Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Türkiye'de Sağlık İşlerinde Rockefeller Tekeli

06.04.2020 / 15:47


Korona felaketine bağlı olarak yeni tartışmalarda Türkiye’nin gündemini meşgul etti. Bir görüşe göre Türkiye eskiden halk ağlığı konusunda çok iyi durumdaydı. 1928’de hiç olmayan bir iş yapılmış, Hıfzıssıha Enstitüsü bile kurulmuştu. Hatta bu Enstitü vb kuruluşların katkısı ile salgın hastalıkların görüldüğü ülkelere yardım bile yapılmıştı.



Türkiye’de en çok yaygın olan bulaşıcı hastalıklar arasında verem, belki ilk sırada yer almıştır. Vereme karşı mücadele etmek amacıyla 1918’de İstanbul’da Prof Besim Ömer Paşa tarafından Osmanlı Veremle Savaş Cemiyeti’nin kurulması ile başlamıştı. Sonraki yıllarda cemiyetin adı “Veremle Savaş Dispanseri” diye değiştirilerek şubeleri çoğaltılarak, halk sağlığı alanında önemli bir kuruluş haline getirilmişti. XX. Yüzyılda Türkiye’de yaygın olan hastalıklardan birisi de sıtma idi. Birinci Dünya Savaşı içinde Osmanlı ordusundaki can kayıplarının arasında, sıtmanın da önemli bir yeri vardı. Zaten bir hastalığa karşı mücadele, ister istemez o hastalığın ortaya çıkması ile başlar.



Türkiye tarihinde halk sağlığı ya da koruyucu hekimlik anlamında kullanılan deyim Hıfzıssıha’dır. Tam karşılığı “sağlığın korunması” demektir. 17 Mayıs 1928’de 1267 sayılı bir “Türkiye Cumhuriyeti Merkez Hıfzıssıha Müessesesi Hakkında Kanunu” çıkarılmıştır. Benzeri içerikte bir kanun ise 7 Mayıs 1987’de 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Kanunu adıyla yasalaşmıştır.



Hıfzıssıha yerine İslam Tıp tarihinde “tedbirü’s sıhha” denildiği gibi günümüz de Arap ülkelerinde bunun yerine koruyucu hekimlik karşılığında “et-tıbbü’l vikai” denilmektedir. Batı da her işi bir Yunan tanrısına dayandırma geleneği bu alanda da kendini göstermiş, Halk Sağlığı / Koruyucu Hekimlik yerine Yunan Mitolojisinde Sağlık Tanrısı Asklepios’un kızı ve yardımcısı sayılan Hygieia (Hijyen)’nin adı kullanılmaktadır. Yunan mitolojisinde yer alan Tanrıların adları Türkiye’de de çok yaygın olarak günlük hayatta etkili bir şekilde kullanılmaya devam edilmektedir. Spor malzemelerinde yer alan Nike adı gibi.



İlahi ve beşeri dinlerin tümü sağlıkla ilgili bir takım kural öngörmüştür. İslam Dini’de başta abdest alınması (Kur’an Maide 5/6) ve giysilerin temiz tutulması (Kur’an Müddessir 74/4) olmak üzere sağlığın korunması hakkında pek çok kurala yer vermiştir. Hz. Muhammed’in veba gibi salgın hastalıkların olduğu yere gidilmemesi, salgının görüldüğü yerde bulunanların da başka yerlere gitmemesini öngören, doğrudan karantina diye açıklanabilecek emirlerinin varlığı da bilinmektedir.



Fatih Sultan Mehmet’e ait olduğu bilinen bir vakıfta, “İstanbul’da her sokakta iki kişinin görevlendirilmesi, bu kişilerin kireç tozu veya kömür külü ile tükürükleri temizlemeleri, ayın belli günlerinde kapı kapı dolaşarak evlerde hasta olanların olup olmadığını araştırmaları” da görevleri arasında sayılmıştır. Bu örnekte de görüldüğü gibi koruyucu hekimlik anlamındaki Hıfzıssıha hizmetleri Osmanlı döneminde bir devlet görevi sayılarak ücretsiz olarak yerine getirilmiştir.



1841-1842’de Mektebi Tıbbiye’de okutulan derslerden birisi de “İlmi Hıfzıssıha” dır. Hıfzıssıha adıyla basılmış çok sayıda kitap da vardır. Bunlardan birisi de son baskısı 1926’da yapılmış olan Abdülkadir Lütfü’nün “Askeri Hıfzıssıha” adlı kitabıdır. Bu örneklerde yer aldığı gibi, halk sağlığı, koruyucu hekimlik anlamında kullanılan Hıfzıssıha, 1930’lara kadar bilinmeyen ve uygulanmayan bir şey değildir. Ancak Cumhuriyet dönemi ile birlikte halk sağlığı alanındaki çalışmalar yabancılara, özellikle ABD’li Rockefeller vakfına emanet edilmiştir.



