Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

ARTUKLU ARMAĞANI MARDİN

08.09.2020 / 21:41


Mardin 1083 m rakımlı bir yerdir. Merkez nüfusu (2019) 178.000’dir. Mardin’de meskun olanların önemli bir kısmı Türkçe Arapça ve Kürtçeyi konuşabilmektedir. Nüfusun az bir kısmını oluşturan Süryaniler ise söz konusu üç dile ilave olarak Süryanicede konuşabilmektedirler. Mardin böylece dört farklı dilin aynı anda ve aynı yerde yaşayabildiği nadir şehirlerden birisidir.



Mardin Kalesi 1200 m yükseklikte bir tepe üzerine kurulmuş. Zaten şehirde eski ve yeni Mardin diye iki kısımdan oluşmaktadır. Eski Mardin UNESCO tarafından koruma altına alınan üç şehirden birisidir. Çoğunlukla iki en çok üç katlı taş binalardan oluşan bir yerdir. Kalenin güney yamaçlarında kurulmuş ortasından geçen tek bir caddesi sayılmaz ise trafiğin olmadığı dar uzun sokaklardan oluşan ağaca hiç rastlanmayan bir yerdir.



Eski Mardin 13. Yüzyıldan günümüze taşınmış bir Artuklu şehri gibi. Mardin kalesini seyyahlar kartal yuvasına benzetmiş. Kalede chp'nin ilk genel başkanı Kemal Paşa'nın ışıklı fotoğrafı yerleştirilmiş. Her parti iktidar olduğunda kendi genel başkanını kalelere, duvarlara yerleştirse iyi bir sonuç olmaz. Ama CHP'liler sadece bizim genel başkanımız olsun, sizinkiler olmasın diye ısrar ediyorlar. Bir parti başkanının ışıklı fotoğrafını Mardin Kalesine yerleştirmenin hiçbir mantıklı açıklaması yoktur. Doğrusu hiçbir parti genel başkanı kale ve benzeri yerlerde olmamalıdır.



Mardin adı, Roma döneminde 4. Yüzyılda Margdis diye yer almıştır. Süryani dilinde ise şehrin adı Marde (tek kale) olarak adlandırılmıştır. Elbette dönemin şartlarında önemli bir yer değildir. 640’da Hz. Ömer zamanında Iyaz Bin Ganem tarafından fethedilmesi Mardin’in de tarihini değiştirmiştir. Önemli miktarda Arap nüfusu getirilip Mardin çevresine iskan edilmiştir. Günümüzdeki Mardin Arap nüfusu önemli ölçüde bu dönemde iskan edilenlerin devamıdır. İslam kaynaklarında Mardin adı ilk defa İmam Ebu Yusuf’un Kitabü’l Haraç adlı kitabında Maraden diye yer almıştır.



Çeşitli İslam kaynaklarında Mardin daha çok kalesinin özellikleriyle nedeniyle, İbni Cübeyr (ö.1217), İbni Batuta (ö.1377) Evliya Çelebi (ö.1682) gibi gezginlerin seyahatnamelerinde yer almıştır.



Mardin denilince akla gelen diğer bir nüfus kesimi olan Süryanilerin Mardin’deki mevcudiyeti Araplardan çok önceki bir zamana tekabül etmektedir. Emevi Abbasi dönemlerinde Mardin Cezire valiliğine (Kuzey Irak) bağlı sayılmıştır. Abbasi idaresinin zayıflaması ile ortaya çıkan yerel beyliklerden Tevaifü’l Mülük’ten olan Kürt Mervani ve Arap Ukeyliler arasında mücadele alanı olmuştur. 1085’de Mardin Selçuklu Devleti yönetimine girmiştir. Mardin’de 1103’de başlayan Artuklu Beyliği idaresi üç yüz yıl sürmüştür. Oğuzların Döger kolundan olan Artuk Bey Malazgirt Savaşına (1071) katılan komutanlardan birisidir.



Eyyubiler Mardin’e saldırmış, yağmalamış iseler de şehri ele geçirememişlerdir. Alaeddin Keykubat Döneminde (1220-1237) Mardin Türkiye Selçuklularına bağlanmıştır. Sonra Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safavi ardından 1517’de Osmanlı idaresine katılmıştır. Mardin, Moğolların, Karakoyunluların, Timurluların da saldırısına uğramıştır.



