Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
KADINLARIN DİLİPAK İÇİN SUÇ DUYURUSU
PKK KERKÜK'E YERLEŞİYOR
FRANSIZ AJAN MİSRATA'YA GİTTİ
FOTOĞRAFÇISI DA CASUS ÇIKTI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

TÜRKİYE VE LİBYA'NIN ORTAK GELECEĞİ

23.06.2020 / 15:25


Mısır’ın küçük Firavunu Abdülfettah Sisi geçen hafta, dolaylı olarak Türkiye’yi tehdit etti. Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) güçleri eğer Sirte-Curfa Hattını aşarsa, Mısır’ın kendini korumak için harekata geçeceğini ilan etti. Sirte-Curfa Hattı Libya’nın daha çok petrol havzasının olduğu orta bölgesidir. Sirte’den İtalya’ya uzanan bir petrol boru hattı da bulunmaktadır. Sirte ise Mısır sınırına yaklaşık 700 km uzaklıkta bir yerdir. Sirte’nin el değiştirmesini Mısır’ın küçük diktatörü, Mısır’ın kırmızı çizgisi saymış ve oradan Mısır’ı savunacağını ilan etmiştir.



Sisi’nin bu kararı tek başına aldığını düşünmek inandırıcı değildir. Sisi’yi iktidar eden başta AB/ABD olmak üzere, Rusya ve özelikle Fransa’nın, Körfez ülkelerinin, S. Arabistan’ın  konuşturduğu söylenebilir. Kendine halkına ihanet etmeyi varlık nedeni haline getiren Sisi gibilerinin, İsrail’in Batı Şeria bölgesini ilhak hazırlığını, Kudüs’ü başkent yapmasını sorun etmeyerek, Libya Hükümeti’nin Sirte’ye ulaşmasını Mısır için sorun sayması ibretlik bir olaydır.



Hemen her istihbarat örgütü ile iş tuttuğu anlaşılan Hafter’in elinden bu hattın alınması halinde artık Libya’da tek bir idari yapının kurulması evresine geçilmiş olacaktır. Petrol havzasını elinde tutan Libya hükümetinin ekonomisini takviye etmesi, ülkede idari birliği sağlaması, iç savaştan bunalan halkın sorunlarının çözümünü sağlayacak imkanlara ulaşması da mümkün olacaktır.



Başkent Trablus çevresinde UMH ve Hafter güçleri arasındaki çatışmalarda Mısır’ın desteğine sahip olan Hafter’in hiçbir varlık gösteremediği, kısa sürede sökülüp atıldığı görüldü. Sirte çevresinde ki muhtemel bir çatışmada da Hafter’in UMH’ne karşı dayanması ihtimali giderek azalmaktadır. Mısır’ın tehditleri UMH’ne yönelse bile aslında dolaylı olarak onu destekleyen Türkiye’ye karşı yapılmıştır.



Mısır’ın iç sorunları ekonomik yapısı Türkiye’ye karşı bir askeri çatışmayı sürdürmesine imkan verecek durumda değildir. Mısır Enver Sedat döneminde de Muammer Kaddafi’yi devirmek için Libya’ya saldırmış ama bir sonuç alamamıştır. Üstelik ABD desteği ve izni olmadan Sisi’nin Libya’yı işgale kalkışması da akla uygun değildir. ABD ise Libya konusunda tercihini henüz açık etmemiştir.



Sisi’yi saldırganlaştıran temel sebep ne olabilir? Maceracı Körfez ülkelerinin kışkırtması kadar Libya Hükümetinin (UMH) dayandığı sosyal zemin olmalıdır. Çünkü UMH’i İslamcı bir siyasi çizgiye ve Müslüman Kardeşlere (MK) yakındır. Binlerce insanı katlederek Mısır’da iktidarı ele geçiren Sisi’de bir MK üyesi olan Muhammet Mursi’yi devirmişti. Şimdi Mısır’ın Batı komşusu olan Libya’da UMH’nin iktidar olması Sisi için bir kabus olmalıdır. 