Türkiye’de sağlık işlerinin ABD’li Rockefeller Vakfına ihale edilmesini temin eden kişi İbrahim Refik Saydam’dır. (D.1881 İstanbul, Ö.1942 İstanbul). Askeri Tıp Fakültesinden mezundur. 30 Ekim 1923-25 Ekim 1937’ye kadar Sağlık Bakanlığı, 25 Ocak 1939-8 Temmuz 1942 arasında ise başbakanlık yapmıştır. Cumhuriyet döneminin dördüncü başbakanıdır.



Rockefelelr Vakfı, Standard Oil adlı petrol şirketinin sahibi, John D. Rockefeller ve oğlu John D. Rockefeller JR tarafından resmi olarak 14 Mayıs 1913’de kurulmuştur. Rockefeller bir Yahudi ailesidir. Asıl faaliyet alanı petroldür. Genellikle petrol işi yaptıkları ülkelerde  Rockefeller Vakfı da faaliyette bulunmaktadır. 2015 yılı itibarı ile toplam bağış açısından Rockefeller Vakfı ABD’nin en büyük 39. Vakfıdır. Vakfın mal varlığı 2016 sonunda 4.1 milyar dolar iken yıllık hibesi de 173 milyon Dolar olmuştur. Rockefeller Vakfının Türkiye’deki faaliyetleri de oldukça dikkate değer alanlarda yoğunlaşmıştır.



Rockefeller Vakfı, Türkiye Sağlık Bakanı Refik Saydam ile 1924-1936 arasında tesis ettiği yakın ilişki ile halk sağlığı alanındaki faaliyetlere malzeme ve para yardımları temin etmiştir. Elbette vakfın çalışmaları hayırseverliğin ötesinde siyasi, ekonomik ve kültürel alanları içine alan hedeflere yönelmiştir. Vakfın sağlık alanındaki çalışmaları Güney Amerika’nın yanında, Karayipler, Doğu Avrupa, Afrika ve Asya ülkelerinde de özellikle bulaşıcı hastalıklara karşı yapılmıştı. Richard Brown’a göre “Vakfın çalışmaları ile ABD’nin ticari çıkarları arasında ilişki” vardır. Vakıf çalışmaları için de “vakıf için iyi olan ABD için de iyidir” sloganını benimsemiştir.



Amerika Devleti adına faaliyetler, Türkiye’de 15 Ocak 1820’de İzmir’de ABD konsolosluğu içinde misyonerlik faaliyetleri olarak Papaz Charles Williamson tarafından başlatılmıştı. ABD misyonerleri, sağlık hizmetleri ile eğitim ve misyonerlik çalışmalarını birlikte yürütmüştür. İzmir (1820), İstanbul (1831), Erzurum (1839), Antep (1847), Adana (1952), Maraş (1854), Merzifon, Kayseri, Van, Mardin gibi yerlerde 17 büyük misyonerlik merkezi, 9 Hastane ve 25 bin öğrencinin eğitim gördüğü 426 okuldan oluşan bir ağ tesis etmişlerdir.



Osmanlı döneminde Rockefeller’in petrol arama ve petrol ürünlerini pazarlama bölgeleri ile sağlık hizmetleri yürüttükleri alanlar aynı bölgelerdir. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Rockefeller Şirketi (Standard Oil Company of New York-Socony) gazyağı vb petrol ürünleri için Mısır, Doğu Akdeniz ve Anadolu’da geniş bir ihracat pazarı tesis etmiştir. 1911’de İstanbul’da gazyağı ve madeni yağlar satışı için bir dağıtım ofisi, İzmir’de ise depolama alanları  kurarak Osmanlı akar yakıt piyasasında bir çeşit tekel oluşturmuştur.



Savaş içinde Osmanlı petrolleri üzerinde ABD, Almanya ve İngiltere petrol şirketleri arasında önemli bir ticari rekabet yaşanmıştı. 29 Temmuz 1915 tarihli New York Times Gazetesi  haberine göre, Standard Oil Company of New York şirketi başkanı W.E. Bemis’i, Padişah Mehmet Reşat, ikinci sınıf Osmaniye Nişanı ile, şirketin İstanbul ofisi yöneticisi Oscar Gunkel’i de üçüncü sınıf Osmaniye Nişanı ile ödüllendirmiştir. Şirket 1930’lara kadar Türkiye’de 2.5 milyon Dolar yatırım yapmış buna karşılık 300-350 Bin Dolar bağışta bulunmuştur. Yatırım miktarına göre yardım meblağının çok az olduğu görülmektedir.



