Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
CHP'Lİ BELEDİYENİN MENEMEN VURGUNU
ÖĞRETMEN OLMANIN ŞARTI CHP'Lİ OLMAKTIR
CHP MANDACILARIN PARTİSİDİR
NAHÇIVAN KAPISININ ANLAMI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

DERSİM İSTİSMARI

17.11.2020 / 18:30


Her yıl olduğu gibi bu senede 15 Kasım’da Seyit Rıza’nın idam yıl dönümünde haber başlıkları yine aynı tekrarlardan oluştu. Bir taraf, kanlı bir isyanın bastırılmasının ardından, asilerin ele başlarının hak ettiği cezaya çarptırıldığını, idam edildiğini yazarken diğer taraf ise bir soykırımın (tertele) yapıldığını savundu.



Hangi tarafın dediğinin doğru olduğu en azından doğruya yakın bulunduğunun da çok önemi yoktu. Çünkü taraflar kendi bildiklerini tekrarlamayı alışkanlık haline getirmişlerdi. Diğer tarafın ne dediğinde bir anlam görmüyorlardı. Kendi bildiğinin tek doğru olduğunu tekrar etmeyi bir görev biliyorlardı.



Bu tekrarların içinde elbette önemli bilgi yanlışları da vardı. Dersim ahalisinin çoğunluğu Zazalardan oluşuyordu. Onlara Kürt denilmesi başlarına gelen o feci olayında Kürtlerin hanesine kayıtlara geçirilmesi sadece Kürt ulusalcılarının ısrarı değildi. Türk resmi makamları da yüzlerce yıl Zazaları Kürt diye nitelendirmişlerdi.



Bunun dışında bir kesim de vardı ki bambaşka bir kaygının sahibiydi. Atatürk adının bu facianın dışında tutulmasına çalışıyordu. Dönemin şartları içinde bütün yönetim yetkilerini elinde toplamış olan Kamal Paşa’dan habersiz ve ona rağmen ordunun Dersim üzerine seferber edilmesi gibi bir olayın mümkün olamayacağını görmek, duymak istemiyorlardı. En çok duymak istediklerini tekrar ediyorlardı. Onlara göre Atatürk hastaydı, olup bitenler İsmet İnönü ve Celal Bayar’ın biraz da Abdullah Alpdoğan’ın marifetiydi.



Gerçi 1937’nin sonbaharında Kamal Paşa Dersim’e/Pertek’e kadar gitmişti. Hatta Seyit Rıza’nın idamından önce Elazığ İstasyonunda Atatürk ile görüştürüldüğünü iddia edenler bile vardı. Bu iddiaların her hangi bir soruna çözüm getirmediğini duymak/bilmek istemiyorlardı.



Son yıllarda Dersim’de isyan olmadığı halde, isyan varmış gibi gösterilerek askeri operasyonlara bahane edildiği iddiası da taraftar toplamaya başladı. Hükümete yakın çevrelerden de bu iddiaları sahiplenenler oldu. Başbakanlığı döneminde Ahmet Davutoğlu, “Dersim olayı modern Kerbela’dır” demişti. Davutoğlu’nun bu garip benzetmesi, Dersim’in arazi yapısı ile Kerbela’nın yapısı arasındaki fark kadar iki olay arasındaki benzemezliği de yok saymaktadır. Benzetmenin bir sonucu olarak Seyit Rıza’da bu durumda “modern Hz. Hüseyin” durumundadır.



Kendisini ehli beyit’ten sayan Seyit Rıza’nın adındaki seyit kelimesi de bu kabulden geldiği gibi idamı esnasında “Evladı Kerbelayık, bi hatayık” demesi de elbette önemlidir. Zaza olan birisinin nasıl ehli beyit’ten olduğu yani nasıl Arap olduğu işin başka bir tarafıdır. Yine de kişilerin mensubiyet kabulü, kendisi için önemlidir ve tayin edicidir.



Necip Fazıl Kısakürek gibi bazı şahıslar da (Son Devrin Din Mazlumları) Dersim olayını CHP eleştirisi olarak gördüğü için olmalı ki duyduğu her hikayeyi kaynak belirtmeye de tenezzül etmeksizin hayal gücünü de katarak aktarmıştır. Olay yerinde olmayan, sonradan gidip olay yerinde bir araştırması dahi olmayan Necip Fazıl’ın bu kadar hikayeyi nasıl derlediği ise kimsenin malumu olmayan bir husustur.



