Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

CHP İŞGALİNDEKİ İŞ BANKASI

17.02.2020 / 00:00


Türkiye’de 1919-1922 arasında Doğu’da Ermenistan’a, Batı’da ise Yunanistan’a karşı verilen savaş “Milli Mücadele” adıyla bilinir. Bu mücadele döneminde Yunanistan, Mart 1921’e kadar İngiltere’den mali ve askeri destek alır. Buna karşılık Türkiye’de, İngiltere ile hasım olana SSCB idaresi ile yaptığı anlaşmaların sonunda bazı ufak tefek yardımlar alır.



İngiliz işgali altındaki Hindistan Müslümanları, Türkiye’ye karşı büyük bağlılık duygusu ile hareket ederler. O tarihte Hindistan’da Hindular ve Müslümanlar (Bangladeş-Pakistan) henüz ayrılmamıştır. Müslümanlar, Yunanistan’a destek olan İngiliz Hükümetini protesto etmek için defalarca grevler, yürüyüşler, mitingler yaparlar. Türk halkına yardım için aralarında topladıkları parayı, 675.000 TL’yi Türkiye’ye gönderirler. Kime göndermişler? TBMM Başkanı, Devlet ve Hükümet Başkanı da sayılan Kemal Paşa’ya göndermişler. (Cumhurbaşkanlığı Arşivi, A.III-10-a, Dos.44, F.47, F.10-23, Türk İstiklal Harbi, İdari Faaliyetler, C.VII, s.175)



Hindistan Müslümanları niye Türkiye’ye yardım etmiştir? Türkiye’de Halifeliğin kaldırılacağını tahmin ettiklerinden, Türkiye’de laik bir devlet tesis edileceğini bekledikleri için olabilir mi? Hayır aksine Hindistan Müslümanları Osmanlı Devletine/Halifesine  kendilerini bağlı sayarlar. Her hal ve şartta ona yardım etmeye çalışmışlar. Buna karşılık laik bir devletin ya da toplumun Türkiye’ye yardımı olmuş mudur? Asla olmamıştır. Aksine Türkiye’de Milli Mücadele laik devletlere dolayısı ile laikliğe karşı yapılmıştır. Ama savaştan sonra Türkiye yüzünü, kendisine yardım eden Hindistan Müslümanları gibi topluluklara değil kendisini işgal eden Laik/Hıristiyan topluluklara dönmüştür.



Hindistan Müslümanları Türk değildir. Dolayısı ile Türklük nedeniyle Türkiye Türklerine yardım etmiş değillerdir. Müslüman olan Türkiye Türklerini kardeş bilmişler, Osmanlı Halifesine duydukları sadakat nedeniyle de bu yardımı yapmışlardır. Milli Mücadeleye Hindistan Müslümanlarının yardımı tümüyle İslami ilkelerin bir sonucudur.



Hint Müslümanları para yardımlarını niçin Kemal Paşa’ya göndermiştir? Türkiye’de TBMM Başkanı, Devlet ve Hükümet Başkanı sayılan birisine göndermeleri doğal değil midir? Ankara’daki PTT müdürüne ya da Kadastro şefine göndermeleri akla uygun değildir. Buna karşılık Kemal Paşa’nın kendisine gönderilen bu parayı ne yapması beklenirdi? Hazineye aktarması kendisinin görevi icabıdır.



Ancak O, öyle yapmamış. Hindistan’dan gelen bu 675.000 TL’yi kendi parası gibi şahsi hesabında alıkoymuştur. O dönemde gelen paranın miktarını ve nerede tutulduğunu da kimsenin bildiği yoktur. Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz öncesinde, ordunun ihtiyaçları için para gerekli olmuştur. Kemal Paşa hesabında tuttuğu yardım parasının, 500.000 TL’sini Milli Savunma Bakanlığına aktarır. Savaş bittikten sonra Hükümet, Milli Savunma Bakanlığına aktarılan paranın 380.000 TL’sini iade eder. Hükümet içinde ve TBMM’de hiç kimse, bu paranın iadesine itiraz etmez. Edemez. Kemal Paşa’nın kişisel parası imiş gibi işlem yapılır.