Türkiye’de vakfın yardım faaliyetleri ile şirketin çalışmaları arasında bir yakınlık her zaman olmuştur. Vakfın programları, ABD kapitalizminin ihtiyaçlarına göre ayarlanmıştır. “Misyonerlerin çalışmaları öncülüğünde yabancı toprakların ticari fethi mümkün hale gelmiş” misyoner çalışmaları askeri güç tehdidi ile ihtiyaç duyulan her zamanda takviye edilmiştir. “Misyonerlik emperyalizmin kadife eldiveni” olmuştur.



Vakfın Ermeni ve Rum göçmenlere/mültecilere yaptığı yardımlar TBMM’de şüpheyle karşılanmış, TBMM tarafından 3 Ocak 1922’de İç İşleri Bakanlığına gönderilen bir muhtırada, “şimdiye kadar Amerikan faaliyetlerinin kâr güdüsü ve ekonomik imtiyazların suistimali ile gayri Müslim ahaliyi kışkırtma ve hayırseverlik adı altında Hıristiyanları Müslüman düşmanı olarak eğitme gayesi peşinde koştuğu ve bunlara izin verilmemesi icap ettiği” belirtilmiştir. Aslında bu muhtırada yer alan ifadeler, Vakıf faaliyetleri hakkında resmi bir özet mahiyetindedir.



Ancak tehcir ve nüfus mübadelesi gibi gelişmelerin sonunda Türkiye’de gayri Müslim nüfusun neredeyse yok olmasına bağlı olarak hem vakfın hem de Türk makamlarının tutumlarında bir değişiklik kaçınılmaz olmuştur. Bunun yanında Vakıf çalışmaları en rahat dönemini tek parti zamanında (1923-1946) arasında yapmıştır.



Yeni dönemde Vakıf Türkiye’deki sağlık kuruluşlarına olan ilgisini arttırarak sürdürmüştür. Ağustos 1922’de Vakıf temsilcisi Dr. Victor G. Heise İstanbul’a gelmiş, Türkiye’deki hastanelere yardım etmek için aralarında ABD Yüksek temsilcisi Mark Bristol’ün de olduğu kişilerle toplantılar yapmış, hayır sever kurumlara ziyaretlerde bulunmuştur. ABD temsilcisi Bristol, Vakfın tıp, tarım ve hıfzıssıha alanında faaliyet göstermesine yardımcı olunması ricası, Ankara Hükümeti’nin İktisat Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt) Bey tarafından Vakfın Türkiye’ye davet edilmesi isteği, Başbakan Hüseyin Rauf (Orbay) Bey 24 Nisan 1923’te “Doğrudan vakıf müracaat etmeli” diyerek geri çevrilmiştir. Rockefeller Vakfı Refik Saydam’dan önce Ankara’da Mahmut Esat Bozkurt ile iyi ilişkiler kurmuştur.



TBMM seçimleri yenilenmiş, muhalefet devre dışı bırakılmış, cumhuriyet ilan edilmiş, CHP tek başına iktidara el koyarak dış ilişkilerde daha rahat bir döneme başlamıştır. 1924’de Vakıf temsilcisi Richard M. Pearce Türkiye’ye ziyarette bulunarak, Haydarpaşa Tıp Fakültesini, Amerikan Hastanesi ve Hemşirelik Okulu gibi kurumları ziyaret ederek, “Türkiye’de medikal eğitim” adlı bir rapor hazırlamıştır. Pearce’nin ziyaretinden kısa bir süre sonra ise Türkiye Hükümeti Vakfı resmen “Türkiye’de çalışmalara başlamak üzere bir temsilci göndermesi için”  davet etmiştir. Bu dönemde artık Refik Saydam Sağlık Bakanı’dır. Türkiye’de muhalefet partisi gibi arıza çıkaracak organlar da yoktur. Bütün ülke yalnızca bir kişinin iradesine bağlıdır ve o bir kişinin iradesi de “milli egemenlik” diye adlandırılmıştır.