Dersim’de bir soykırım yapıldığı görüşleri de bilinmektedir. Tanımı gereği bir soyu bütünüyle ortadan kaldırmak için yapılan katliamlara soykırım denilmektedir. Sadece Dersim’de yaşayan bir soy ortada yoktur. Orada yaşayanların çoğunluğu Zaza olsa bile yine orada önemli miktarda Türk ve Kürt nüfusunun varlığı da bilinmektedir.



İsyan sırasında Seyit Rıza’nın bir çeşit danışmanlığını yapan Baytar Nuri’nin (Mehmet Nuri Dersimi) anılarına göre isyana katılanların, 27 aşiretin 25 tanesinin ana dili Zazaki idi. İsyan için hazırlıkları vardı. İsteklerini bir telgrafla Ankara Hükümetine de iletmişlerdi.



İşin aslına bakılırsa Dersim’de bütün aşiretler isyana katılmamıştı. İsyancılar daha çok Nazımiye ve Hozat-Ovacık çizgisinde uzanan yerde meskun olanlardı. Resmi makamların tenkil demeyi tercih ettiği katliam olayları da bu çizgi üzerindeki mahalde gerçekleşmişti. İsyana katılmayan aşiretler tenkilin dışında kalmıştı. Ama isyandan sonra çeşitli illere zorunlu olarak göç ettirilenler (tehcir edilenler) arasında onlar da vardı.



Soykırım kavramı daha çok Almanya’da Nazilerin Yahudi ırkına karşı yaptığı katliam için kullanılmaktadır. Orada Yahudi ırkından olanlar, Yahudi olduklarını gösteren özel bir işareti yakalarında taşımak zorundaydı ve Yahudi olanlar toplama kamplarında yakılarak veya kurşuna dizilerek yok edilmişlerdi. Öldürülmeyen Yahudilerin, Almanya’nın başka bölgelerine göç ettirilerek yerleştirilmesi söz konusu değildi.



Dersim’de olup bitenler soykırım tanımına uymuyordu. Ancak normal bir isyan bastırma sınırlarını da çok aşmıştı. İnsanın, insan cinsine yapamayacağı işlerdendir. Olayın üzerinden yüz yıla yakın bir zaman geçtiği halde üzerinin hala örtülme çabası, basit bir eşkıyalık olayı gibi geçiştirilmesi faciayı ortadan kaldırmıyor.



Dersim’de ister tenkil, ister tedip veya taktil denilsin büyük bir facianın yaşandığı tartışma götürmez. Seyit Rıza ve çevresinin dönemin Türkiye’sini anlayamadığı, olup bitenleri analiz edemediği söylenebilir. “Dersim’e sefer olur ama zafer olmaz” diye özetledikleri bir güven duygusu ile rahatlıkla, köprü-okul yakarak, karakol basarak bu facianın zeminini oluşturdukları açıktır.



Hükümetin gözünde Seyit Rıza ve taraftarları bir eşkıyadır. Hükümetin eşkıya dediklerinin kullandığı yöntemlerle bu olayın üzerine gitmesi vicdanın kabul edeceği bir uygulama değildir. Hükümet geçerli saydığı hukuka bağlı kalmak zorundadır. Yaptığı işlerin bir kısmını kayıt dışı tutarak, hukukun dışında halletmesi kendisini eşkıya dedikleri ile aynı duruma düşürmez mi?



İdam edilen birisinin son isteğini yerine getirmek bir insanlık kuralı değil midir? Aksine Seyit Rıza’nın gözleri önünde önce oğlunu idam ettirip ona seyrettirmek insan cinsinin kabul edebileceği bir facia mıdır? Bu nasıl bir kindir ki idama götürülen Seyit Rıza’nın kafasına zorla fötr şapka örttürülüyor. Evet CHP seçkinlerinin rakı-şapka ve heykel üçlüsüne aşırı düşkünlükleri bilinmektedir. Ancak bu düşkünlüğün karşılanması için, idam edilecek kişinin seçilmesi, o kadronun sınır tanımayan kin ve düşmanlıkla hareket ettiğini göstermektedir.



