Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ
CHP CAMİLERİ MÜZE YAPACAK

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

RUMELİDE EVLAD-I FATİHAN İZLERİ (II)

10.02.2020 / 15:27


Makedonya Kuzey ve Güney diye iki kısımdan oluşmaktadır. Güneyi Selanik ve çevresi Yunanistan sınırları içinde kalırken Kuzeyi ise yüz ölçümü, 25 bin km2 olan bir bölgedir.  Aşağı yukarı Erzurum’un yüz ölçümüyle aynı alana sahiptir. Belli başlı şehirleri ise, Üsküp, Kumanova, Kalkandelen, Gostivar, Debar, Ohrid, Resen (Resne), Kralova, Kocan,Veles, Negotino, Manastır, Strumica ve Bitola’dır. Güney Batısında Ohrid ve Resne göllerinin etkisiyle oluşan kısmi bir ılımlı iklimi, hesaba katılmaz ise genel olarak karasal iklimin etkili olduğu bir bölgedir.



Nüfusu 2017 verileri diye Vikipedya tarafından iki milyon, % 64 Makedon, % 25 Arnavut, % 4 Türk, % 2.7 Çingene, % 1.8 Sırp ve diğerleri de % 2 olarak açıklanmış. Bu veriler ise gerçeği karşılamaktan çok Makedonların isteğini karşılayan rakamlar olmalıdır. Çünkü Makedonya’da dolaşan herkes Vikipedya’da açıklanan bu oranları şüpheyle karşılar. Üsküp’te Mustafa Paşa Camisi bahçesinde sohbet ettiğim, cemaatten İbrahim adlı bir Türk ise Müslüman (Arnavut ve Türk) ve Hıristiyan olanların aşağı yukarı biri birine eşit oranda olduğunu söylemişti. O’nun söylediği de biraz abartılı olsa bile Vikipedya’nın ilan ettiği rakamların da abartılı oranları içermesi kuvvetle muhtemeldir. Yine’de özellikle Türk ve Arnavutların çeşitli tarihlerde Türkiye’ye göçlerine izin verilmesi, nüfus yapısını Makedonların lehine Türk ve Arnavutların ise aleyhine etkilediği, değiştirdiği kesindir.



1999’da Sırbistan’ın Kosova’ya saldırdığı dönemde Kosovalı Arnavutların bir bölümü Makedonya’ya sığınmıştır. Sığınmacı Arnavutların bir kesimi sonradan Kosova’ya dönmüş ise de dönmeyen kesim de halen Makedonya’dadır. Bu da Makedonya’daki Müslüman Arnavut oranını etkileyen önemli bir nedendir. 2016’da yapılan seçimlerin sonunda ABD ve AB tarafından desteklenen Sosyal Makedon Demokrat Birliği adlı parti hükümet kurmuştur.



Makedonya’da Müslüman deyince akla Arnavutlar (% 71), Türkler (% 12), gelse bile Roman (% 8), Boşnak (% 4), Makedon Müslümanların (% 5) varlığı da yazılı metinlerde yer almıştır. Makedon Müslümanlar da Osmanlı döneminde ihtida etmiştir ve Torbeşler diye bilinmektedir. Müslüman nüfus adacıklar halinde Makedonya’nın orta kesimine dağılmış ise de Kuzeybatı kesiminde daha yoğun durumdadır. Makedonya Müslümanlarının büyük çoğunluğu Sünni-Hanefi iken Halveti ve Bektaşi tarikatlarının da etkili olduğu bilinmektedir.



Makedonya Müslümanlarının bağlı olduğu 13 Müftülük, 600 cami ve bunların bağlı bulunduğu “Makedon Cumhuriyeti İslam Dini Birliği” adlı kuruluştur. Bu kuruluşun başındaki yetkili ise seçilmiş kişi olan Reisü’l Ulema’dır. Makedonya’daki Müslümanların bir bölümü de Bektaşi’dir. Makedonya Hükümeti tarafından tanınan “Bektaşiler Birliği” adlı kuruluşa bağlıdırlar. Birlik ise merkezi Arnavutluk’un başkenti Tiran’da olan Dünya Bektaşiler İslam Birliğine bağlıdır.