Vakıf temsilcisi Selskar Gunn Mayıs 1925’te Türkiye’ye ziyarette bulunmuş, vakfın çalışmaları için bir plan hazırlamıştır. Planda halk sağlığı araştırması yapılması, eğitim ve araştırma bursları ve üst düzey temsilcilerin belli Avrupa ülkelerine ziyaretler gerçekleştirilmesi istenilmiştir. Raporda öngörülen plan çerçevesinde Sağlık Bakanı Refik Saydam 1926’da vakfın davetlisi olarak iki ay Avrupa’da incelemelerde bulunmuştur. Tam bağımsızlık ilkesine göre yönetilen Türkiye’nin Sağlık Bakanı ABD’li bir vakfın davetlisi olarak iki aylık süreyle Avrupa ülkelerinde neyi incelemiştir? ABD kapitalizminin Türkiye’ye yardım etmek için bu kadar hevesli davranmasına yol açan sebepler önemli olmalıdır. Günümüz şartlarında Türkiye Sağlık Bakanını yabancı bir ülke vakfı tarafından iki ay süreyle yurt dışında ağırlanmasının yol açacağı tepkiler, rahatsızlık o dönemin Türkiye’sinde haber konusu bile olmamıştır.



Vakıf temsilcisi Selskar Gunn Mayıs 1925’te Türkiye’ye geldiğinde ABD temsilcisi ona, “Türklerin bütün yabancılara kuşkuyla baktıklarını buna karşılık ABD’lilerin itibarlarının iyi durumda olduğunu” söylemiştir. Bu ziyaret esnasında Vakıf temsilcisi Selskar Gunn ile tanışmak için Başbakan İsmet İnönü, onu Ankara’ya davet etmiştir. Görüşmede temsilci Selskar Gunn’ın “sadece hükümetlerle çalışmak gibi politikalarından” memnun kaldığını bildirmiştir. İsmet İnönü’yü memnun eden bir gelişme de vakfın, Hıristiyanlığı yaymak gibi dinsel misyonerlik yerine (eğitim ve sağlık alanında Batı bilimi ve ideolojilerini yaygınlaştırarak modernitenin değerlerinin hakim kılınması için “seküler misyonerlik ya da seküler hayırseverlik” yaklaşımı içinde olduğunu) duymuş olmasıdır. 1920’li ve 1930’lu yıllarda Vakfın Türkiye’deki faaliyet alanlarını çizenlerden birisi de Vakfın Paris temsilcisi Dr. Ralp K. Collins olmuştur. “Türkiye’de Halk Sağlığı” konusunda bir rapor hazırlamıştır. 1940 yılına kadar kaldığı Türkiye’de, halk sağlığı konusunda vakfın çalışmalarını sevk ve idare etmiştir. 



Türkiye-ABD arasında 17 Şubat 1927’de yeniden diplomatik ilişkiler kurulmuş, ekonomik ilişkiler arttırılmış, 1929’da imzalanan Seyr-i  Sefain Anlaşması ile taraflar karşılıklı olarak “en çok müsadeye mazhar millet” statüsü tanımıştır. 1929 Anlaşması ile ABD Sermayesine Türkiye’den yeniden yatırım yapma imkanları sağlanmıştır. Ford şirketine imtiyaz (1929), Türk-Amerikan ortaklığına Kibrit Tekeli imtiyazı (1930) gibi somut adımlar atılmıştır. Anlaşma her ne kadar karşılıklılık öngörülmüş ise de, Türk tarafının gidip ABD’de yatırım yapma imkanı olmadığından dolayı aslında imtiyaz tek taraflı olarak, Rockefeller ve Ford gibi büyük ABD sermaye kuruluşlarına verilmiştir. Ancak ABD sermayesine verilen bu tekeller, dönemin Türk makamları tarafından yine de “Türkiye’nin tam bağımsızlığı esasına” zararlı sayılmamıştır.



Türkiye Hükümeti, Rockefeller ve onun etkisindeki kuruluşları, ulusal ihtiyaçlara göre şekillendirmeyi kendince tercih etmiştir. Çünkü Mart 1925’te Luckett ve Gray tarafından yazılan Elements of Public Health Administration  (Genel Sağlık Yönetiminin Esasları) adlı kitabın  bakanlık tarafından Türkçeye çevrilen baskısındaki önsözünde Refik Saydam; “Türkiye Cumhuriyeti’nin girdiği yolda Türk milletinin hayat ve sağlığı, takip etmesi lazım gelen sağlık ve sosyal program için, ne tecrübelere girişmesine zaman vardır, ne de bu gibi tecrübelere verecek parası vardır. Bunun için bütün milletlerin tecrübelerinin sonuçlarından hemen yararlanmak isteriz.”



