Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
MALCOLMX SUİKASTI İÇİN YENİ KANITLAR
AĞLAYIP KÖPEKLERİ SEVİNDİRMEYECEĞİM
ERCÜMENT ÖZKAN'IN ARDINDAN
HAİTİWAJİ KAMPINDA GÖRÜLMEMİŞ İŞKENCE

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

ÜNİVERSİTE

12.01.2021 / 10:08


Üniversiteyle bir şey olmuyor ama üniversitesiz de olmuyor. Bu günlerde Boğaziçi Üniversitesine rektör tayin edilmesiyle birlikte üniversiteler yeniden gündem oldu. Nereden çıktı bu üniversite adı? Anlamı nedir, ne işe yaramıştır?



Türkiye tarihinde üniversite kavramı yoktur. Okul anlamına gelen medrese vardır. Elbette tek bir okul olmadığı gibi tek bir medrese de yoktur. Nasıl ki ilkokuldan üniversiteye kadar tamamına okul deniliyor ise eskiden de bütün okul kademeleri medrese diye adlandırılırdı. Medrese, Dersiam, Müderris gibi terimler kullanılırdı. Tanzimat döneminde Batılılaşma ile birlikte İstanbul’daki Medarisi Semaniye ve Fatih Darüşşifası’nın adı da Darülfünun diye değiştirildi. Sonra 1900’de Darülfünunu Şahane ve nihayet 1924’de İstanbul Darülfünun’u olarak değiştirildi.



1933’de Türkiye’yi kurtarmak için Darülfünun’un adı da Üniversite yapıldı. 450 civarındaki öğretim üyesinden 300’ü CHP’li değil diye atıldı. Yerlerine Almanya’da Hitler’in kovduğu Yahudiler tayin edildi. Türkiye’de Türk hocaları kovuldu yerlerine Almanyalı Yahudiler tayin edildi. Bu işlemin adı da üniversite reformu oldu.



Batıda tanınmış üniversitelerin kökeni mutlaka bir kiliseye dayanır. Zaten rektör, mahalle papazı, dekan ise rektörden daha alt seviyedeki diğer papaz demektir. Türkiye’yi kurtarmak isteyen CHP ve onun genel başkanı her konuda Batı taklidini istediği için bu alanda da onun dediği oldu ve papazlık unvanları, üniversite idarecilerinin unvanı olarak kullanılmaya başlandı. Zaten rektör kelimesinin Almancada kullanımı rector, dekan kelimesinin Almancadaki karşılığı da decan idi. Almanyalı Yahudilerin danışmanlığında bu terimler seçildi. Türkiye’nin İslamsızlaştırılması döneminde papaz unvanları elbette değerli ve gerekli görüldü.



Türkiye tarihinde, medreseler özgür düşüncenin olduğu yer değildir ki üniversite onların devamı sayılsın veya onların yerini alsın denilebilir. Hatırlanmalı ki Avrupa’nın tarihinde bir Ortaçağ karanlığı vardır. O karanlık dönemi Avrupa’da kilise yaşatmıştır. Engizisyon mahkemeleri ile akla hayale gelmedik zulümleri yapmıştır. Buna rağmen aynı Katolik Kilisesi tarafından İngiltere’de kilise bünyesinde 1096’da Oxford, 1170’de Paris, 1303’de Roma ve 1636’da Harvard Üniversitesi kurulmuştur. Tamamını kilise kurmuştur. Daha sonra yönetimleri kilisenin dışına çıkmıştır. Türkiye’de ise hemen her şehirde zamanın şartlarına göre önemli sayılan medreseler vardı. Oralarda kurulan üniversiteler, medreselerin devamı sayılmadı, sıfırdan kurulmuş kabul edildi. Zaten Türkiye’de medreselerin kapatılması bir bayram havasında kutlanmaya devam edilmektedir.



Üniversite, Latince “genel-tüm, lonca” anlamındaki universus’tan türemiştir. Zamanla uiversal, üniversite şeklinde Batı dillerinde kullanılmaya başlanmıştır. Batıda üniversiteyi kilise kurduğu için papaz kıyafeti olan cübbe ve kepte o dönemden kalan giysilerdir. Dünyada benzeri olmayan “şapka inkılabı” adıyla bir gardrop devrimi yaşayan Türkiye’de halkın kıyafeti gibi üniversitelilerin de kıyafeti yasaklanmıştır. Ana okulundan üniversiteye kadar her okul kademesinde cübbe ve kep mezuniyet törenlerinin değişmez kuralı haline getirilmiştir. Türkiye’deki İslamsızlaştırmanın bir sonucu olarak, gençler hocaların giydiği cübbe ve sarığı kerih görürken papazların kıyafeti olan cübbe ve kepi güle oynaya giymeye başlamıştır.