Sabahattin Selek (1921-1990), Kemal Paşa’nın kendi hesabındaki yardım parasından 110.000 TL’sini, yardım olarak Yunan işgaline uğramış bölge halkına dağıttığını iddia eder. (Anadolu İhtilali, C.1. İstanbul 1987,s.143) Selek’in dışında bu dağıtımı duyan gören olmamıştır. Büyük Taarruz öncesinde ordunun ihtiyaçları için Kemal Paşa’nın ödediği 500.000 TL’yi duyup gören hükümet bu parayı 380.000 TL olarak daha üzerinden bir yıl geçmeden ödemiş iken, işgale uğramış bölge halkına verildiği iddia edilen 110.000 TL’yi de görüp duymuş olsaydı behemehal geri ödemesini yapardı. Ancak halka yardım için kullanıldığı iddia edilen bu 110.000 TL’yi ne yazık ki Sabahattin Selek’ten başka gören bilen olmadığından iadesi de yapılamamıştır. Yazık olmuştur. Ancak Selek’in bu iddiası karşılıksız kalmaz ve daha sonra kendisi CHP milletvekili yapılır.



1924’de kurulan İş Bankası’nın kuruluş sermayesinin 250.000 TL’si Kemal Paşa’nın Hindistan Müslümanlarından gelen yardım parasındaki hesabından ödenmiştir. Bu hesap elbette Hindistan yardım paraları ile sınırlı kalmamıştır. 1927’de Mısır eki Hidivlerinden Abbas Hilmi Paşa, Türkiye vatandaşı olmak için CHP’ye bağış olarak 900.000 TL ödeme yapmıştır. Yalnız ödenen bu meblağ, CHP hesabına değil doğrudan Kemal Paşa’nın hesabına yatırılmıştır.



Şimdi bir karşılaştırma yapılsa, Türkiye’ye vatandaş olmak isteyen yabancı birisi, 900.000 TL’yi (elbette günümüzdeki karşılığı olan miktarı) Ak Parti’ye yardım için CB Tayyip Erdoğan’ın hesabına yatırmış olsa nasıl olur? Bu para için neler yazılıp söylenir?



Ancak 1920’lerin 1930’ların Türkiye’si elbette farklıdır. Bir defa Türkiye CHP demektir. CHP ise Kemal Paşa demektir. Bunların arasında fark gözeten ise doğrudan haindir ve belki de yabancıların ajanıdır.



Kemal Paşa’nın ölümünden kısa bir süre önce Hindistan paralarından gelen yardım ile başlayan, Hidivin ödemeleri ile işleyen 2 Nolu banka hesabında, 1.519.892 TL vardır. (H. Rıza Soyak, Atatürk'ten Hatıralar, YKY İstanbul 2018, s.650-651)



İşte “Atatürk’ün Vasiyeti” denilen olay da buradan başlamıştır. Kemal Paşa’nın bankada başka hesapları da vardır. Kendisine gönderilen yardım ve bağış paralarını iddiaya göre ayrı bir hesapta tutarak, şahsi parası ile karıştırmamıştır. Türkiye’nin ihtiyacı olan İş bankasına kuruluş sermayesi olarak, orman çiftlikleri vb kurumların oluşturulmasında bu paraları kullanmıştır. Oysa iddia konusu harcamaların dışında iki numaralı hesapta nakit paradan söz edilmektedir. 5 Eylül 1938’deki vasiyeti ile de bu parayı doğrudan CHP’ye bırakmıştır. Bir yönetici kendisine ait olmayan yardım ve bağış parasını kendi partisine miras olarak bırakabilir mi?