Elbette burada söz konusu olan bütün milletten murad edilen, ABD tecrübesidir, ABD sermayesidir. Özellikle Rockefeller Vakfına bağlı kuruluşlardır. Refik Saydam bunu doğrudan söylemek yerine “bütün milletlerin tecrübeleri” diyerek çoğul bir ifade kullanmıştır. Bu alanda bilgi birikimine ve tecrübeye sahip olan Vakfın halk sağlığı programlarını da şartsız olarak kabul ettiğini ilan etmiştir. Vakfın sağlık alanındaki programları ve çalışmaları şu başlıklar altında özetlenebilir.



1-Tıbbi eğitim ve bursluluk programı. 1925-1980 arasında toplam 157 kişiye burs verilmiştir. Bu kişilerin hangi ölçülere göre nasıl seçildikleri, çalışmalarını vakıf ve Türkiye menfaatleri konusunda nasıl ayarladıkları ve bu ayarlama ile Türkiye’ye olması icap eden sadakatlerinin zarar görüp görmediği önemli bir araştırma konusu olmalıdır. Sağlık Bakanlığı’nın yanında Refik Saydam 1925’de Hilali Ahmer Cemiyeti (Kızılay) Başkanı yapılmıştır. Elbette ona sadece Türkiye’nin Sağlık bakanı unvanı yeterli görülmemiş olmalı ki yanına bir de Kızılay Genel Başkanlığı eklenmiştir. Refik Saydam Rockefeller Vakfından İstanbul’daki Hemşirelik Okuluna yardım istemiştir. Vakıf bu okula çeşitli yardımlar yaptığı gibi ilk mezunlarından Fatma Abdurrahman (Acar) 1930’da eğitimini geliştirmesi için “ziyaretçi hemşire” statüsünde ABD’ye göndermiştir.



2- Abdülhamid’in isteği ile Zeoros Paşa, Dersaadet Daülkelb ve Bakteriyoloji Ameliyathanesini kurduğu gibi 1893’te de Maurice Nicolle ve Hasan Zühdü Nazif bey tarafından Bakteriyoloji Şahane kurulmuştur. İhtiyaç olan yerlerde karantina evleri (tahaffüzhane) açılmıştı. 1811’den beri süre gelen çalışmalara bağlı olarak B.C. Violi Çiçek Aşısı hazırlama laboratuarı tesis etmişti. Telkihhane adlı aşı evi ise 1892’de Hüseyin remzi Bey tarafından kurulmuştu. Telkihhane için Mekke, Basra, Şam, San’a, Bağdat, Musul, Erzincan, Sivas ve Manastır şehirlerinde şubeler açılmıştı. Telkihhanenin açılması ile önceden ithal edilen aşılar, imal edilmeye başlanmıştı.



Hıfzıssıha Enstitüsü, Osmanlı döneminde çeşitli adlar altında tesis edilen aşı, serum ve ilaç geliştirme kuruluşları 1928’de çıkarılan bir yasa ile bu ad altında toplanmıştır. Bu dönemde batı ülkelerinde benzeri kuruluşların adları ise Hijyen Enstitüsü’dür. Aslında değişik adlar ile faaliyette bulunan bu kuruluşların tek bir çatı altında toplanması isteği de Rockefeller Vakfından gelmiştir. 17 Mayıs 1928’de 1267 sayılı kanun ile “Türkiye Cumhuriyeti Merkez Hıfzıssıha Müessesesi Hakkında Kanun” ile İstanbul ve Sivas’ta Bakteriyolojihaneler ile Ankara’da Kimyahane’nin birleştirilerek  Sıhhat ve İçtimai Muavenet Bakanlığına bağlanması öngörülmüştür.



Refik Saydam Vakfın misafiri olarak aylarca Avrupa ülkelerinde kaldığı gibi Vakfın temsilcileri Türkiye’ye geldiklerinde de doğrudan kendisi onları misafir etmiştir. Hıfzıssıha Enstitü bina yapımına harcanmak üzere Vakıf 80 Bin Dolar ödemiştir. 1928’de başlayan Enstitü binası Numune hastanesi inşaatı ile birlikte 1933’de tamamlanmıştır. Bunun için Avusturyalı Redlich ve Berger İnşaat şirketi ile sözleşme yapılmıştır. 1928’de Thodor Jost’un Kimyahane ve Bakteriyoloji Binası, 1928-1932’de Serum Müessesesi, Hıfzıssıha Okulu ve lojman bölümlerinin yapımı tamamlanmıştır. Özetle aşı-serum ilaç gibi kurumların tek bir çatı altında toplanması isteği Rockefeller Vakfından geldiği gibi, parası da onun tarafından ödenmiş, mimarı ve yapımcısı da Avusturyalı olmuştur. Enstitü kurulduğunda, Kimya, Bakteriyoloji, İmmünobiyoloji ve Farmakodinami diye dört şubeden oluşmuştur.



