Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TALİBAN AFGANİSTAN'DA ABD'YE PES ETTİRDİ
İZMİR'İN DAĞLARINDA ÇİÇEKLER AÇTI SU KALMADI
İSRAİL'İN PKK'YA DESTEĞİ DEVAM EDİYOR
AŞIRI DEMİRELCİ KUTLULAR VEFAT ETTİ

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

"ÇIPLAK GERÇEKLER"

16.02.2021 / 16:02


Kuzey Irak Kürt bölgesinde, 14 Şubat 2021 günü daha önce rehin alınan, asker ve polislerden oluşan  13 kişinin katledilmesi PKK’nın lanetli işleri arasında kolayca unutulmayacak örneklerdendir. Allah orada şehit olanlara rahmet etsin, geri bıraktıklarına, ailelerine, bütün yakınlarına tükenmeyen sabırlar bağışlasın.



Gara’da katledilenler toprağa verilmeden maalesef bilinen tartışmalar devam etti. “Katledilenlere niçin sivil vatandaş denilmiş, Hükümet onların orada tutulduğunu bilmiyor muydu? Kurtarmak için neden bir şey yapılmamış vb” sorular tekrarlanmaya devam edildi.



Savaşın ortasında bu tartışmalara dalmak çok anlamlı değildir. Katledilenler için sivil denildi, asker denildi, bunun çok anlamı yoktur. O masumlar asker diye yapılan katliamlar hafifler mi? Ya da tümüyle sivil olsaydılar daha büyük katliam mı sayılacaktı?



2015-2016’da kaçırılmışlar. Beş yılı aşan bir süreden beri rehineydiler. Rehinenin artık askeri, sivili olmaz. Çünkü kendini savunacak durumda değildir, adı üstünde hem de beş yılı aşan bir zamandan beri rehinedirler.



Bu savaşın çok boyutlu olduğu açıktır. Olup bitenlerin halka anlatılması da savaşın bir parçasıdır. Belki en önemli parçasıdır. Bu işin yetkilisi olanlar da elbette işlerini daha titizlikle ve ciddiyetle yapmalıdırlar. Karşı tarafın istismarına yol açacak anlatımlar olmamalıdır.



Olup bitenlerin halka anlatılması o kadar önemlidir ki PKK’nın mazbatalıları yayınladıkları videolarda, kendilerinin defalarca bu rehineleri kurtarmak istediklerini ama hükümetin yardım etmemesi, savaşı tercih etmesinden dolayı kurtaramadıkları gibi basit, sığ yalanlarını tekrarladılar. Neyin karşılığında bu rehineleri kurtarmak istediklerini elbette söylemediler. 13 savunmasız, elleri bağlı ama gözleri açık olan  rehineyi yakın mesafeden, kafalarına sıkarak katletmelerini lanetleyen bir tek cümleleri duyulmadı. Hükümet savaşı tercih etti diyerek bu işin sorumlusunun PKK değil, hükümet olduğu yalanını tekrarladılar.



Elbette bu katliamı savunmaktan, mazur göstermekten başka bir şey değildi. Bu iş için seçilmiş olan mazbatalılar da dikkat çekicidir. Bir tanesi Mazlumder çıkışlı, abdestli namazlı diye bilinen Zaza kökenli ama kendisini Kürt varlığına armağan etmiş olan, Fetö bağlantıları ise İçişleri Bakanı tarafından defalarca ilan edilen Ö. Faruk Gergerlioğlu, diğeri ise Türk kökenli başörtülü Hüda Kaya idi. Kaya’nın aile ilişkileri daha çok dikkat çekicidir. Oğlu ve damadı üzerinden İran istihbaratına uzanan bir ilişki ağı içindedir.



İran’ın çözüm süreci döneminde, Kasım Süleymaniyi seferber ederek, PKK’yı savaşa devam etmesi için uğraştığı haberini bilmeyen yoktur. Çünkü içerde terörle uğraşmak zorunda kalan Türkiye, ne Irak’ta ne de Suriye’de ve ne de Kafkasya’da olup bitenlerle uğraşamazdı. İran’ın önü açılırdı. Türkiye’nin iç sorunları ile zayıflaması, İran karşısında zayıf düşmesi demektir. Bu da İran için önemli bir kazançtır. Elbette İran’ın PKK içindeki bağlantısı sadece Hüda Kaya ile sınırlı değildir. Başka isimler de bilinmektedir. Ama Kaya daha medyatik olduğundan, başörtülü bir kadın olduğundan İran’ın hitap ettiği kitle için daha elverişli bir isimdir.