Günümüz Mardin idaresi sekiz ilçeden/belediyeden oluşmaktadır. Merkezi olan eski ve yeni Mardin Artuklu ilçesi olarak düzenlenmiştir. Mardin yönetiminde kaldığı idarelerin hemen hepsinden tarihi eserlere sahiptir. Ancak bunların içinde günümüze en çok ulaşan eserler ise Artuklulara aittir.



Mardin kırsalı terör olayları ile haber olmasına karşılık merkezi daha çok huzur ve güvenin hakim olduğu bir yerdir. Eski Mardin yeni mahallelerin oluşmasına müsait olmadığı için zaman içinde yeni Mardin oluşmuştur. Diyarbakır yolu üzerinde 2007’de kurulan Mardin Artuklu Üniversitesi ise 12.460 öğrencisi şehrin varlığına, gelişmesine her bakımdan katkı sağlamıştır.  



Mardin, Midyat-Ömerli yolu ile Mazıdağı-Diyarbakır yolu gelişmeye elverişli bir arazi yapısına sahiptir. Gelişmede bu iki güzergah üzerindedir. Buna karşılık Kızıltepe’ye (Koçhisar) uzanan yol ise taşlık ve eğimli olması, tarıma da yerleşime de engel durumundadır. Ova üzerine kurulmuş olan Kızıltepe 247.000 nüfusu ile Mardin merkezini geride bırakmıştır. 1915’de Ermeni tehcirinde Kızıltepe’de meskun olan Ermeni nüfusu da bölgeden gönderilmiştir. Mardin Hava Alanı da Kızıltepe de bulunmaktadır.



Süryanilerin Adıyaman, Diyarbakır, İstanbul, Mardin, Urfa ve Hatay’da metropolitlerinin olmasına karşılık her nedense Mardin adıyla daha çok hatırlanmaktadırlar. Süryaniler, Türkiye, Irak, Suriye, Lübnan gibi ülkelerde meskun olmakla birlikte çeşitli nedenlerle önemli sayıda hemen her Avrupa ülkesine göç etmişlerdir. Bugün Avrupa ülkelerindeki Süryanilerin sayısı adı geçen ülkelerden çok daha fazladır.



Süryaniler, binlerce yılın mağduru bir topluluktur. Sami asıllıdırlar. Suriye adı Süryani adından ortaya çıkmış, Süryanilerin yeri, toprağı anlamındadır. Hıristiyanlığa inanan ilk topluluktur. Roma imparatorluğundan gördükleri zulüm nedeniyle doğuya, Irak'a ve Türkiye'nin G. Doğusuna Mardin çevresine göç ettiler. Kendilerine ait özel alfabeleri ve dilleri vardır. Abbasi Halifesinin Bağdat'ta kurduğu Beytülhikme'deki tercüme işlerini Süryaniler yapmıştı. Tarihte İslam Rönesansı diye adlandırılmış olan gelişmelere de Süryanilerin tercüme faaliyetlerinin de önemli bir katkısı olmuştur.



Komşularına göre daha medeni özelliklere sahiptiler. Yerleşik, meslek sahibi, kuyumculuk ve taş ustalığı gibi belli başlı meslek dallarında mahir idiler. Midyat yakınlarında bulunan Mor Gabriel Manastırı rehberleri Favlus ve Şabu'ya göre binlerce yıldır meskun oldukları topraklarda önce Arapların sonra Kürtlerin zulümlerine uğradılar. Türkiye içinde çeşitli illere ve Avrupa'ya göç ettiler. Avrupa ülkelerinde bir milyon kadar Süryani yaşarken bir o kadarı da asimile olmuştur. Süryanilerin dini merkezi Mardin Midyat'taki Mor Gabrial Manastırıydı.



Ancak Türkiye hükümeti, Süryanilerin Lozan Anlaşmasında azınlık sayılmadıkları bahanesiyle dini eğitim yapmalarını yasakladı. Zor durumda kalan Süryani patriği 1932 de Türkiye'den ayrılıp Şam'a gitti. Böylece Süryanilerin dini merkezi Türkiye'den Suriye'ye taşınmış oldu. Tek parti hükümetinin olduğu dönemde, SSCB tipi laikliğin uygulamasından Müslüman çoğunluğun yanı sıra Süryaniler de önemli bir mağduriyet yaşamıştır.



Mardin ve çevresinde etkili olan terör hareketleri Süryanilerin mağduriyetini arttırmış bir kısmı da bu nedenle Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmıştır.