Makedon Hıristiyanları, Ortodoks mezhebine bağlıdır. Ancak Makedon Ortodoksları 1967’de Sırp Ortodoks kilisesinden ayrılarak kurulmuş olan Makedon Ortodoks Kilisesine bağlıdır. Bu kilise Ohri şehrindedir. Makedonya’da dini grupların oranları (nüfusları) kesin ve resmi bilgilere dayalı değildir. Bir takım anketlere ve araştırmalara bağlı olarak yapılan tahminlere dayalıdır.



Makedonya 14. Yüzyılda Osmanlılar tarafından fethedilmiştir. Makedonya’nın Güneybatısında ki Ohri’de (Slav dillerinde Ohrid) 1395’de (Yıldırım Bayezid döneminde) doğrudan ve kesin olarak Osmanlılara bağlanmıştır. Rakımı 792 m’dir. 55 bin nüfustan oluşmaktadır. Şehir Ohri Gölü kıyısında kurulmuştur. Ohri’ye gelen Müslüman Türklerin ardından Arnavutların’da Müslüman olması ile zaman içinde Hıristiyanlar sayıca azınlığa düşmüştür. Evliya Çelebi de 1670’de Ohri’de Müslümanların, Hıristiyanların iki katı olduğunu yazmıştır. Ohri 29 Kasım 1912’de Birinci Balkan Savaşında Sırplar tarafından işgal edilinceye kadar 500 yıl Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Ohri’de Osmanlı döneminden kalan cami, tekke, hamam, türbe ve saat kulesi gibi eserler bulunmaktadır.



Ohri’nin fethinden sonra camiye çevrilen Ayasofya, Sırp işgalinden sonra tekrar kiliseye çevrilmiş, cami içindeki minberde 2001’de yıktırılmış iç düzeni tümüyle kilise haline getirilmiştir. Ali Paşa, Hacı Hamza, Haydar Paşa, Emin Mahmut, Hacı Turgut, Keşanlı ve Kuloğlu camileri ile Zeynelabidin Halveti Tekkesi günümüze kadar gelmiştir. Adı geçen camilerin bir kısmı yakın zamanlarda TİKA tarafından onarılmıştır. Ohri Çarşısı diğer adıyla Türk çarşısı önemli ölçüde ayaktadır. Esnafı da çoğunlukla Arnavut ve Türklerden oluşmaktadır. Son yıllarda Ohri’ye giderek Eski Çarşıda, lokanta vb dükkanlar açan Türkiye vatandaşları da bulunmaktadır.



Şehrin her tarafında Müslümanların (Arnavut, Boşnak ve Türk) varlığı hissedilse de yine de azınlıktırlar. Camiler oldukça bakımlı ve temiz durumdadır. Kalenin etrafındaki mahalleler, şehrin tarihi dokusunun toplandığı bir alandır. Koruma altında ve oldukça bakımlıdır.



Ohri’nin etrafında kurulduğu ve adını verdiği göl ise yanı başında, bir şehir kurulmuş olmasına rağmen, dünyada benzeri az görülebilecek bir temizliğe sahiptir. Suyu içilecek kadar temiz, arı durudur. Göl kıyısında yağmalanmış hissini veren bir yapı, bina, lokanta, büfe, kafeterya benzerleri yoktur. Keşke Türkiye’den vali, kaymakam ve belediye başkanı statüsündeki yöneticiler, Ohri’yi gezerek bir göl nasıl korunur, etrafı yağmalanmaktan nasıl korunur, gezip görerek bir kanaat sahibi olsalardı. Çünkü Türkiye’de Ohri gölü vb akar sular çevresinde durulamayacak ölçüde kirletildiği gibi etrafları da, sıra sıra lokanta ve büfelerin dizilmesiyle  bir şekilde yağmalanmıştır.