Görünüşe göre Türkiye’ye karşı Sirte-Curfa Hattında Rusya’nın fiili engeli varken Akdeniz’de Fransa ve Doğuda ise Mısır bir müdahaleyle bu engele katılma çabasındadır. Ancak Rusya ile Türkiye’ye karşı Mısır’ın ortaklaşa bir cephe kurma çabası ABD-Rusya rekabeti bakımından Mısır’ın aleyhine olacaktır. ABD desteğinden yoksun kalacak Sisi’nin, Libya’da operasyon yapmak bir yana Mısır’da iktidarda kalma şansı bile neredeyse yoktur. Bu durumu herkesten daha çok Sisi’nin kavramış olduğu açıktır. O halde Sisi kendisini iktidardan edecek bir hamleye, Libya’da nasıl girişebilir? Dolayısı ile Sisi’nin çıkışını bir şantaj meselesi olarak görmek daha gerçekçidir.



Buna karşılık Sisi’nin Hafter’e, daha çok askeri destek sağlaması, ve Doğu Libya’daki bazı kabileleri Libya UMH’ne karşı silahlandırıp kışkırtarak zaten yürümekte olan vekalet savaşını daha da kızıştırmayı tercih edebilir. Trablus ve çevresindeki çatışma tecrübesi zaten bu anlayış üzerine kurulmuştu ve Mısır’ında içinde olduğu cephenin her çeşit desteği sunduğu Hafter güçleri yenilmişti. Hafter güçleri her ne kadar Libya Ulusal Ordusu adını taşıyor ve Hafter’in kendisi de her ne kadar Mareşal unvanına sahip görünüyor ise de ordu olma özelliği, daha çok dışarıdan aldığı desteğe bağlı olan bu derme çatma güçlerin, Trablus, Tarhune ve Vatiyye çevresindeki savaşlardan aldıkları yenilginin yol açtığı çöküntü havasını kolay atlatması zordur.



Türkiye ve Libya UMH heyetleri karşılıklı olarak biri birlerini ziyaret edip çeşitli anlaşmalar imzalamaktadırlar. Her ziyaret ve anlaşma haberine Türkiye muhalefet çevrelerinin de bir tepkisi takip etmektedir. Türkiye muhalefeti başından beri Türkiye’nin Libya sorununa taraf olmasına karşı çıkmıştır. Muhalefet genel olarak, yurtta sulh, cihanda sulh diye özetlenen İngilizci siyaseti seslendirmiştir. Türkiye hükümetinin tutumu bu geleneksel İngilizci siyaseti terk etmesinden başka bir şey değildir. Böylece Türkiye İngilizci sınırları aşan bir dış siyaseti Libya’da fiilen uygulamaktadır.



Türkiye’nin tarafı olduğu Libya UMH’nin başarısız olması ihtimaline karşı sessiz kalıp işin sonucunu bekleyen muhalefet çevreleri, başarılı olma ihtimali arttıkça itirazını da yükseltmektedir. Çünkü Türkiye’nin içinde olduğu taraf eğer Libya’da kazanırsa bunun etkileri Türkiye’de, seçimlerde görülecektir. Böyle bir ihtimal ise Türkiye’de muhalefet çevreleri için bir kabustur. Böylece Türkiye muhalefeti, Mısır’ın küçük Firavunu Sisi ile aynı kabusu görmeye devam etmektedir.



Trablus’tan Tarhune’ye uzanan savaş sonuçlarına göre Türkiye’nin Libya’da başarı şansı artmıştır. Daha özgürlükçü, İslami bir idarenin Libya’da tesis edilmesine Türkiye’nin desteği tarihi misyonunun bir uzantısı da sayılabilir. Hatırlanmalıdır ki Osmanlıların, Kuzey Afrika’da, Libya’da varlıklarının temel nedeni de Haçlılara karşı mücadeleden başka bir şey değildir. O dönemde Libya vb yerlerde petrol, doğalgaz gibi kaynaklarda yoktur. Osmanlıların Kuzey Afrika’dan ayrılması da buradaki toplulukların Osmanlıya karşı bir isyanı ve çatışması ile değil yine Haçlıların geri dönmesi ve Osmanlılara karşı üstünlük sağlaması ile olmuştur. Şimdi Türkiye, Haçlıların desteğini arkasına alan Hafter çetelerine karşı Libya’da fiili bir mücadelenin içindedir.



