Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

ANADOLU İRFANI

27.04.2020 / 14:55


Sözlükte karşılığı, bilme, anlama, tanıma, kültür olan irfan kelimesi ile arif, maarif, marifet, maruf ile aynı kökten gelmektedir. Tasavvuf çevreleri ise irfanı doğrudan tasavvuf anlamında kullandığı gibi arif’i de sufi anlamında kullanmışlardır. Bunun bir sonucu olarak Tasavvufçular görüşlerini Marifetname (İbrahim Hakkı gibi) adlandırdıkları gibi, Tasavvuf ileri gelenleri de Arifler diye (Ariflerin Menkıbeleri Ahmet Eflaki gibi) kitaplaştırılmıştır.



Tasavvuf çevreleri, irfanı, çalışma yoluyla elde edilen bilginin (kesbi bilgi) dışında, sülük ve tecrübenin sonunda bağış yoluyla (vehbi bilgi ya da marifet) ulaşılan bir bilgi türü olarak da kabul etmişlerdir. Yine onların görüşüne göre çalışma yoluyla elde edilen bilgi de vehim, yanılma olacağı halde,  marifette vehim, yanılgı yoktur. (S.Uludağ, Marifet, DİA, C.28, İstanbul 2003, s.54-56)



Şiilerin arasında da irfan, arif kelimeleri tasavvuf çevrelerinin kullandığı içerikte kullanılmaktadır. Tasavvuf yerine doğrudan irfan kelimesi tercih edilmektedir. Bilginin kaynağı, edinme yolları ve tasnif edilmesi gibi konularda Tasavvuf ve Şii çevrelerinin görüşleri arasında büyük bir benzerliğin olduğu bilinmektedir.



Anadolu insanının, okuması yazması olmasa da kendine göre bir malumatın, sezginin sahibi olduğu bu yüzden de arif olduğu görüşünü de pek çok kimse söylemektedir. Okumaya bilgiye dayanmayan bir ariflik kendi ölçüsüne göre değerli, önemli sayılmaktadır. Anadolu’da halk, savaş ve seçim zamanlarında çok değerli, vasıflı ve özel bir halk olarak da görülmüştür. Milli Mücadele döneminde yere göğe sığdırılamayan Anadolu halkının, o mücadeleden hemen sonra, her şeyinin mutlak surette değiştirilmesi gereken, ilkel, kaba, terbiyeye muhtaç bir topluluk olarak görülmesi örneği hatırlandığında, Anadolu halkına verilen değerin de dönemin şartlarına göre değiştiği sonucuna varılabilir.



Son zamanlarda “Anadolu İrfanı” deyimi sıkça kullanılmaktadır. Bu deyim neyin karşılığıdır? Anlaşılacağı gibi Anadolu’da var olan, görülen bir irfanın karşılığıdır. Anadolu denildiğine göre buradaki irfanı, komşu ülkelerden ayıran özelliklerden söz ediliyor olmalıdır. İran, Irak ve Suriye gibi ülkelerden farklı bir irfan anlayışı Anadolu’da baskın, geçerli olmalıdır.



15 Temmuz 2016 darbesinden sonra Anadolu İrfanı daha çok kullanılır oldu. Darbecilere karşı sokaklara dökülen halkın, bir Anadolu İrfanına sahip olduğu vurgusu yapıldı. Eğer bu tespiti geçerli sayar isek Anadolu İrfanı için, “ortak bir bilinç ya da ortak bir tepki” diye bir tarifte bulunmak mümkün olacaktır. Ancak Türkiye’de askeri darbelere ilk defa bir halk tepkisi görülmüştü. Oysa askeri darbeler geçmişte çok fazlaydı. Aynı halk aynı yerde yani Anadolu’da yaşarken önceki darbelere böyle bir tepkiyi neden göstermemişti? Bu sorunun cevabı belki de Anadolu İrfanı deyimini açıklayacaktır.