1935’te çıkarılan 2755 sayılı Ankara Merkez Hıfzıssıha Müessesesinde Kullanılacak Yabancı Uzmanlara Ait Kanun ile Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına, Ankara Merkez Hıfzıssıha Müessesesinin çeşitli bölümlerine getireceği yabancı uzmanlarla beş sene ile sınırlı sözleşme yapmakla yetkilendirilmiştir. Bakanlık da bu yetkisiyle çok sayıda yabancı uzmanı kurumda görevlendirmiştir. Elbette bu yabancı uzmanların seçiminde de hangi ölçülere göre davranıldığı ve özellikle Rockefeller Vakfının bu seçimlerdeki rolü hakkında literatürde yer alan bilgi yoktur. Tümüyle vakfın onayına ve lüzum görmesine bağlı olarak bu seçimlerin yapılmış olması kuvvetle muhtemeldri.



3-Hıfzıssıha Okulu, 1267 sayılı kanun ile Hıfzıssıha Müessesesi bünyesinde bir Hıfzıssıha Okulu açılması öngörülmüştü. Para yokluğu vb nedenlerle okulun açılması gecikmişti. Rockefeller Vakfı, okulun yapımı, donanımı ve ekipmanı için 1930’da 100 Bin Dolar, 1933’de 100 Bin Dolar olmak üzere para vermişti. Vakfın bu desteği ile Hıfzıssıha Okulu 2 Kasım 1936’da açılmıştır. Okulun nasıl ve kim tarafından idare edilmesiyle de vakıf ilgilenmişti. Okul Müdürlüğüne Vakıf temsilciği de üzerinde kalması maaşı da vakıf tarafından ödenmesi kaydı ile Dr. Ralph K. Collins getirildi. Refik Saydam onu ABD gezisinde tanımıştı. Davet Refik Saydam’dan gelmişti. Vakfın teklifi ile ABD’li mühendis Daniel E. Wright maaşı vakıf tarafından ödenmek üzere Hıfzıssıha’da çalışmak üzere gelmişti. Hıfzıssıha Okulu’nun açılışında Refik Saydam Rockefeller Vakfı’na minnetlerini şöyle açıklamıştı.



Türkiye Hıfzıssıha Okulu açılırken burada bana düşen bir görev vardır. O da yüksek ideali ile bütün dünyada hürmetle anılan Rockefeller Vakfı isminin bu müessesenin vücudu ile yakından ilgili olduğunu söylemek ve Vakfın Merkez Hıfzıssıha Müessesenin ve Hıfzıssıha Okulunun inşasına ve tesisine bağışladığı 280 Bin Dolardan başka okulun faaliyete girmesi için de hürmetle tanıdığımız, sevimli arkadaşımız Dr. Collins’i buraya müdür olarak vermesini şükranla yad etmek benim için bir borçtur.”



Görüldüğü gibi ABD’li vakfa Türkiye Sağlık Bakanı Refik Saydam’ın borcu da minneti de çoktur. Hıfzıssıha Okulu her ne kadar Ankara’da açılmış ise de yapım ve donanım masrafı ile birlikte personelini de ABD’li bu vakıf temin etmiştir. Türkiye her alanda olduğu gibi Sağlık politikaları ve kuruluşları alanında da bağımsızlık söylemlerine rağmen ABD’li bu vakıf tarafından yönlendirilmiştir.



4-Sıhhat Merkezleri. Rockefeller Vakfı hibeleriyle sıtma ve kancalı kurt gibi, belirli hastalıklara odaklanan dikey programların yanında, koruyucu ve tedavi edici hizmetlerin daha bütüncül bir şekilde ele alınıp yürütülmesi için, hastane ve kliniklerin iyi organize edilmiş bir halk sağlığı alt yapısıyla, donatıldığı yatay programları da teşvik etmiştir. Bu teşvikler de Refik Saydam eliyle yürütülmüştür. Refik Saydam aylar süren Avrupa ve Amerika gezilerine çıkmıştır. 1929’da Rockefeller Vakfı misafiri olarak çıktığı ABD gezisi üç ay sürmüştür. Yanına sağlık İşleri Genel Müdürü Dr. Asım Arar’ı da almıştır. Gezi dönüşünde Ankara Etimesgut Numune Dispanseri ve Sıhhat Merkezi’nin kurulması başlamıştır. Yapımı bir yıl süren bu merkezin inşasına Rockefeller Vakfı 56.700 Dolar bağışlamıştır. Etimesgut Dispanseri Başhekimliğine Cemalettin Arif Or atanmış ardından görgü ve bilgisini geliştirmesi için Vakıf tarafından ABD’ye gönderilmiştir. Bu Cemalettin Arif Or, yurda dönüşünde Etimesgut Dispanserinde yaptığı çalışmalarından dolayı CB Kemal Paşa tarafından da takdir edilmiştir.



