların arttırılmasından başka bir şey değildi. Darbeciler için bu konu çok önemliydi. Çünkü Türkiye’de geçim sıkıntısının artması, işsizliğin çoğalması, sağlık sorunlarının patlaması, üniversiteye gidemeye gençlerin hızla artması, dış borçların ödenemez duruma gelmesi, Türk para değerinin yerlerde sürünmesi, Türkiye’de mutsuz, huzursuz insanların, mutlu ve huzurlu olanlardan çok daha fazla olması gibi temel problemlerin çözümünde tek çare Atatürkçülük idi. Ona sıkı sıkıya bağlı kuşakların yetişmesiyle bu sorunlar kökünden çözülmüş olacaktı.



Gerçi 1923’den itibaren yapılanlar bundan başka bir şey değildi. Buna rağmen temel sorunlar hızla büyümüştü. Ancak o sorunların çözümü için Atatürkçülükten başka bir çözüm yolu bilmeyen askeri darbeciler, her defasında öğrenci metnine ilave ettikleri yeni Atatürk vurgusu ile bu sorunların çözüleceği mitolojisine bir kere daha inanmışlardı.



Yine de bu metinde önemli bazı sorunların varlığı, elbette askeri darbecilere karşı söylenememişti. Kemal Paşa, cumhurbaşkanıydı, başkomutandı ama yanı zamanda CHP’nin de genel başkanıydı. Bir partinin genel başkanının, tek partili idaresinin tartışılamaz mutlak bir hedef olarak, hem de bir yemin olarak ilkokul öğrencilerine her sabah okutulması ne derece isabetlidir? Seçim kazanmış, iktidar olmuş diğer partilerin genel başkanları da kendi adlarının öğrenci andında geçmesini isteyemezler miydi? Hiçbir seçim kazanmamış olan Kemal Paşa’nın adına yeminler edilirken seçim kazanmış olan bizlerin de adı o metinde olmalıdır derlerse bu sorun nasıl çözülecekti?



Girdiği bütün seçimleri 2002’den beri kazanmış olan Ak Parti ve onun genel başkanı CB Erdoğan, 2013’de başkanı olduğu hükümetinde aldığı bir karar ile öğrenci andının okullarda okutulmasını kaldırdı. Tek parti döneminin özlemi ve heyecanı ile yaşayan muhalefet çevreleri bu karara şiddetli tepki gösterdiler. Okullarda öğrencilere “Türküm demenin yasaklanması” gibi akla ziyan iddiaları sıraladılar.



İlginçtir, öğrenci andını kaldıran hükümet kararını mahkemeye Kemal Paşa’nın partisi CHP değil, Türk Eğitim Sen adlı sendika götürdü. İlkokul seviyesindeki öğrencilerin varlığını Türk varlığına armağan etmesi bahanesiyle, varlıklarını bir şahsa, hem de bir partinin, CHP’nin genel başkanına armağan etmesini bir zorunluluk ve varlık nedeni gibi kabul eden bu sendika, hükümet kararının iptali için idare mahkemesine taşımıştı.



Danıştay 8. Dairesi, 2018’de MEB’in İlköğretim kurumları yönetmeliğinin öğrenci andı başlıklı 12. Maddesini yürürlükten kaldırılması isteği ile Türk Eğitim Sen’in açtığı davanın sonunda, yönetmelik maddesini iptal etmişti. Ancak MEB bu karar üzerine Danıştay Dava Daireleri genel Kuruluna müracaat etmişti. İşte o genel kurulda alınan karar sonunda ilkokullarda andımızın okutulması kaldırılmış oldu. Böylece bu dava kesinleşmiş oldu.



Bu kararın ardından hemen itirazlar başladı. ABD’de 1892’den beri benzeri bir marşın okunduğu haber oldu. Oysa ABD’deki marşta hiçbir parti liderinin adı yer almamıştır. Hiçbir parti liderine bağlılık ya da  ABD’lilerin varlıklarının o parti başkanına armağan edilmesi gibi bir cümle yoktur. Dolayısı ile ABD örneği ile Türkiye’deki uygulama arasında bir benzerlik söz konusu değildir.



İkinci olarak, Türk’üm diyemeyenlerin andımızı kaldırdığı iddiası fısıltı gibi dolaşıma sokulmuştur. Her sabah Türk’üm demek gerekli ise bu gereklilik neden İlkokul çocukları ile sınırlı kalmıştır? Ortaokul, Lise hatta üniversite öğrencileri, kamu görevlileri ve vatandaşlar, niçin bu gerekliliğin dışında tutulmuştur? Bu andımızın devamını isteyen, partiler, sendikalar, vakıflar, dernekler her sabah evlerinde, iş yerlerinde, hatta meydanlarda bu andımızı toplu halde okuyabilirler. Hiçbir mevzuat engeli yoktur.



Andımızda yer alan “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünün bir şemsiye olduğu, Truvalı Hektor ile İzmirli Herodot’u bile kapsadığı iddialarının elbette mizahi bir değeri olur. Ancak mizah sınırları dışında bir değerinin olması kuşkuludur. Evet Türk Tarih Tezi ile Türk’ün İslamiyet sonrası tarihini dışarıda tutan ama Hitlileri, İonları, Urartuları içine almaya çalışan bir şemsiye icat edilmeye çalışıldı ama bu şemsiye o kadar mizah içerikliydi ki şimdi kimse onu hatırlamak istemiyor.



Hiçbir siyasi parti başkanının adı ve ona bağlılık yemini okullarda olmamalıdır. Dünyada bunun bir örneği yoktur. Türkiye’de okullar, CHP’nin yan kuruluşu olmaktan çıkarılmalıdır. Türk varlığı asla bir partiye ve onun genel başkanına armağan edilmemelidir. Tek parti dönemi hedef olarak Türk gençlerine gösterilmemelidir. Böyle bir hedef bütün temel insan hakları için bir tehdittir. Nitekim Türkiye’de ardı arkası kesilmeyen askeri darbeler sürekli tek parti dönemine duyulan özlemle tekrarlanmaktadır. Halkın seçtiği, milli egemenliğin temsilcisi olan, seçilmiş iktidarlar, darbeciler tarafından “Atatürk ilkelerinden sapmakla” suçlanmıştır. Atatürk ilkeleri CHP’nin altı okudur. CHP’li olmayanların, CHP’nin altı okuna bağlı kalmalarının istenmesi, geçen yüz yıldan kalan tek parti takıntısıdır. 

Bu 98
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com