Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

YA İSTİKLAL YA ÖLÜM

17.03.2020 / 20:25


TRT’de Ya İstiklal Ya Ölüm adıyla yeni bir dizi film yayını başladı. TRT’de aynı içerikte yayınlanmış olan dizilerin sayısı çok fazladır. O kadar fazladır ki sayısını bilen dahi yoktur. Aynı içerikte aynı tekrarları film haline getirmenin kime nasıl bir faydası olacaktır?



Türkiye’de ders kitaplarına ve resmi törenlere egemen olan mitolojik havaya göre 1919-1923 (Milli Mücadele) dönemi yüz yıldan beri tekrarlanır. Ak Parti döneminde işin gerçeğine göre bir dizi görme beklentisi kimse de kalmadı. Ak Parti’nin de her nedense bu mitolojiye teslim olmuş görüntüsü verdiği artık kabul edilmektedir.



Oysa Milli Mücadele’nin şartları, sınırları Suriye Cephesinde ortaya çıkmıştır. O cephede Osmanlı tarafı 39 günde bugünkü sınırları ile dört ülke kaybetmiştir. Bu kaybın sonunda ise Osmanlı Hükümeti, Mondros Mütarekesini imzalamaya mecbur kalmıştır. Üstelik o dört ülkenin kaybedildiği savaşta önce ordu sonra cephe komutanı olan Kemal Paşa, hükümete defalarca “mütareke yapın” diye telgraf çekmiştir.



İstanbul’u işgal eden İngilizler gerekli gördükleri herkesi (gazeteci, yazar, vali, bakan, komutan) tutuklayıp Malta adasına götürerek özel bir mahkemede yargılamışlardır. Niye bazılarını tutuklamadıkları gibi bir sorunun karşılığı TRT’nin dizisinde yoktur. Oysa bu sorunun cevabı, dönemi anlamak için hayati derecede önemlidir.



İslami kesimde genel olarak Vahdettin’i sahiplenip kahraman sayma buna karşılık Kemal Paşa’ya açık veya gizli muhalif olmak gibi bir görüş etkilidir. Bu görüşün tarihi ve toplumsal nedenleri vardır. Ancak şu kadarını teslim etmek icap eder ki Vahdettin bir deha ya da kahraman değildir. O’nu esas alarak tesis edilecek bir tarih görüşü bilimsel değil, duygusal ve tepkisel  olacaktır. Ancak aynı Vahdettin’den de bir “hain icat etme” çabası da anlamsızdır. Yersizdir. Mesnetsizdir.



Kemal Paşa’nın kariyerini içeride Vahdettin’e borçlu olduğu kesindir. Çünkü Suriye cephesine ordu komutanı olarak gönderilmesi de (o cephe de 39 günde dört ülke kaybetmek gibi bir faciaya rağmen) Samsun’a gönderilmesi de Vahdettin sebebiyle olmuştur. Çünkü Vahdettin, İTC’lilere (İttihat ve Terakki Cemiyeti) karşı büyük bir hınç içindeydi. Kemal Paşa’nın İTC’li olmadığına ve kendisine sadık birisi olduğuna inanmıştı. Kemal Paşa’nın dönemin şartlarında İstanbul’dan Samsun’a olağan üstü yetkilere sahip bir generalin gönderilmesi de yine İngilizlerin onayı ile olmuştur.



Şimdi hatırlayalım İstanbul 13 Kasım 1918’de işgal edildiğinde hangi bakan ya da general “ya istiklal ya ölüm” diyebilmiştir? Bunun bir belgesi kaydı var mıdır? Kesinlikle yoktur. Aksine Kemal Paşa, ortağı olduğu Minber Gazetesi’nde 17 Kasım 1918’de İngilizler için “Türklerin hayırhah dostudur” demiştir. Geldikleri gibi giderler sözünü de muhtemelen sonradan yaveri uydurmuştur. Çünkü Kemal Paşa’nın böyle bir sözü olsaydı onu kendi gazetesinde yazardı.