Seyit Rıza’nın her idam yıl dönümünde (15 Kasım) bazı CHP yönetici ve milletvekillerinin ellerinde Seyit Rıza fotoğrafları ile “unutmadık-hesap soracağız” diye anma gösterisi yapmaları eşi az bulunur bir komedi örneğidir. CHP’de durarak kimden bu idamın hesabını soracaklardır? Komedi gibi görünen bu olay tipik bir istismar örneğidir.



Seyit Rıza’dan bir halk kahramanı çıkarma çabası yanlış olduğu gibi, Hatay’ın Türkiye’ye katılması döneminde buna engel olmak isteyen Fransızlar tarafından kurgulanmış bir isyana öncülük ettiği gibi ipe sapa gelmez iddiaları terk etmek ortak gelecek ve ortak idealler için kaçınılmazdır. Eylemlerini ve görüşlerini beğenmediğimiz, yanlış bulduğumuz bir insana iftira etme hakkımız yoktur. Dürüstlük en çok böylesi durumlarda kendini belli eder. Çünkü insan tabiatı sevdiklerine, beğendiklerine karşı zaten dürüst olmaya yönelir. Önemli olan diğerlerine karşı da aynı dürüstlüğü göstermektir.



CB Erdoğan, başbakanlığı döneminde Dersim olayı için devlet adına özür dileyerek son derece saygı değer bir çıkış yapmıştı. Hatta bu faciada katledilenlerin sayısının da resmi belgelerde on üç bin kişi olduğunu açıklamıştı. Elbette bütün katliamların kayda geçirilmesini beklemek beyhudedir. Ancak resmi belge ve kayıtlar yine de olup bitenler için bir fikir vermesi bakımından son derece önemlidir.



Ermeni soykırım yalanı için CB Erdoğan, Türkiye ve Ermenistan’dan seçilecek tarihçilerden oluşan bir komisyonun bu iddiayı araştırmasını teklif etmişti. Ermenistan tarafı bu teklifi reddetmişti. Belki de benzeri bir komisyon Dersim faciası için faydalı olabilir. Olayı bir soykırım olarak görenlerden ve görmeyenlerden, farklı görüş sahibi olan ama konuya vakıf olanlardan seçilecek bir komisyonun arşiv ve saha araştırması ile hazırlayacağı rapor hiç olmazsa bundan sonraki zamanlar için faydalı, yol gösterici olabilir.



Devlet görevlileri tarafından işlenen cürümlere de sahip çıkmak yanlış olduğu gibi Seyit Rıza ve taraftarlarının hiçbir kötü iş yapmadıkları sırf Alevi oldukları, Zaza oldukları için bir soykırıma maruz kaldıkları gibi takıntıların hiçbir şeye çözüm olmadığını geçen zaman göstermiştir.



Mezhep farklılığı bir çatışma, kin ve düşmanlık nedeni olamaz, olmamalıdır. Nitekim Türkiye’nin değişik şehir ve bölgelerinde bir arada ve barış içinde yaşayan farklı mezheplerden insanların varlığı bunun ispatıdır. Dersim’de olduğu gibi, geçmişte olup biten olayları mezhep, ırk farklığı ile sınırlandırmak aslında böyle bir sorunun icat edilmesi ve devam ettirilmesi isteğinden başka bir anlam taşımamaktadır.



Günümüzde Türkiye’nin her tarafında Dersim’li (Tuncelili) insanlar yaşamaktadır. Onların Zazalıkları, Alevilikleri komşuları için asla bir sorun değildir. Ancak geçmişte yaşanmış olan Dersim faciasının, doğrudan sorumlusu sayılacakların mirasçıları, sürgit devam ettirilmesinden siyasi bir hesapla, konuyu tek taraflı ve çıkar beklentisi ile malzeme yapmaya devam etmektedirler. Seyit Rıza’nın-Nuri Dersimi’nin tutumuyla bu sorun anlaşılamaz ve çözülemez. Buna karşılık Abdullah Alpdoğan’ın tutumunun da bir felaket ve facia olduğu kesindir. Seyit Rıza ve Abdullah Alpdoğan’ın heykellerini dikip, gölgelerini sokaklara düşürmek asla bir çözüm olmadı. Az da olsa kin ve düşmanlıklarından devamına yol açtı.

Bu 64
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com