Kemal Paşa, TBMM’nin kararı ile “Atatürk” soyadını almıştır. Türklerin atası, ölümünden önce mirasını Türklere bırakmamış, Türklerin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturan CHP’ye (dolayısı ile CHP’lilere) bırakmıştır. İş Bankası’nda CHP’nin hissesi olan % 28.3’ün gelirinde CHP’nin bir payı yokmuş, yalnızca bu hisseyi temsilen CHP tarafından tayin edilen üç kişilik yönetim kurulu, banka yönetimine katılır imiş. CHP hissesi olan miktarın geliri ise CHP aracılığı ile Türk Tarih Kurumuna ve Türk Dil Kurumuna aktarılır imiş. (Mazhar Leventoğlu, Atatürk’ün Vasiyeti, İstanbul 2011, s.106-108; Ş. Süreyya Aydemir, İkinci Adam, C.III, İstanbul 2018, s.131)



Halen İş Bankası yönetim kurulunda CHP’yi temsil eden üç kişi bulunmaktadır; eski milletvekilleri Rahmi Aşkın Türeli, Müslim Sarı ve SHP eski genel başkanı Murat Karayalçın. Bir siyasi partinin İş Bankası’nda yönetim kurulu üyelikleri ile temsil edilmesi aslında bankanın ticari durumu ve saygınlığı için de zararlıdır. Ticari bir kurum olan İş Bankası 1953’ten beri siyasi tartışmaların odağındadır. Bankanın ticari itibarının da bu durumdan etkilendiği açıktır.



Türkiye’nin CHP, O’nun da Kemal Paşa sayıldığı dönem 1950 seçimleri ile bitmiştir. Bu seçimlerden sonra CHP’nin mal varlığı basında haber olmaya başlamıştır. Fani dünyada hiçbir partinin sahip olamayacağı kadar menkul ve gayri menkul malın sahibi olan CHP’nin mal varlığının meşruiyeti tartışma konusu haline gelmiştir.



DP/Adnan Menderes iktidarı döneminde çıkarılmış olan ve 16 Aralık 1953 tarihli resmi gazetede 6195 sayısı ilen yayınlanan “CHP’nin Haksız Kazançları Hakkındaki Kanun” ile CHP’nin bütün menkul ve gayri menkul mal varlığı hazineye devredilmiştir. CHP’nin İş Bankası’ndaki hisseleri de hazine adına, Ziraat Bankası’na aktarılmıştır. Elbette CHP tarafı 27 Mayıs Askeri Darbesi ile Adnan Menderes’ten bunun hesabını sormuştur. Darbe sonrasında kurulan Yassıada Mahkemesi kararlarında, CHP’nin mal varlığını hazineye devreden kanun da Menderes’in suçları arasında sayılmıştır. Yassıada Mahkemesi üyeleri sonradan kurulan Anayasa Mahkemesi üyesi olarak tayin edilince, Anayasa Mahkemesi de 11 Ekim 1963 günü aldığı 963/124 sayılı kararı ile TBMM’nin çıkardığı 6195 sayılı kanun iptal edilmiş, CHP’nin bütün mal varlığı tekrar CHP’ye iade edilmiş, Anayasa Mahkemesindeki CHP’li darbeci üyeler de hem partilerine olan minnet borçlarını ödemişler hem de Adnan Menderes ve partisinden intikamlarını almışlardır. (Şevket Çizmeli, Menderes Demokrasi Yıldızı, İstanbul 2007, s.688)



Türkiye 12 Eylül 1980’de bir askeri darbe daha yaşamıştır. Darbe lideri Kenan Evren, Türkiye’de sağ sol adıyla olan, terörden siyasi partileri sorumlu tutmuş ve 16 Ekim 1981’de çıkardığı 2533 sayılı kanun ile partileri kapatmıştır. Bütün partiler kapatılmışken CHP’nin açık tutulması, hikayeye uygun düşmezdi. Üstelik sağ sol çatışmalarında CHP doğrudan solun tarafı olmuştu. Bundan dolayı CHP’de kapatılmış taşınır taşınmaz bütün mal varlığı bu arada İş Bankası’ndaki CHP hissesi de yeniden bir kere daha hazineye aktarılmıştır. Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu da 1982 Anayasası 134. Maddesi ile birleştirilmiş ve Atatürk Dil ve tarih Yüksek Kurumu adı verilmiş ihtiyacı olan meblağ ise doğrudan ve bütçe ile hazineden karşılanmaya başlanmıştır.