1919 yılı Türkiye tarihinde kongreler yılı diye bilinir. Çünkü o yılda Alaşehir, Balıkesir, Ardahan, Kars, Erzurum ve Sivas gibi pek çok yerde kongre yapılmıştır. Oysa resmi mitoloji de bu kongrelerden yalnızca ikisi, Kemal Paşa’nın katılmış olması nedeniyle Erzurum ve Sivas kongreleri önemli sayılmaktadır. Diğer kongrelerin adını bile anmaya tenezzül etmiyorlar. Bir ülkenin, bir halkın tarihini bir kişi ile açıklamak 21. Yüzyılda olacak bir iş değildir. Lakin Türkiye’de olmaktadır ve halkın ödediği vergilerle TRT tarafından o vergileri ödeyen halk aldatılmaya devam edilmektedir.



Kemal Paşa’nın ünlü Havza genelgesinde her yerde “İzmir’in işgalini kınayan mitingler yapılması ve İstanbul’daki İtilaf Devletlerine bu işgali protesto etmek için telgraflar çekilmesi” istenilmiştir. Ya İstiklal Ya Ölüm parolası o dönemde olsaydı, İstanbul’un işgalcilerine böyle telgraflar çekilir miydi? Henüz İstanbul’un işgali bile kabul edilmemiş, protesto konusu yapılmamıştır. İtilaf Devletleri, şikayet makamı sayıldığı için telgraflar onların İstanbul’daki temsilcilerine gönderilmektedir. Ama TRT bize her sahnesinde bu parolayı hatırlatmaktadır.



Havza, Amasya genelgelerinde, Erzurum ve Sivas kongrelerinde ne ilginçtir ki Türk adı bile geçmez. Erzurum ve Sivas kongrelerinde ABD lehine bir hava esmeye başlamıştır. Erzurum Kongresinde “sınırlarımıza saygılı, gelişmiş bir ülkenin yardımı kabul edilir” diye örtülü olarak ABD Mandasına gönderme yapılmıştır. Sivas Kongresinde ise iki gün boyunca ABD Mandası isteyelim mi, istemeyelim mi diye tartışılmıştır. Ezici çoğunluk Manda taraftarı olarak görüş bildirmiştir. ABD Mandasını istediğimizi kararlaştırıp ilan ettiğimizde, ABD kabul etmez ise müşkül duruma düşeriz diyerek, kongre kararları arasına Manda isteği alınmamıştır. Bunun yerine başkanlık divanı üyeleri sıfatıyla Kemal Paşa, İsmail Fazıl Paşa ve Rauf Orbay’ın imzası ile “manda isteğini” kapsayan bir dilekçe ABD Kongresine gönderilmiştir. TRT ise izleyicilerine “ya istiklal ya ölüm” parolasını tekrarlamaya devam ediyor. Sivas Kongresi tutanakları ve ABD Harbord Heyeti ile yapılan görüşmelerin tutanaklarında bu paroladan hiç söz edilmez. İsteyen (Uluğ Iğdemir, Sivas Kongresi Tutanakları adlı kitaptan) okuyabilir.



Birinci Dünya Savaşı’nda yenilen İttifak Devletleri’nin tamamında (Almanya, Avusturya, Bulgaristan ve Macaristan) yönetim krallıktan cumhuriyete geçiş olarak değiştirilmiştir. Bu değişimin ise savaş galiplerinin bilgisi dışında gerçekleştiğini iddia etmek insan aklını yok saymaktır.  Elbette Türkiye’de ki değişim için de aynı nedenler geçerli olmalıdır. TRT ise kendisini vergileriyle finanse edenlerin aklını yok saymaya devam ediyor.



Türkiye tarihinde Milli Mücadele başladıktan sonra, Kemal Paşa gidip ordu müfettişi sıfatıyla sonradan katılmıştır. Milli Mücadele O’nun Samsun’a gönderilmesi ile başlamış değildir. Milli Mücadele’yi il ve ilçeler alanında başlatanlar, “Kuvay-ı Milliye ya da Müdafa-i Hukuk Cemiyeti” adıyla halkı teşkilatlandıranlar ise İTC’lilerdir. Kemal Paşa ise Vahdettin’in kendisine verdiği “ordu müfettişi unvanı” ile ve ordu komutanlarının desteği ile sonradan katıldığı bu mücadelede öne çıkmıştır.