PKK artık çok uluslu, çok ortaklı bir terör şirketi gibidir. Bütün hisseleri İran’a ait değildir. PKK hisselerinde ABD ve İsrail’in de önemli ortaklığı vardır. ABD “müttefikim” dediği hiçbir ülkeye yapmadığı yardımı, vermediği askeri malzemeyi PKK’ya karşılıksız vermeye devam etmektedir.



Türkiye’nin Irak, Suriye, Doğu Akdeniz, S-400 vb konularda ABD ile ciddi sorunlar yaşadığı bir dönemde Gara’da ki bu katliamı “PKK’nın yaptığı doğru ise kınıyoruz” diyen ABD, Türkiye’ye ne kadar uzak ise PKK’ya da bir o kadar yakın olduğunu bir kere daha gösterdi.



Türkiye’nin PKK’ya karşı mücadelesi, sadece bir terör örgütü ile sınırlı değildir. O terör örgütünde hisse sahibi olan herkese karşı bir mücadeledir. Bu mücadelenin eski tarzda, bir grup teröristi kovalamak, ölü ve diri ele geçirmekle yapılamayacağı açıktır.



ABD’nin Türkiye’ye karşı Fetöden sonra kullandığı en önemli kirli silahı PKK’dır. Türkiye uysal müttefik söylemi ile ABD destekli PKK’ya karşı yeterince etkili olamaz. Türkiye’nin de ABD’ye karşı kullanacağı, kozları, silahları vardır. O kozlarını daha etkili şekilde kullanarak istediği sonucu elde edebilir.



İran’ın Türkiye’ye karşı PKK gibi kirli bir silahı ABD ile birlikte kullanma çabası bir siyasi intihardır. İran’da faaliyet gösteren pek çok etnik silahlı grubun Türkiye tarafından kullanılması halinde, ekonomik ambargolar nedeniyle nefesi kesilmiş olan İran’ın, Türkiye’ye karşı diz çökmesi kaçınılmazdır. Ancak her nedense Türkiye’yi yönetenler eskiden beri bu tür silahları, İran’a karşı kullanmaktan ısrarla uzak durmaktadırlar.



Gara’da ki katliamın, Çözüm Sürecinin bir sonucu olduğunu söyleyenler de ortaya çıktı. Bu tür olayların çözüm sürecindeki işlere bağlanması mümkün ise de sadece onunla sınırlandırılması gerçekçi değildir. Çünkü Çözüm Süreci uygulaması ile hükümetin eline ahlaki bir üstünlük geçmiştir. Çözüm için PKK’ya bir şans verdiği ama PKK’nın başka ülkelerin isteği ile bu şansı kullanmadığı söyleminin inandırıcılık değeri artmıştır. Kürt nüfusu içinde de belli bir kesimin bu görüşte olduğu bilinmektedir. Bu görüşün Türk ve Kürt nüfusu içindeki etki oranının artması, PKK’ya karşı hükümetin elini önemli ölçüde güçlendirmiştir.



Ancak yine de Gara’da katledilenlere bakıldığında hemen hepsi o dönemin şartları içinde 2015 ve 2016’da kaçırıldıkları görülmektedir. Bugün benzeri eylemleri yapamayan, kimseyi kaçırıp rehin alamayan PKK’nın 2015 ile 2016’da çok sayıda insanı kaçırıp rehin alabilmiş olması da ister istemez o günün yani çözüm süreci şartlarının bir sonucudur. Bunu da teslim etmek icap eder.



İki, üç yıl öncesine göre PKK daha çok zayıflamış durumdadır. Yine de Türkiye içinde ve dışında önemli bir nüfus yüzdesinin desteğini alması, ABD vb ülkelerin ona her türlü askeri desteği vermesi onun çok daha uzun süre yaşama ihtimalini göstermektedir. Türkiye’nin çabaları ile bu sorun kısa sürede ortadan kalkmayacağı kesindir.