Bütün siyasi hayatını “Menderes’in devamı olmak” iddiasına bağlayan Süleyman Demirel başkanlığındaki hükümet, 1992’de çıkardığı kanun ile 12 Eylül Darbe döneminde çıkarılan 2533 sayılı yasayı iptal etmiş, “siyasi partilerin yeniden kurulmasını” öngören düzenleme ile CHP’nin tekrar kurulması sağlanmış, bütün taşınır taşınmaz malları bu arada İş Bankası’ndaki hisseleri de yeniden CHP’ye iade edilmiştir. Süleyman Demirel bu yasa ile hem Adnan Menderes’ten hem de Kenan Evren’den CHP ile birlikte intikam almış kısa bir süre sonra Nisan 1993’de CB Turgut Özal’ın ölümü üzerine CHP’lilerin o dönemdeki partileri ve hükümet ortağı da olan SHP (Sosyal Demokrat Halkçı Parti)’de Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı seçilmesi için lazım gelen desteği sağlamıştır.



Demokrasi idarelerinde seçim yarışı eşit şartlar altında yapılır. Hiçbir partiye ya da adaya diğerlerini mutlak bir şekilde alt edecek imkanlar tahsis edilerek, seçimlerde yarışmaları beklenmez. CHP birkaç holdingi alt edecek bir mal varlığına sahiptir. Seçimlerin büyük masraflarla yapıldığı dikkate alındığında daha işin başında CHP’nin galip olduğu açıktır. CHP haksız olarak tek parti döneminde gasp ettiği mal varlığından arındırılmalıdır. CHP diğer partilerle eşit statüde yarışmayı içine sindirmelidir. Bunun için bir sindirim sorunu yaşamamalıdır.



Kanun ile Türklerin atası, “Atatürk” ilan edilen Kemal Paşa’nın, mal varlığını bütün Türkler yerine yalnızca Türklerin küçük bir bölümüne, % 25’i aşamayan CHP’lilere bırakmış olmasını da “Türklerin atası” unvanı ile açıklamak zordur. Çelişkilidir. Bu çelişkinin de giderilmesi icap eder. Doğru olan CHP’nin tek parti döneminde hükümet marifetiyle, Türkiye’ye vatandaş yapılan kişilerin, ödemek zorunda bırakıldığı bağışları ile sahip olduğu taşınır, taşınmaz bütün mal varlıklarının hazineye bırakılması ve CHP’nin mal varlığı bakımından diğer partilerle eşit duruma getirilmesidir. Daha önce iki defa yapılan bu işlemin bir daha bozulamayacak bir düzenleme ile sonuçlandırılması da gelecek adına bu günkü hükümete düşen bir görevdir.



Kemal Paşa’nın vasiyetine rağmen yapılacak bir düzenlemenin yanlış olduğu da sürekli tekrarlanmaktadır. Hatırlanmalıdır ki İstanbul’daki Ayasofya’nın cami olarak kalması da Fatih Sultan Mehmet’in vasiyeti idi. O vasiyeti çiğneyerek Ayasofya’yı cami olmaktan çıkarıp, müze haline getiren CHP’nin şimdi vasiyetten, ölmüş kişilerin de hak ve hukukundan söz etmesi ne kadar inandırıcıdır? Fatih Sultan Mehmet’in vasiyetini önemsiz ama Kemal Paşa’nın vasiyetini önemli eden bir kural yoktur. Bir şey doğru ise herkes için doğrudur, yanlış ise de yine herkes için yanlıştır.



Üstelik yukarıda yer alan açıklamalarda değinildiği gibi, Kemal Paşa’nın CHP’ye miras olarak bıraktığı meblağ kendisinin şahsi malı değildir. Hindistan’dan gönderilen, vatandaşlık için bağışlamak zorunda bırakılan para Kemal Paşa’nın şahsi malı sayılabilir mi? Kemal Paşa’ya ait olmayan bir paranın ve o para ile sahip olunulan İş Bankası hisselerinin, asıl sahibi olan Türk halkına (onun için hazineye) devredilmesi, hükümetin ertelenemez, vazgeçilemez, ihmal edilemez görevleri arasındadır. Değilse İş Bankası yönetim kurulu üyeliğine CHP’li üyeler değil üç tane Hindistanlı Müslüman tayin edilmeli böylece bu paranın asli sahipleri doğrudan parayı tasarruf edebilmelidir.

Bu 128
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com