Amasya genelgesini hazırlayanların (Kemal Paşa, Rauf Orbay, Ali Fuat Paşa ve Kazım Karabekir) rejim değişikliğine giden kararların, dönemin dış şartları hesaba katılara alındığı ama gizli tutulduğunu sonraki gelişmelerde görülmüştür.



Ancak bu değişiklik nasıl olacaktı? Her ne kadar ordu Anadolu’da idiyse de hükümet, padişah ve meclis İstanbul’daydı. Her şeyden önce, Milli Mücadele öncülerinin sonuna kadar Padişaha bağlılıklarını her aşamada ve her vesileyle tekrarlaması lazımdı. Bunu hakkıyla yaptıkları bilinmeketdir. Meclisin Ankara’ya taşınmasında Kemal Paşa yaptığı konuşmada; “İnşaallah alempenah padişahımız, sağlık ve afiyetle ve her türlü yabancı kayıtlarından kurtularak mübarek tahtlarında devamlı kalmasını ilahi lutuftan niyaz eylerim.”



İkinci olarak hükümet ve meclisin Ankara’ya taşınması lazımdı. Padişah’ın İstanbul’da iktidarsız bir duruma getirilmesi lazımdı. İşgalcilerin hükümet ve meclisin Ankara’ya taşınması için lazım gelenleri fazlası ile yapmışlardı. Son aşama da ise padişah ve çevresinin hain durumuna düşürülmesi, işgalcilerle işbirliği yapan duruma getirilmesi lazımdı. Vahdettin’in bütün bunları zamanında siyasi bir kavrayıştan yoksun olduğundan anlamadığı açıktır.



Resmi mitolojiye ve TRT dizilerine göre, Milli Mücadele içerde padişaha dışarıda ise işgalcilere karşı yapılmıştır. Oysa durum böyle değildir. Padişaha karşı yapılan bir mücadele de sürekli padişaha bağlılık arz edilir mi? Padişah gerçekten işgalcilerle işbirliği yapmış ise o işgalciler padişahı korumak için ne yapmıştır? Padişahın itibarını, iktidarını koruyan işler mi yaptılar yoksa tam aksine onu iktidar ve itibardan yoksun edecek işler mi yaptılar? Padişahın iktidarını da itibarını da sıfırladılar. Giderken işgallerindeki İstanbul ve çevresini padişaha değil, Ankara hükümetine bıraktılar.



Türkiye’de Milli Mücadele tarihi de onun içeriği de büyük ölçüde tahrif edip kurgulanmıştır. Bu kurguya göre de kahraman ve hain sayılanlara roller yüklenmiştir. Akıl dışı ve tarih biliminin bütün kuralları yok sayılmıştır. Bu kurguya göre eğitim faaliyetleri yapılmaktadır. Kurgunun siyasi karşılığı ise elbette CHP’dir.



Günümüzün siyasi şartlarında TRT’den bu kurguyu alt üst edecek bir faaliyeti de kimse beklememelidir. Mevcut iktidarın tercihi de ve TRT yönetiminin yapısı da elbette böyle bir işe uygun değildir. TRT seyircisinin içinde CHP’lilerin oranı muhtemelen yok denecek kadar azdır. Ama mevcut TRT yönetimi CHP’li olmayan seyircilere CHP kurgusuna göre yapılan dizileri tekrarlamaktadır.



TRT dizilerindeki yanlışlıkları birkaç yazıyla özetlemek bile mümkün değildir. Ancak Ak Parti Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’nun yeğeni olmak gibi farklı bir meziyetin sahibi olan TRT yönetim kurulu başkanı İbrahim Eren, acaba bu icraatları ile neyin peşindedir? Kariyerini borçlu olduğu toplum kesimlerini yok sayarak, onların vergileri ile onların aldatılmasına yol açan, TRT dizileri yaptırarak hangi sonuca ulaşmak hevesindedir? TRT’de dizi konusunda özgür bir tartışma programı yaptıramamış olan İbrahim Eren, CHP kurgusuna göre tarih dizileri ile Ak Parti seçmeninin bütün beklentilerini yer ile yeksan etmektedir.

Bu 475
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com