Edirnekapı Sıhhat Merkezi çalışmaları. Elbette görgü ve bilgilerini arttırmak için seçilen doktorların sadece ABD’ye gönderildiği söz konusu değildir. Vakıf bunun için de özenli davranmış, seçilen bazı doktorları da İngiltere’ye göndermiştir. İstanbul Belediyesi Sağlık İşleri Müdür Yardımcısı Dr. Kutsi Esencan’ı Londra’ya ve İstanbul Kızılay Okulu Başhemşiresi ve Öğretmeni Fatma Abdurrahman Acar’ı da ABD’ye göndermiştir. Edirnekapı Sıhhat Merkezi ABD ve İngiltere’de görgü ve bilgisini arttıran bu yöneticilerin idaresinde 1934’te açılmıştır. Rockefeller Vakfı yıllıklarına göre 1936-1939 arasında Vakıf Edirnekapı Sıhhat Merkezine 6 Bin Dolar yardımda bulunmuştur.



SONUÇ



Türkiye-ABD ilişkilerini 1945’e kadar birinci, 1945’ten sonra ise ikinci dönem diye ikiye ayırmak mümkündür. 1950’ye kadar her iki dönemin uygulayıcısı, sorunsuz ve muhalefetsiz bir şekilde CHP iktidarı olmuştur.1950’den sonra başlayan özgür seçimler ile Türkiye ABD ilişkilerini sürdürmek seçilmiş iktidarlara buna muhalefet etmek ise yine CHP’nin üzerinde kalmıştır.



İkinci Dünya Savaşı ile birlikte Rockefeller Vakfı çalışmalarına Avrupa’da ve Türkiye’de ara vermiştir. Mart 1945’te yeni Sağlık Bakanı Dr. Sadi Konuk, Vakfa bir mektup gönderip yeniden Türkiye’ye dönmesi için çağrı da bulunmuştur.



1920’ye kadar Türkiye’de sağlık, hayır ve misyonerlik işlerini bir arada yürüten Rockefelelr vakfı cumhuriyet ile birlikte Batı Bilimi ve ideolojilerini yaygınlaştırarak modernitenin değerlerinin hakim kılınması için “seküler misyonerlik” diye nitelenen bir çalışma tarzına yönelmiştir. Halk sağlığı teorisi, araştırma, uzmanlık eğitimi, uygulama, organizasyon ve kurumsal inşa gibi farklı boyutların müdahili olarak, devlet gözetiminde ya da vakfın gözetiminde devlet, sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde yönlendirici olmuştur. Bu dönemde tesis edilen  tıp eğitimi, hıfzıssıha enstitüsü, hıfzıssıha okulu, sıhhat merkezleri, bursluluk programları gibi araçlarla modern endüstriyel batı kültürünün yaygınlaşması ve kapitalist toplumun temel yapılarının oluşturulmasına zemin hazırlamıştır.



Ancak vakıf çalışmalarının sadece seküler misyonerlik ile sınırlı olduğu düşünülemez. Türkiye’nin sağlık politikalarını, kurumlarını etkileyen, yönlendiren, oluşturan çalışmalarının sonunda Türkiye’nin dış siyasetinde de tayin edici olduğu inkar edilemez. 1948’de İsrail’in kuruluşu ilan edildiğinde onu ilk tanıyan ülkelerden birisi CHP idaresindeki Türkiye olmuştur. Vakıf çalışmaları ile bu tanımayı önemli ölçüde tayin edici ya da etkileyici olmuştur. Zaten vakıf sermayesi doğrudan bir Yahudi aileye ait olduğundan, Vakfın Hıristiyanlık Misyonerliği için ısrarcı olması da makul sayılmazdı. Ancak seküler misyonerlik diye adlandırılan vakıf çalışmaları, sağlık, eğitim, eczacılık gibi alanlarda yoğunlaşarak ekonomi ve siyaset gibi alanlarda yapılacak vakıf atılımları için de bir zemin oluşturmuştur. Vakıf çalışmaları aynı zamanda 1920-1940 (daha sonraki dönem için de) arasında bağımsızlık söylemlerine rağmen işin aslının bambaşka bir şekilde yürüdüğünü de göstermesi bakımından önemlidir.