Günümüzde her ne kadar siyasi bir karşılığı olmasa bile Osmanlı-İtalya arasında 1912’de Libya konusunda yapılan Uşi Anlaşmasında, Libya halkının kültürel/dini bakımdan Osmanlılara bağlı kalması ve bu yüzden Osmanlı Halifesinin Libya’da bir temsilci bulundurması öngörülmüştü. 1911’de İtalya’nın Libya’da başlayan kanlı işgaline karşı Osmanlı ordusunun, Libya halkından derlediği milis güçleriyle son ana kadar İtalyanlara karşı savaşması Libya tarihinde her zaman hayırla anılan örnek olaylardan sayılmıştır.



2011’de zalim bir diktatöre Muammer Kaddafi’ye karşı başlayan Libya Devrimi adeta Libya halkının elinden çalınmıştır. Libya iç savaşa sürüklenmiştir. Diktatörlük döneminden daha fazla büyük bir yıkım ve iç savaş yaşamıştır. Ancak her gecenin bir sabahı olması gibi, UMH’nin başarılı olması ve bütün Libya’da tek bir idare kurması halinde işte bu Libya devriminin tamamlanması olacaktır. Libya halkı kendini yönetenleri seçeceği özgür bir döneme ulaşacaktır. Libya ne bir kişinin, ne bir ailenin, ne de yabancıların talanına zemin hazırlayan Hafter gibi kiralık kişilerin özel mülkü değil doğrudan halkın özgür iradesiyle yönetilen bir ülke olacaktır. Libya’nın yer altı yer üstü kaynakları zalimler eliyle yağmalanmayacaktır.



Türkiye’nin Libya UMH yanındaki bu dost ve kararlı tutumunu, Fransa CB Macron, “Nato’nun beyin ölümü” diye açıklamıştır. Çünkü eskiden Nato kararı, Nato menfaati diye aldıkları kararları Türkiye’ye dikte ettirirler, Türkiye ise çaresiz ve edilgen bir şekilde Nato kararların takipçisi olurdu. Şimdi Nato kararı diye sömürgeci Fransa Hafter güçlerine denizden yardım ulaştırmaya çalışırken Türkiye tarafından suçüstü yapılarak engellenmiştir. Fransız Deniz güçleri ise çaresiz bir şekilde Libya kıyılarından geri dönmek ve Türkiye’yi dünyaya “Nato’nun beyin ölümünü gerçekleştiriyor” diye şikayete mecbur kalmıştır. Türkiye’yi tehdit ederek istedikleri her kararı kabul ettirme döneminin geride kaldığını görmenin hayal kırıklığı ile daha saldırgan bir dille Türkiye’yi suçlama yarışı içindedirler.



Cumhuriyet dönemi boyunca yurtta sulh cihanda sulh diye takip edilen İngilizci dış siyasetin Türkiye’ye bir getirisi olmamıştır. Başta Nato üyeliği olmak üzere Türkiye’nin içinde olduğu batılı kurumlar doğrudan Türkiye’yi edilgen halde tutmanın bir aracı olarak kullanılmışlardır. Bu kurumların başında ise elbette Nato gelmektedir. Türkiye Kıbrıs örneği başta olmak üzere ne zaman bu kurumların rağmına kararlar alıp uygulamış ise kendi faydasına davranmıştır.



Türkiye’nin Libya siyasetini de bu çerçevede ele almak daha mantıklı olacaktır. Türkiye’nin ortak tarihi geçmişi olan kardeş topluluklara karşı sorumlulukları vardır. Elbette bu sorumluluklar karşılıklıdır. Dikkat edilecek bir hususta Türkiye’nin geleceği de faydası da sorumlulukları etrafında toplanmıştır. Aslında bu sorumlulukları boş vermek, Türkiye’nin geleceğine karşı, faydasına karşı  sorumsuz davranmakla eş anlamlıdır. Mısır’ın Firavunu, Türkiye’nin muhalefeti kabus görünüyor diye Türkiye sorumluluklarından vazgeçmemelidir. Görünen odur ki özellikle Akdeniz’in yeniden paylaşılması gibi konular başta olmak üzere Türkiye ve Libya’nın geleceği birlikte hareket etme becerisine bağlıdır. Türkiye ve Libya hükümetlerinin ortak kararları ve uygulamaları her şeyden önce kendi gelecekleri içindir.

Etiketler:
Bu 46
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com