Kiril Alfabesini geliştiren Clement Ohrilidir. 10. Yüzyılda Geliştirdiği alfabeye ise hocaları olan Kiril ve Metodius’un adını vermiştir. Bazı değişikliklerle bütün Slav toplulukları (Makedonya, Sırbistan, Ukrayna, Rusya, Bulgaristan) günümüzde bile bu alfabeyi kullanmaktadır. Ohri’de önemli tarihi kişiler arasında bu Clement, Kiril ve Metodius’un adı da sayılmaktadır ve Ohri Gölü kıyısında kocaman heykelleri bulunmaktadır. Kiril Alfabesi ise aslında Türkiye’den gidenlerin başta Trafik tabelaları olmak üzere okuyup anlamaları gereken pek çok yazının anlaşılmasını engellemektedir. Çünkü tabelaların önemli bir kısmı yalnızca Kiril alfabesi ile yazılmaktadır.



Zaten Türkiye’de kullanılan alfabe ise komşu ülkelerden hiçbirisi tarafından kullanılmamaktadır. Muhaliflerini İngilizci olmakla suçlayan dönemin iktidarının resen yerleştirdiği alfabe ise tuhaftır ki yalnızca İngiltere’de kullanılan biçimi esas alınmıştır.



Ohri Üsküp yolunda ise Türklerin Kalkandelen, Makedonların ise Tetova dediği şehir, Şar ve Suha Gora dağları arasındaki Polog vadisinde kurulmuştur. Şehir Yıldırım Bayezit döneminde Timurtaş Paşa tarafından tahmini olarak 1392’lerde fethedilmiştir. Şemseddin Sami’nin Kamusu’l Alem’inde, Kalkandelen’in köyleriyle 40.000 nüfuslu olduğu ve çoğunluğun Türk ve Arnavut Müslümanlardan oluştuğu belirtilmiştir. Birinci Balkan Savaşı sonunda (Kasım 1912) Kalkandelen’de Sırplar tarafından işgal edilmiştir. Kalkandelen’de Cami-i Atik (Eski Cami), Saat Camii, Gamgam Camii, Alacalı Cami (Paşa Camisi veya Hurşide ile Mensure Kardeşler Camisi), Yukarı Çarşı Camisi, yine Kalkandelen köylerinden, Recia’da Harabat Baba Tekkesi, Poroj’da Yarar Baba Tekkesi, Sipkovica’da Koyun Baba Tekkesi, Vrutok’ta ise Cafer Baba Tekkesi günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.



Camiler içinde mimarlık özelliklerinin yanında iç ve dış süslemeleri bakımından benzeri nerede ise bulunmaz bir örnek olan Alacalı Camisi ise bir sanat şaheseri durumundadır. Bir zarar uğramadan günümüze kadar ulaşmıştır. Akşam namazında rastladığım cemaatin içinde, Arnavut, Boşnak, Türk hatta Sırp olanlar da vardı. Buradaki Arnavut olanların da önemli bir kısmı (ya da benim rastladıklarım) Türkçe biliyordu. Buna karşılık cemaatin içindeki Sırp Müslümanları Türkçe bilmiyordu. Sırp Müslümanlarla ilk defa burada muhatap oldum. Şehrin sokaklarında, dükkanlarında, satılan malzemede gözle görünür ölçüde Müslüman kimliğini gösteren manzaralar vardı. Balkan Savaşı’ndan sonra özellikle Türk Müslümanların Türkiye’ye göçleri teşvik edilmiş ya da zorlanmış ise de yine de şehrin Müslüman kimliği baskın bir durumdadır.



Nihayet 30 Ocak 2020 Perşembe günü Üsküp’e ulaştık. Makedonlar Skopje demektedir. Üsküp, Kosova-Priştine, Selanik-Ege Denizi’ne, Niş-Belgrat’a, Sofya-İstanbul’a ulaşan yolların güzergahında ya da kesişme noktasındadır. Rakımı 240 m’dir. Nüfusu 670.000’dir. Vardar Nehri kıyısına kurulmuştur.