Şerif Mardin’in tezine göre (Jön Türklerin Siyasi Fikirleri 1895-1908) Anadolu adı II. Meşrutiyet döneminde çıkan gazete adları ile birlikte giderek rağbet gördü. Daha Yıldırım Bayezit döneminde (1389-1402), Anadolu ve Rumeli beylerbeylikleri, adları hatırlandığında, Anadolu adının elbette çok daha uzun bir geçmişinin olduğu teslim edilecektir. Ancak II. Meşrutiyet döneminden itibaren, ayrıca yeniden ve daha çok literatürde kullanılmaya başlandığı tezinin de bir haklılık payı vardır.



Ömer Seyfettin, Reşat Nuri Güntekin, Necip Fazıl ve Nurettin Topçu gibi yazarların da katkısı ile edebiyat alanında bir Anadoluculuk akımı ya da vurgusu olmuştur. Türklerin tarihini daha çok Anadolu’dan (1071 Malazgirt Savaşı ile) başlatan ve Anadolu’da olup bitenleri daha çok önemli, değerli sayan görüşle bir tarih ve toplum tezi bu yazarlar tarafından oluşturulmaya çalışılmıştır.



Böyle bir toplum ve tarih görüşünün isabeti şüphelidir. Anadolu’daki halktan kasıt (ezici çoğunluk olduğu için) eğer Türkler ise, Anadolu İrfanı diyerek Türklerin sadece Anadolu kısmını içine alan, Anadolu dışında kalan Türkleri hesaba katmayan, bu tezin kapsayıcı olmadığı açıktır. Anadolu İrfanı ile Türkiye’de yaygın olan, kabul gören İslam kast ediliyor ise bunun da isabeti tartışma götürecektir. Çünkü Anadolu’daki Müslümanlar, Türklerden ibaret olmadığı gibi Müslümanlık da Türkiye ile sınırlı değildir.



Anadolu İrfanı deyimi tarihin hangi dönemini kapsayacaktır?  Kemalist dönemi ve onun etkisiyle olup bitenleri kapsamayacağı kesindir. Kemalizm için zaten Anadolu halkı, çağdaşlık ile terbiye edilmesi gereken kaba, cahil bir topluluktur. Bundan dolayı da Anadolu irfanı nasıl tarif edilirse edilsin Kemalizm için makbul değildir. Çünkü çağdaşlık Avrupa’da genel geçer olanların toplamıdır. Anadolu ise onlardan yoksun olduğu için geri ve ilkel olmuştur. Böyle bir Anadolu’nun da onun irfanının da bir kıymeti harbiyesi yoktur.



Anadolu İrfanı ile tasavvuf kast ediliyor ise bunun da Türkiye tarihinin tamamını ve Türkiye’deki halkın da tamamını kapsamadığı açıktır. Evet Tasavvuf akımı, anlayışı Anadolu Selçukluları döneminden başlayarak özel bir himayeye sahip edildiği için belli bir etki alanına ve devamlılığa sahip olmuştur. Tek parti döneminde bir takibat ve zulme maruz kalmış ise de demokrasi ile birlikte yeniden eski saltanatına geri dönmüştür. Tasavvuf çevreleri, kerih gördükleri demokrasi sayesinde gelip giden her iktidarın az çok iltifatına, ikramına sahip olmuşlardır. Buna rağmen Tasavvufun sahip olduğu ilkelerin isabeti tartışma konusu olmaya devam ettiği gibi halkın önemli bir bölümü de tasavvufun dışında kalmayı sürdürmektedir. Bundan dolayı Anadolu İrfanı deyimini Tasavvuf ile sınırlandırmak ya da açıklamak gerçekçi ve isabetli olmayacaktır.



Adaleti önemsemeyen, zulme itirazı değersiz bulan, başkasının hakkını gasp etmeyi marifet bilen bir tutum ya da hayat tarzı ne Anadolu’da ne de başka bir coğrafya da irfan diye anılmayı hak etmez. Dolayısı ile tarihte adalet peşinde koşan, zalimle kavgayı göze alan, başkasının hakkını en az kendi hakkı kadar aziz bilen, herkes Anadolu İrfanında pay sahibidir. Mazlum yerine zalime yoldaş olan, adaleti olsa da olur olmasa da ne olur bilen, başkasının hakkını hukukunu çiğnemeyi marifet bilen, her kim gelip geçmiş ise onu da doğrudan Anadolu İrfanının dışında bilmek, hatta hasmı bilmek icap eder.



