Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
FOTOĞRAFÇISI DA CASUS ÇIKTI
AYASOFYA CAMİSİNDE ZULÜM BİTTİ
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

FASIL 60

AKİF DOĞRUL
13.06.2020 / 15:25


Siyahi renk hoştur. Esmere denir, zenciye denir. Boşuna kendimi ölüm yollarına atmadım. Sırf şansın yeterli olduğu 101 ve tavla gibi oyunlarla kendimi kandırmadım. Benim oyunum bellidir. Defaatle belirttiğim gibi bu kralların oyunu SATRANÇ’tır. Bir tek bilen de yok ya etrafta neylersin...(HS)



 Merhametin kıyısından döndüğüm olmuştur. Seküler çelişkilerim bir sırtlan sürüsü gibi rahatsız edici. Dünyevilikten kurtuluş için bir yöntem var mı acaba dersem, imanın huzuru derim her halde. Başka bir şey aklıma gelmez. Tevrattan ve İncilden süzülen muharref olmayan aksam yüzde olarak zannedersem epey düşüktür. Tahrif edilmeseydi tabii ki topyekûn gerçekti... Zebur’dan ise ne kaldı bugüne onu hiç bilmiyorum...



 En acı söz: “İnsanın kendisidir.” En acı söz benim yani. Tepetaklak yuvarlanan sırça saraylar, mendebur köhneliklerin de vatanıdır. Eşyanın tabiatına aykırı serzenişleri de serdettim ama bir gayri tabii sıradanlık gelip benden aldı beni... Handsome suratlar, güzel cemallerin mi inikâsıdır yoksa... Yoksa güzelliğin sahibinin bir ikramı mı? Terbiyesiz teferruatlar ise çala kalem yazılan oportünist kentli magandaların hayatını yazmak gibidir bence... Ne yazık ki harcırahsız yola çıktığın için, yarı yoldan geriye dönersin görev mahalline varamadan. Deryadan deryaya sürülmek de varsa kaderde, kesp ettiğin bazı hasletler bu sürgünü en hafif bir travmayla atlatmana yardımcı olacaktır. Sabır, Sebat, şecaat, cesaret, şükür ve çalışkanlık gibi...



 Onu nihavent makamında sevmiştim, galiba... Kürdili Hicazkâr da olabilir, mümkündür. Çileli başım yine… Yine efkâr bastırır. Hüzün zaten hiç bırakmaz ki beni, sağ olsun. Merhaba her yeni gelene... Dünyanın bir sevileceği yok zaten biliyorum da, ne diye uğraşıyorum ki merhametsiz akşamlarla... Bize seher sabah ferahlığı yeter ve o nazenin kahvaltı keyfi ile ardından yakılan ilk cıgara...



 “Cennetin anahtarları getirildi, uyku ile uyanıklık arası bir haldeydim, tam bilemiyorum onun için, gerçek mi yalan mı? Yalnız bir …lafı geçti, galiba Hazreti sordular. Dedim ya tam bilemiyorum. Bilsem zaten mukaddes bir emanetim olurdu. Ortada yok, burada iki ihtimal var; böyle bir emanet gelmedi ya da hırsızlar çaldı... Böyle de rüya mı olur? Gerçeğe ne kadar az yakın! Sen boş ver bu işleri, son sözünün ne olacağını düşün...”



 Bukalemun hayatlar var mıdır? Bilmem de herkesin payına düşen kendinindir. Belki bir gül güzeli, belki bir gurbet havası, ya da yürek yangınından geriye ne kaldıysa. Son gün belki ilk gündür. Ya da her gün bir gündür. Bir gün, her gündür belki... Hayır, bence her gün aynı gündür. Roller değişmektedir. Terbiye sınırları yani HADD senin hududundur. Onu aşamazsın. Bir de duygusalsın ki mekanik duygular bile sana yakışmazken haddi aşmak senin ölüm fermanındır.



Terkedilmiş aşkların ve aşıkların hiç günahı yok mu? Ampirik olarak bile test edebilirsin bu aşkın (transandantal) durumu... Felsefi, sosyolojik ve elbette psikolojik - psikiyatrik yansımaları, iz düşümleri ve izahatları olacaktır. Aşk felsefe açısından hangi başlık altında incelenir, sosyolojik açıdan nedir? Gerçekten bilmiyorum ayrıca çok da ilgilendirmiyor. Ben psikoloji ve /veya psikiyatrik açıdan tahlil etme taraftarıyım ve biraz da ben bilerek zorlayacağım...



 Aşk bir Obsesif Kompülsif Bozukluk olabilir, birisine takılıp kalıyorsun sonuçta... Depresif de bir durumdur aynı zamanda... Yalnız aşkın Şizofreni ve paranoid bozukluk gibi akıl hastalıkları ile alakasının olmadığını söyleyeyim... Çünkü aşk bir hastalık değildir ve aşık da hasta değildir, delidir ama hasta değildir. Delidir, sevgilisine karşı



 Burada çözemediğim şey şu ki, niye hep aşk ateşinden yananlar erkek de duygusal olduğu söylenen kadınlar yok, bu bir muamma değil mi? Çünkü görmedim hiç aşktan yanan bir kadın. Adı; Kerem’dir, Ferhat’tır, Mecnundur aşkın...



 Ben Anadolu’yum diyor Ahmet Arif. Burada yani Anadolu’da bir türkü bir Niçe’yi bitirir. Aşık Veysel'in gönül gözünün yanında kör gibiyizdir, kendisini terk edeceğini hissettiği ilk karısının ayakkabısına geceden koyduğu parayıRockefeller kazanamaz, ne yaparsa yapsın. Muharrem Ertaş bir Avşar Bozlağı okur bütün tenorlar biter. Haydar Haydar çalar Ali Ekber bütün batı müziği susar. Pir Sultana, Nesimi ye, Mansur’a atılan bir gül hiçbir zaman o andaki gibi anlamlı olmaz, gül bahçesini bile getirseniz. “Girebilsen şu sinemde neler var, Gülüp oynadığım ele karşıdır.” Der Karacaoğlan ve bütün batışiirini ve divan edebiyatını bitirir. İşte biz az konuşuruz çok görünürüz, biz Anadolu’yuz...

Etiketler: FASIL 60
Bu 103
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com