Makedonya’nın yüz ölçümü büyük ölçüde dağlarla kaplıdır. Rodop, Şar Dağı silsilesi bunların ilk akla gelenidir. Şar Dağı, Vodna Dağı Üsküp’ü çevrelemektedir.



Üsküp 1392’de Paşa Yiğit tarafından fethedildi. Paşa Yiğit Saruhan (Manisa) bölgesinden getirdiği Türk aileleri buraya yerleştirdi. Osmanlıların Balkanlardaki fetihleri için Üsküp zamanla bir merkez oldu. Türklerin iskanından sonra Üsküp ve çevresindeki Katolik Hıristiyanların önemli bir bölümü Müslüman oldu. Bölgenin nüfus yapısı temelli olarak değişti.



1455 tarihli bir tahrir defterinde Üsküp’te Müslümanların 23, Hıristiyanların ise sekiz mahallesi vardı. II. Viyana kuşatması ve ardından yaşanan bozgundan sonra Üsküp Avusturya tarafından işgal edildi. Şehirdeki Türk nüfusun bir bölümü İstanbul-Eyüp’e göç ederek orada Üsküp adlı mahalleye yerleşmiş oldu. 24 Ekim 1912’de Üsküp Sırplar tarafından işgal edilinceye kadar Müslüman nüfus Üsküp’te çoğunluktaydı. Ancak bu tarihten sonra yapılan göçlerden dolayı Müslüman nüfus giderek şehirde azınlık durumuna geldi. Makedon idaresi Üsküp’ün % 66’sının Makedon, % 21’nin Arnavut, % 2’sinin Türk, % 3’ünün Sırp, % 5’inin Roman, % 1.5’unun Boşnak diye Hıristiyanların toplam % 71, Müslümanların ise % 29 olduğunu ilan etmiştir. Üsküp’ü dolaşan herkes bu rakamların inandırıcı olmadığını teslim eder. Şehrin kuzey kesimi Müslümanların çoğunlukta olduğu, cami görüntüleri ile orta ve güney kesiminin ise park bahçe düzenlemeleri, devasa büyüklükteki heykelleri, geniş caddeleri ve kiliseleri ile Hıristiyanların meskun olduğu fark edilmektedir.



Üsküp’te halen Gazi İsa Bey, Sultan Murat, Mustafa Paşa, Malkoçoğlu Yahya Paşa, Murat Paşa, Köse Kadı, Dükkancık ve Hüseyin Şah camileri ayaktadır. Galeriye dönüştürülen Davut Paşa Hamamı, Kurşunlu Han ve Sulu Han’da günümüze kadar ulaşmıştır.



Üsküp Üniversitesi içinde Türkoloji Kürsüsü, Türkiye’den giden girişimciler tarafından kurulan Yahya Kemal Koleji ve Uluslararası Balkan Üniversitesi önemli kuruluşlardır.



Üsküp, Şar Dağı eteklerinde kurulması ve kuzey kesimindeki cami görüntülerinin fazlalığı nedeniyle gerçekten Bursa’ya benzemektedir. Bu benzerliği en anlatan kişi de Yahya Kemal Beyatlı olmalıdır. Türkiye’de en çok tanınan bir Üsküplüdür. “Üsküp’te doğmasaydım yanardım. Bursa’yı da pek severim. Bana Üsküp’te mi veya Bursa’da mı doğmak isterdin deseler, Bursa’yı isterdim. Fakat Üsküp’ü de arzu ederdim. Üsküp’ü severim. Zira orada doğdum. Çünkü çok Türk. Benim zihniyetime büyük tesiri oldu.”



Günümüzdeki Üsküp’ün yüz yıl önce Yahya Kemal’in bu cümleleri söylediği dönemin Üsküp’ünden çok farklı olduğu açıktır. Türk nüfusu önemli ölçüde azalmıştır. Arnavut ve diğer Müslüman topluluklarla birlikte şehrin belki % 40-50 aralığındaki bir oranının Müslüman olduğunu söylemek abartı olmaz. Şar Dağı’na dikilen ve şehrin her tarafından kolayca görülen Haç’ın varlığı bu durumu sadece örtme çabası olmalıdır. Aliya İzzet Begoviç’in dediği gibi Haç’ı ne kadar büyütseler de onun üzerinden hilal (ay) doğacaktır.