Anadolu İrfanını, halkın tamamını kapsamasa bile ezici çoğunluğunu kapsayan bir hayat tarzı bir dünya görüşü diye açıklamak mümkün olabilir. Konu madem Anadolu adıyla sınırlandırılıyor o halde bunun zamanı için de Anadolu’nun fethini başlangıç yapmak gerçekçi olabilir. Böyle bir başlangıç Anadolu’daki irfanı başka ülkelerden ve oralardaki Müslüman topluluklardan bütünüyle ayırmayı icap ettirmez. Azerbaycan Türkleri ile Anadolu Türkleri arasında bir benzerlik kaçınılmaz olacağı gibi Türkiye’deki Müslümanlar ile Suriye ya da Pakistan Müslümanları arasında da bir benzerliğin olması kaçınılmazdır.



Bilgiye, bilince, anlamaya dayanmayan bir irfanın zor zamanlarda işe yaramadığı, kapsayıcı olmadığı, sorun çözmediği aksine sorun olduğu tarihin şahitliği ile pek çok olayda görülmüştür. Bundan dolayı bilmeye ve anlamaya dayalı bir irfan anlayışının daha gerçekçi ve kuşatıcı olacağı açıktır. Medrese geleneğini yok sayan, onun birikimini hesaba katmayan, fıkıh ilmini ve onunu oluşturduğu geleneği önemsiz gören, kendini gezgin dervişlerle sınırlandıran bir irfan anlayışı olmaz. İslami ilkeleri çiğnemeyen, aşmayan, halkın zararına, aldatılmasına tenezzül etmediği gibi aksine engel olan, her geleneğin her anlayışın Anadolu İrfanında bir yeri, bir payı olmalıdır.



Türkiye tarihinde, yaşanmış olan büyük trajik olayları da halkın ortak bir hayat tarzının, dünya görüşünün ya da irfanının yokluğunun kanıtı gibi takdim etmek büyük yanlıştır. Her olayı kendi döneminin şartları içinde ele almak icap eder. Tarihteki her olayı bir toplumun suçlanması için ya da sorumlu tutulması için bir bahane saymak iyi niyetten bilgiden uzak bir tutumdur.



Türkiye tarihinde işlerin yolunda gitmediği dönemlerde bir kaos ya da isyanın olmayışına karşılık, işleri yolundan çıkaran zalim yönetimlere de kayıtsız şartsız bir itaatinde olmadığı adeta isyan ile itaat arasındaki bir muhalefetin baskın olduğu söylenebilir. İşgal dönemlerinde yaşanmış büyük acıların, kayıpların oluşturduğu bir ortak bilince dayalı olan bu tutumun her zaman sorun çözücü olmasa da yeni sorunları engellemiş olmasını halkın ezici çoğunluğu tercih etmiştir. Halkın bu tutumunu da belki Anadolu irfanının bir sonucu olarak görmek isabetli olacaktır. Ya devlet başa ya kuzgun leşe diye özetlenebilecek bir tarihi tecrübe bu tutumu tayin edici olmuştur.



CHP iktidarında inkılap adıyla yapılanlara halkın fiili bir tepkisinin olmayışına karşılık, özgür seçimlerin başladığı 1950’den beri bir daha CHP’nin iktidar olamayışını, halkın uzun vadeli, yeni sorunlar ve kayıplar istemeyen bir irfanı olarak görmek mümkündür. Yüz yıldan beri devletin bütün imkanları seferber edilmiş olmasına rağmen halkın ezici çoğunluğunun kemalizme muhalif olması da Anadolu İrfanının bir sonucu olmalıdır.



Anadolu İrfanını her derde deva bilmek ne kadar aldatıcı ise hiçbir işe yaramaz önemsiz bir söylenti gibi düşünmek de aldatıcıdır. Bir halkın bütün davranışlarını tek bir neden tayin etmeyeceği gibi o nedeninde ortaya çıkması, kendini belli etmesi ve nihayet sorun çözücü hale gelmesi de bazı şartlara bağlıdır. Aklımıza gelebilecek olumsuzlukları düşünerek nerede bu Anadolu İrfanı yakınması da çok isabetli değildir.

Etiketler: ANADOLU İRFANI
Bu 147
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com