Her ne kadar “beni Türk hekimlerine emanet ediniz” vecizesi duvarlarda yazılsa bile uygulama böyle değildir. Kemal Paşa 10 Kasım 1938’de öldüğünde yanında Paris Üniversitesinden Prof Dr Fiessenger, Profesör Dr Abravaya, Profesör Dr Von Bergman, Profesör Dr Eppinger gibi yabancı hekimler yanında bulunmaktaydı. Sağlık kuruluşları neredeyse bütünüyle Rockefeller Vakfına emanet edilmiştir. Bu emanete ne ölçüde titizlik gösterdikleri ayrı bir konudur. Ancak Vakfın çalışmalarının hayır ile açıklanması inandırıcılıktan uzaktır. ABD kökenli Yahudi Rockefeller sermayesinin “bir hayırsever kapitalizm örneği” ile çalıştığını söylemek inandırıcı değildir. Dönemin Türkiye’sinin diğer alanlarda olduğu gibi sağlık konusunda da bağımsız davranmadığı anlaşılmaktadır. Osmanlı sağlık hizmetleri ve kurumları ile karşılaştırma yapıldığında bağımsızlık konusunda Osmanlıların çok daha ileride olduğu açıktır. Ancak yıkılış döneminde sağlık, eğitim hizmetleri ile başlayan misyonerlik çalışmaları cumhuriyet döneminde, misyonerlik kısmı örtülerek, seküler misyonerlik niteliğinde hem de artarak neredeyse bütün sağlık hizmetlerini içine alacak şekilde bir çeşit tekel kurarak devam etmiştir.



KAYNAKÇA



Ahmet Özgiray, Atatürk Araştırmaları Merkezi Dergisi, “Türkiye ile ABD Arasındaki Siyasi ilişkiler 1923-1928”, C.XV, S.43, Mart 1999, s.53-75.



Aziz Küçük, Amme İdaresi Dergisi, “Hayırsever Kapitalizmi ve Erken Cumhuriyet Döneminde Sağlık Hizmetlerinin örgütlenmesi Rockefeller Vakfının Rolü”, S.51, Temmuz 2018, s.87-116.



Erdem Aydın, Türkiye’de Sağlık Teşkilatlanması Tarihi, Ankara 2002.



Erhan Çağrı, Türk Amerikan İlişkilerinin Tarihsel Kökenleri, Ankara 2015.



Fatma Acar, Hemşirelik ve Ziyaretçi Hemşirelik Tekniği, Verem Mücadelesi Cemiyeti Yayınları, İstanbul 1950.



Gülsevim Çeviker, Amiral Bristol Hemşirelik Okulu (1920-1999), Yayına Hazırlayan: Yavuz Selim Karakışla, Vehbi Koç Vakfı Yayınları, İstanbul 2011.



Hikmet Uluğbay, İmparatorluktan Cumhuriyete Petropolitik, Türkish Daily News Yayınları, Ankara 1995.



James L. Barton, Türkiye’de Gündoğumu, Çeviren: Zekeriya Başkal, Yeditepe yayınevi, İstanbul 2010.



Murat Erdem ve Kenneth W. Rose, The Türkish Yearbook of İnternational  Relations, Reaserch Center For İnternational Political and Economic Relations, “Amerikan Philanthropy in Republican Türkey: The Case of Rockefeller and Ford Foundations”, , Ankara Üniversity, Faculty of Political Science Publications 2000, Vol.31, No.2, s.131-157.



Necati Dedeoğlu, Toplum ve Hekim, “Hıfzıssıha Okulu: Tarihçesi, Önemi”, C.16, S.6, Kasım-Aralık 2001, s.468-469.



Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar,  YKY, İstanbul 2018.



Richard E. Brown, American Jurnal of Public Health,  “Public Health in İmperialism: Early Rockefeller Programs at Home and Abroad” 1976, , Vol.66, No.9, September 1976, s.897-903.



Sadık Gören ve Mustafa Görsel, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Hıfzıssıha Okulu 25. Yıl Dönümü (2 Kasım 1936-2 kasım 1961), Tarihçe ve Çalışmaları, Ankara 1961.



Seçil Akgün ve Murat Uluğtekin, Hilal-i Ahmer’den Kızılay’a, C.2, THK Basımevi, Ankara 2001.

Bu 338
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com