Üsküp caddelerinde meydanlarında, Vardar nehri üzerindeki köprülerde, Fatih döneminden kalma Taşköprü çevresinde yüzlerce değişik insanın devasa heykelleri vardı. Taşköprü çevresinde en büyük, görkemli heykeller İskender için yapılmış. Makedonlar, heykelini yapacakları yüzlerce değişik kahramana, yazara, sanatçıya sahip olmalılar. Buna karşılık Türkiye’de bir kişinin dışında heykeli dikilecek adam yoktur. Türkler binlerce yıllık tarihlerinin varlığı ile övünürler. Ancak sokakları, caddeleri, meydanları her zaman bu iddianın aksini söylemektedir. Çünkü bütün bu alanlar yalnızca bir kişiye tahsis edilmiştir.



Üsküp’ün ortasından akan Vardar Nehri inanılmaz ölçüde temizdir. Nehir çevresi korunmuş asla büfe, lokanta benzeri iğreti yapılarla yağmalanmamıştır. Aksine başta müze olmak üzere pek çok güzel binalarla bezenmiştir. Keşke Türkiye’nin belediye başkanları kendi idarelerindeki şehirler ile Vardar Nehri ve Taşköprü etrafındaki düzenlemelerin farkını görüp de ibret almış olsalardı.



Şehir nüfusunun azlığı, caddelerinin genişliği, iki katlı belediye otobüslerinin çokluğu nedeniyle ulaşım bakımından oldukça rahat bir yerdir. Araç sayısın fazlalığı nedeniyle hava kirliliğine yol açtığı iddiasından dolayı oto park ücretleri oldukça yüksektir. AB üyesi sayılan Makedonya’da Avro’nun (Türkiye’de çoğunluk nedense Fransız aksanı ile Yuro demeyi tercih ediyor) yanında Makedonya Dinarı da kullanılmaktadır. Pek çok markette TL ve Türkiye’deki bankaların verdiği kredi kartları da geçerlidir. Üsküp sokaklarının pek çok yerinde Halkbankası tabelası, şubesi, bankamatiği bulunmaktadır. Tarihi eserlerin üzerindeki TİKA adından sonra, Halkbankası adını görmek de ayrı bir güven hissini vermektedir.



Makedonya, Yunanistan’a göre oldukça ucuzdur. Benzin’in litre fiyatı Yunanistan’da 1.6 Avro iken Makedonya’da 1 Avro’dur. Ev kiraları, otel ücretleri de aşağı yukarı aynı düzeydedir. Batı Trakya dışında Yunanistan’da hiçbir yerde minare yokken Makedonya’da hemen her yerde minareye rastlamak mümkündür.



31 Ocak 2020 Cuma namazını Üsküp’te Mustafa Paşa Camisinde kıldım. Vaaz ve hutbe Arnavutça yapıldı. Okunan bazı ayetlerden başka hiçbir şey anlamadım. Hocaefendi, belliki anlattığı konuya vakıftı. Beden dili güzeldi. Ara sıra yaptığı espiriler ile cemaati güldürüyordu.



Günümüzdeki Üsküp’ün en ünlü siması Rahibe Terasa’dır. Üsküp’ün hemen her tarafında Terassa Anne (Mother Teressa) diye adını, afişlerini görmek mümkündür. Terasa Üsküplü bir Arnavut olmasına karşılık kendisi Katolik bir Hıristiyandır. (Doğum adı Agnes Gonca Boyacı’dır D.1910. Ö.1997). Katlolik Kilisesi misyoneri olarak uzun yıllar Hindistan’da çalışmış ve orada ölmüştür. Ölümünde, cenazesi Hindistan, Arnavutluk ve Makedonya arasında sorun olmuştur. Ama Hindistan hükümeti cenazeyi vermeyerek Hindistan Kalküta’da gömülmesini sağlamıştır. Müslüman Arnavutlar arasında, Hıristiyanlığın propagandası, telkini için son derece uygun bir isim olmalıdır. Üsküp’te bu kadar fazla görünür olmasının temel nedeni de bu olmalıdır. İlginçtir Ohri gibi yerlerde, Terasa adı ve afişleri fazla görünür durumda değildir.