Elbette Türkiye için bunlar yeterli değildir. 1912’de ABD, Deniz Harp Okulunu bitirenler mezuniyet töreninde, memur keplerini giymeye başlayacaklarından,  okul keplerini havaya atmaya başladılar. Hani “Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür” diye duvarlara yazıldığı için, bu olaya kayıtsız kalınamadı, bir ABD adeti olan kep fırlatmayı anaokulundan üniversiteye kadar herkes, anlamsız bir kahkaha ile fırlatmaya devam ediyor.



Bu arada Yeni Şafak Gazetesi’nin 28 Temmuz 2001 tarihli haberinde, Suriyeli Mustafa Sıbai’nin “İslam Medeniyetinden Altın Tablolar” (Çeviren: Sait Şimşek-Nezir Demircan) kitabından yaptığı alıntı ile kep atma geleneğinin aslında Endülüs İslam Medeniyeti döneminde başladığını aktarıp, kep için kuşkuları olanları mahcup etmeye çalışmıştı. Ey Yeni Şafak, alıntı doğru olsa bile, Türkiye’de kep attıranlar Endülüs İslam Medeniyeti adını duymuş olsalardı muhtemelen kepi attırmaz sarık gibi çiğnetirlerdi.



19. Yüzyılda Türkiye’nin pek çok yerinde özellikle azınlık Hıristiyan nüfusunun olduğu yerlerde Avrupa ülkeleri misyoner okulları açma yarışına girmişlerdi. İstanbul, Tarsus, Merzifon, Bitlis, Erzurum, Van, Sivas gibi pek çok yerde misyoner okulları açıldı. Cyrus Hamlin ile Christopher Rheinlander Robert adlı iki ABD vatandaşı 10 Eylül 1863’de Robert Kolejini açtılar. İşte bu ABD misyoner okulu olan Robert Koleji 10 Eylül 1971’de Boğaziçi Üniversitesi adını aldı.



Bugünlerde mikrofon gören herkes “Boğaziçi geleneği olan, kültürü olan bir yerdir” demiyor mu? Kemal Sunal filminden daha komik bir sözdür. Sormak lazımdır o Boğaziçi’nde  kimin geleneği kimin kültürü vardır? Bazıları da Türklük adına o geleneğe-o kültüre sahip çıkıyor? Her türlü geçim derdini unutturacak komik sözleri şan-şöhret sahipleri tekrarlamaktadır.



Boğaziçi geleneğini-kültürünü gösteren ne vardır? O gelenek ve kültürün Türk halkı ile ilgisi nedir? Kolayca hatırlanacak örneklerden ikisini yazmış olalım: Boğaziçi’nde 28 kasım 2015’de PKK’nın kuruluşu için öğrenciler tören yapmıştır. 28 Mart 2018’de yine bir grup Boğaziçili öğrenci, Türkiye’nin Afrin’e askeri operasyonunu protesto etmiştir.



Şimdi Batı’da herhangi bir ülke üniversitesinde IŞİD terör örgütü lehine gösteri yapılabilir mi? Ya da ABD’nin IŞİD’e karşı operasyonu için mesela Harvard Üniversitesinde protesto yapılabilir mi? Elbette bu sorular bile Batılılar için anlamsızdır.



 



Ancak şimdi Boğaziçi Üniversitesi’ne Melih Bulut rektör tayin edildi diye CHP il başkanı öncülüğünde bir azgın sol protesto ediyor. PKK sloganları, DHKP-C marşları söyleniyor. Ey zaten CHP’liler kendi kumaşlarından olmayan bir rektörü beğenecek değillerdir. Beğenmeleri rektör için olumsuz bir sicil de olabilir. Ancak yeni atanan rektöründe tv’lere çıkarak Boğaziçi geleneğine-kültürüne sahip birisi olduğunu açıklaması evlere şenlik bir olaydır.



Türkiye’de Boğaziçi, ODTÜ vb eski üniversiteler sol hiziplerin egemen olduğu yerlerdir. SSCB’nin yıkıldığı dönemde SSCB lideri Gorbaçov Ankara’ya gelip ODTÜ’de konferans verirken azgın sol hiziplerin hakaretine, saldırısına maruz kalmıştı. Gorbaçov Moskova’da görmediği tepkiyi Ankara’da ODTÜ’de görmüştü. ODTÜ, Boğaziçi vb üniversitelerin bu hale gelmesinde birden fazla sebep aransa bile yönetim tarzının o sebepler arasında olduğundan kuşku duyulamaz.