Günümüzde Midyat ve çevresinde 2.500 kadar Süryaninin yaşadığı biliniyor. Türkiye’de bir topluluk yok oluyor. Hükümet binlerce yılın mağduriyetin gideremez. Türkiye’den giden Süryani nüfusunu da tümüyle geriye getiremez. Ama istemeleri halinde dini merkezlerini yeniden Mardin'e taşımalarını sağlayabilir. Süryanilerin azınlık haklarını yasal güvenceye alabilir. Bu güvenceyle birlikte Süryanilerin güven içinde yaşamaları, hükümetlerin yerli yersiz haklarını kısıtlayabileceği kaygısından uzaklaşmaları sağlanabilir.



Adı çokça bilinen Deyrül Zaferan Manastırının Korona salgını nedeniyle ziyaretlere kapatılmasına karşılık 4. Yüzyılda kurulmuş olan Mor Gabriel manastırı, sembolik bir giriş ücretiyle  halen ziyarete açıktır. Eski Mardin’de içki satan dükkanların neredeyse tümü Süryanilere aittir. Adeta bu alanda bir çeşit tekel kurmuşlar.



Mor Gabriel Manastırı rehberlerinin anlatımına göre Süryani nüfusunun azalması göçlere ve asimile olmalarına bağlıdır. Çevredeki Müslüman ailelerin içinde pek çoğunun bir iki kuşak öncesinde baba anneleri veya anneannelerinin Süryani olması, Süryani kızlarının zorla alınıp evlendirilmeleriyle açıklamaktadırlar.



Kürt Açılımı veya Çözüm Süreci denilen dönemde (2012-2015) eski yer adlarının olduğu tabelaların Kürtçe yazılması büyük tartışmalara yol açmıştı. Eski yer adlarının ne kadarının Kürtçe olduğu ayrı bir tartışma konusudur. Doğu illerindeki eski yer adlarının ezici çoğunluğu Kürtçe değildir. Ancak Kürtler de tıpkı Türkler gibi alışık olduğu yer isimlerini kullanmayı tercih ediyorlar. Yeni yer adları Türkçe olduğu için onların yerine eski yer adları olsunda isterse Kürtçe olmasın yeter ki Türkçe yer adı olmasın mantığı ile davrananları ayrı tutmak icap eder. Sonuç olarak o dönemde eski yer adları karayolları tabelalarına, Türkçe adların yanına veya altına yazıldı. Halen Diyarbakır, Urfa, Mardin yollarında böylesi tabelalar bulunmaktadır. Ancak bu tabelalar yazıldı diye kıyamet kopmadı. Hayatımızda önemli, olumsuz bir değişiklik olmadı. Demek ki böylesi işlere olan tepkilerimizin çoğusu bir abartıdan başka bir şey değilmiş.



Eski yer adlarının ve hatta kamu hizmetlerinin sunumunda Türkçenin yanında Kürtçenin de kullanılması ısrarı halen devam etmektedir. Bu ısrarın da Kürt halkının bir isteği olarak takdim edildiği bilinmektedir. Bunun sonucu olarak karayolları tabelaları dışında belediye birimlerine ait tabelalarda da bazı belediyelerin tantanalı, şamatalı bir şekilde Kürtçe tabela astıkları bilinmektedir. Lakin eski ve yeni Mardin’de vatandaşa ait dükkanların bütün tabelaları halen Kürtçe değil, Türkçedir. Kürt halkı belediyeye, karayollarına vb yerlere ait tabelalarda Kürtçe adların kullanılmasını bu kadar çok isterken eski ve yeni Mardin’de Kürt şahıslara ait dükkanların, iş yerlerinin hiçbirisinde Kürtçe adların, tabelaların kullanılması da tebessüm ettiren bir çelişkidir.



Yine terör örgütünün isteğine bağlı olarak bazı yerel yöneticilerin, Kürt vatandaşlara Kürtçe tabela asılması çağrılarına Mardin'de kimse ilgi göstermemiş. Her yerde olduğu gibi İngilizce kelimelerin tabelalara yazılması modası Mardin'de moda etkisini sürmeye devam ediyor.



Mardin’de yetişen ünlüler arasında Ebu’l Ula Mardin, Şerif Mardin, Beşir Hamitoğulları, Ali Bulaç, Musa Anter, Nurettin Yılmaz, Ahmet Türk, Orhan Miroğlu, Fehim Adak, Altan Tan isimler ilk akla gelenlerdir.

Bu 28
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com