Türkiye’nin Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı yürüttüğü askeri operasyonların değeri elbette büyüktür. Eskiden Türkiye orada operasyon yaptıktan sonra geri çekilirdi. Şimdi orada kalmaya, özellikle Kuzey Suriye bağlantısını kesecek şekilde varlığını sürdürmektedir. Türkiye’nin bu askeri faaliyetleri Kuzey Irak Kürt bölgesinde devam ettikçe, Gara benzeri katliam örneklerinin de çoğalması ihtimali vardır.



Türkiye sınırları içinde PKK’nın eylem yapma imkanı, ihtimali giderek azalmaktadır. Üstlendiği Irak ve Suriye’de de takip edilmesi, oralardan Türkiye’ye karşı saldırı potansiyelini azaltmaktadır. Türkiye’ye karşı saldırı ve eylem hazırlıklarının yapıldığı üslerin yok edilmesi bir daha tekrarının mümkün olamayacağı şekilde oraların denetlenmesi mücadelenin kalıcı sonuçları için son derece önemlidir.



PKK eylemlerine karşı kitlesel bir destek yoktur ancak PKK’nın mazbatalılarına kitlesel desteğin devam ettiği bilinmektedir. Dolayısı ile Türkiye’nin bu kitlesel desteği hesaba katan bir mücadelesi olmadıkça kısa sürede sonuç alması da muhtemel değildir. Bunun bir sonucu olmalıdır ki CHP gibi muhalefet parti sözcüleri bile PKK katliamlarından sonra, PKK adını anmadan kınadıklarını açıklamaktadırlar.



Ancak Türkiye’nin bu mücadelesinde başarı şansı teröre iç ve dış desteğin kesilmesine bağlıdır. Son yıllarda Türkiye içinde PKK’ya katılanların azalması yanıltıcıdır. Evet Türkiye içinden katılanların azalması önemlidir. Ancak yeterli değildir. Çünkü PKK ihtiyacı olan elemanları, Irak, İran ve Suriye gibi başka ülkelerden temin imkanına sahiptir. Hangi ülkeden ne kadar eleman devşirmiş olursa olsun, onları eğitip hazırlayacağı üslere sahip olmadıkça, o elemanların askeri bir tehdit olmayacaktır. İşte bu yüzden Kuzey Irak Kürt bölgesinde Türkiye’nin askeri operasyonları ve oralardaki denetleyici varlığı, sonuç almak için hayati derecede önemlidir.



HDP’nin varlığı, PKK için büyük bir propaganda ve eleman toplama imkanı vermektedir. PKK faaliyetlerinin önemli bir bölümünü bu parti eliyle yapmaktadır. 1991’den beri PKK’ya böyle bir imkan verilmiştir. Parti nedeniyle dağa gitmenin gereksiz olacağı, terörün ortadan kalkacağı gibi beklentilerin ne kadar ham hayal olduğu geçen süre içinde görülmüştür. Artık Türkiye, PKK’nın elindeki bu imkanı almalıdır.



PKK’nın siyaset yoluyla temsili için özellikle batı ülkelerinden gelen baskıları Türkiye geri çevirmedikçe sonuç alması mümkün değildir. Nasıl ki İŞİD’i temsil eden, uzantısı olan bir parti olamaz ise, seçimlere katılamaz ise aynı durum PKK içi de fazlası ile geçerlidir.



İspanya bunun örneklerinden birisidir. İspanya’da ayrılıkçı ETA terör örgütünün siyasi ayağı olan BATASUNA partisi kapatıldı, yönetici, milletvekili seviyesindeki bütün temsilcileri de mahkum edildi. AİHM de İspanya’nın bu uygulamasını haklı ve adil buldu. Bu konuda Türkiye’nin İspanya’daki örneği dikkate alması sonuç almak için önemlidir.



Gara katliamı örneğinde olduğu gibi PKK’lı vekillerin katliamdan PKK’yı değil Türkiye’yi sorumlu sayan tutumları halk içinde umutsuzluk kadar yapılan mücadelenin haklılığı etrafında şüpheler oluşturmaktadır. 

Bu 49
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com