Eski Türkiye’de rektör nasıl seçilirdi? Araştırma görevlileri, okutmanlar, idari personel oy kullanamazdı. Sadece Yrd Doç, Doç, ve Prof olanlar oy kullanabilirdi. Oy kullanması uygun görülen bahtiyarlar, üniversite çalışanlarının yarısını geçmezdi. O bahtiyarların arasında da tek bir görüşün egemen olduğu bilinirdi. Türkiye’de ilmiyenin (akademinin), bilimsel özerkliği siyasetten önce, üniversitede egemen olan görüşün tehdidi altındaydı. Boğaziçinde, ODTÜ’de İslamcı veya milliyetçi görüşü benimseyen bir hoca, öğrenci grubu asla barınamazdı. Bilimsel özgürlük için önce üniversitenin içinden kaynaklanan bu saldırgan tehdidin ortadan kaldırılması Türkiye’nin geleceği için kaçınılmazdır. Eski Türkiye’nin seçiliyormuş gibi yapılan üniversite rektörleriyle, bilimsel özgürlüğün temin edilmesinin mümkün olmadığını geçen yıllar göstermiştir.



Oysa üniversite için asıl olan bilimsel özgürlüktür. Rektörün seçimle gelip gelmemesi bunun yanında ikinci belki daha alt sıralarda bir konudur. Üniversitelerde egemen olan bu azgın, baskıcı, boğucu hizip engelinin dışarıdan bir müdahale olmadıkça aşılmasının mümkün olmadığı da görüldü. Bugünkü siyasi iktidarın belki de yapması icap eden ilk iş bu olmalıdır. Kendisine taraftar olanları çoğaltmak değil, üniversitenin özgürlüğünü boğan o baskıcı hizip engelini aşacak, yetenekte, yeterlilikte olan kişileri bulup görevlendirmektir. Yine de mevcut atamalara bakıldığında böyle bir beklenti için fazla nedenin olmadığı açıktır.



Mali kaynaklarını devlet üniversitelerine temin etmekle yükümlü sayılan siyasi iktidarın, üniversitelere hiç müdahil olmamasını beklemek gerçekçi değildir. ABD ve AB üyesi ülkelerde üniversite yönetimleri, mali kaynaklarını sağlayan mütevelli heyetlerinin elindedir. Üniversite ticari bir kurumdur. Mütevelli heyetinin yönetiminde ve denetimindedir. O ülkelerde, mütevellilere mali kaynakları temin edin ama üniversite yönetimine karışmayın denilmesi herhalde eğlenceli bir istek olur. Türkiye’deki devlet üniversitelerini de böyle düşünmek gerçekçi olacaktır.



Üniversite özerkliği, idari, mali ve akademik diye özetlenip pek çok çevre tarafından, bu üç konu özgürlüğün sac ayağı olarak takdim edilse de hayatın akışına uygun değildir. Üniversitenin akademik (bilimsel) özgürlüğü temeldir. Bu özgürlükten yoksun bir üniversite lise dengi bir okuldan farksız olur. Zaten bilimin tabiatı özgürlüğündedir. Özgürlüğün olduğu yerlerde bilim gelişir. Aksi halde yerinde sayar.



Akademik özgürlük bütün çalışma alanlarını kapsamış olsa da asıl odak noktası sosyal ve siyasi bilimlerdir. Çünkü, matematiğin, kimyanın konuları farklı görüşlerin, hiziplerin tepkisine neden olmaz. Asıl tepki çeken konular siyasi ve sosyal alanda ileri sürülen farklı görüşlerdir. Türkiye’nin geleceğini düzenleyen bir iktidarın asıl yapması gereken de üniversitelerdeki bu bilimsel (akademik) özgürlüğün özellikle sosyal ve siyasi konularda tehditlerden arındırılıp güvence altına alınmasıdır.



Üniversitelerde küçük, ayrıcalıklı bir azınlığın rektör seçmeyişini önemli bir sorun edip, seçimi çok önemsediği gibi bir şamata çıkaranların, Türkiye’de halkın % 52’lik çoğunluğu ile ve ilk turda seçilmiş olan CB’na karşı, onun tasarruflarına karşı aynı özeni göstermeyişi sadece ellerinde, denetimlerinde gördükleri üniversiteleri kaybetme korkusundan dolayıdır.

Etiketler: ÜNİVERSİTE
Bu 30
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com