Türkiye’nin Makedonya’ya gelerek, fetih çağında olduğu gibi burayı yeniden fethetmesi, ardından Türk nüfusu buraya getirip iskan etmesi mümkün değildir. Aslında gerekli de değildir. Türkiye Halkbankası örneğinde olduğu gibi, bankacılık ağı ile, ticari kuruluşları ile Makedonya’da açacağı okul, üniversite vb yapıları ile bilimsel, kültürel ve sanat çalışmaları Makedonya’daki herkesin yönünü Türkiye’ye çevirebilir. Makedonya’da tesis edilecek iyi ilişkiler asla Müslümanlar ile sınırlı tutulmamalı ve Hıristiyan olanlarla da benzeri ilişkiler mutlaka kurulmalıdır. Bu faaliyetleri ile Makedonya’daki Müslümanlara güven telkin edebilir.



Makedonya, Sırbistan, Bulgaristan en çok Yunanistan’ın toprak talepleri arasında sıkışıp kalmış minik bir Balkan ülkesidir. Yunanistan’ın Makedonya’nın adına bile tahammülü yoktur. Makedonya’nın şu fani dünyada biricik övünme nedeni olan İskender’e bile Yunanistan el koyma çabasınadır. Buna karşılık, Makedonya’nın yeniden Türkiye’ye bağlanması hissini asla telkin etmeden ortak bir tarih bilincinin yardımı ile de iki ülke arasında kurulacak siyasi ve ekonomik bağlar iki ülkeyi daha çok yaklaştırır. Ortodoks Makedonların, Sırbistan, Rusya ve Yunanistan (aslında Fener Rum Patrikhanesi demeli) kiliselerinden bağımsız bir kiliseye sahip olması da bu ülkelerle değil Türkiye ile daha yakın olmasının bir nedeni olarak düşünülebilir. Kişi başına düşen yıllık geliri beş bin dolar seviyesindeki iki milyon nüfuslu Makedonya’da Türkiye’nin yapacağı ekonomik, sosyal ve eğitim yatırımları Türkiye’nin ekonomisi için önemli bir yük ya da yekun teşkil etmez ama Makedonya’nın Türkiye ile bu alanlarda bütünleşmesini temin eder. Yahya Kemal Beyatlı “Kaybolan Şehir” adlı şiirinde Üsküp’ü anlatmıştır:



Kaybolan Şehir



Üsküp ki Yıldırım Bayezıd Han diyârıdır



Evlâd-ı Fâtihân’a onun yâdigârıdır.



 



Firûze kubbelerle bizim şehrimizdi o;



Yalnız bizimdi, çehre ve rûhiyle biz’di o.



 



Üsküp ki Şar-dağ’ında devâmıydı Bursa’nın



Bir lâle bahçesiydi dökülmüş temiz kanın.



 



Üç şanlı harbin arş’a asılmış silâhları



Parlardı yaşlı gözlere bayram sabahları.



 



Ben girmeden hayatı şafaklandıran çağa,



Bir sonbaharda annemi gömdük o toprağa.



 



İsâ Bey’in fetihte açılmış mezarlığı



Hulyâma âhiret gibi nakşetti varlığı.



 



Vaktiyle öz vatanda bizimken, bugün niçin



Üsküp bizim değil? Bunu duydum için için.



 



Kalbimde bir hayâli kalıp kaybolan şehir!



Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir!



 



Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene,



Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene.



Yahya Kemal Beyatlı

Bu 113
Yazarın Diğer Yazıları

YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com