Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

RUMELİ'DE EVLADI FATİHAN İZLERİ

04.02.2020 / 00:09


İpsala sınır kapısından itibaren, Dedeağaç, Gümülçine ve İskece illerinin olduğu bölge “Batı Trakya” diye bilinmektedir. Lozan Anlaşması’na göre İstanbul’da meskun Rumlar ve Batı Trakya’da meskun olan Türkler, Mübadele Anlaşması kapsamı dışında tutulmuştu. Dolayısı ile Batı Trakya’da Türk nüfusu varlığını bu anlaşmanın bir sonucu olarak korumaktadır. Her ne kadar göçlerle Türk nüfusunda bir azalma olmuş ise de yine de varlığını sürdürmektedir.



Türkiye’de varlığı belki çok önemsenmeyen, hatta bazı çevrelerinde tepkisine neden olan minareler, İpsala’dan itibaren önemini hissettirmektedir. Hangi köyde minare var ise oranın ahalisinin Türk (Müslüman) olduğunu göstermektedir. Bazı köylerde camiye yakın yerlerde her ne kadar kiliseler de inşa edilmiş ise de yine oralarda minarelerin varlığı asli unsurun Türk olduğu kanaatini telkin etmektedir.



İpsala’dan itibaren uzanan yol boyunca çok sık aralıklarla oto yol üzerinde ücret tahsil eden gişeler yerleştirilmiş. Uzun bir süreden beri Yunanistan’da devam eden ekonomik kriz nedeniyle bu gişelerin önemi de artmış olmalıdır. Yol ise doğu batı istikametinde uzanan dağ zincirine paralel olarak devam etmektedir.



Batı Trakya’dan sonra “Güney Makedonya” başlamaktadır. Makedon adı Yunanistan ve Makedonya arasında paylaşılamamaktadır. Eskiden Yugoslavya’ya bağlı bir federe cumhuriyet olan Üsküp ve çevresi 1991’de bağımsızlığını ilan etti. Ancak Yunanistan O’nu Makedonya olarak tanımadı. Avrupa Birliği’nin arabuluculuğu ve baskıları sonunda bir ara formül bulunarak, Kavala ve Selanik Güney Makedonya olarak Yunanistan tarafından adlandırılırken, Üsküp ve çevresinde kurulan devlet ise Kuzey Makedonya olarak adlandırılmaya başlandı.



Güney Makedonya’nın önemli bir şehri sayılan Kavala, Orta Çağ boyunca, Sırp, Bulgar, Bizans, Frank işgaline uğradıkça yıkılmış. Önemsiz bir liman köyü olmaktan öteye geçememiş. İlk Osmanlı kroniklerinde burayı, uç beylerinden Deli Balaban ve Lala Şahin Paşa tarafından Drama ve Serez ile birlikte fethettiği kaydedilmiş ise de Yıldırım Bayezit tarafından 1390’da doğrudan Osmanlı idaresine bağlanmasını Kavala’nın fethi sayanlarda bilinmektedir.



Osmanlı döneminde Kavala’nın nüfusu artmaya devam etmiş. Ancak şehirde içme suyu sıkıntısı her zaman önemli olmuştur. Bugün bile ayakta kalan su kemerlerini 1521’den sonra Kanuni Sultan Süleyman yaptırmış ve şehrin gelişmesini temin etmiştir. Kanuni dönemi vezirlerinden İbrahim Paşa ise kendi adıyla bilinen camiyi ve ona bağlı olarak hamam, kervansaray, imarethane ve medrese yaptırmıştır.



1906 Selanik Vilayeti Salnamesi’nde Kavala’nın % 74’ü Müslüman (Türk, Yunan, Bulgar vs) % 26’sı ise Hıristiyanlardan oluşmuştur. Kavala’yı Birinci Balkan Savaşı’nda Bulgaristan, ikinci balkan Savaşı’nda Yunanistan, Birinci Dünya Savaşı içinde yeniden Bulgaristan işgal etmiş iken 1918’de İtilaf Devletleri tarafından tekrar Yunanistan’a bırakıldı. Sıkça işgallerin el değiştirmesi şehirdeki nüfusun azalmasına neden oldu. 1923 Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi Anlaşmasına göre Kavala, Drama ve Serez çevresindeki Türkler Doğu Trakya, Batı Anadolu’daki illere iskan edilmiştir.



Güney Makedonya’da neredeyse hiç cami bırakılmamıştır. Çoğunluğu yıkılmıştır. Kavala’da ayakta bırakılan camilerden İbrahim Paşa Camisi, Saint Nikolas Kilisesi yapılmıştır. Minaresi yıktırıldığı gibi kubbesindeki alemlerinde bulunan hilalleri bile kırılmıştır.



1806-1849 döneminde Mısır valisi olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Fransa’nın yardımı ile güçlü bir donanma ve kara ordusu tesis etmiş, Osmanlılara karşı isyan ederek 1833’de Kütahya’ya kadar gelmiş, Osmanlıları Rusya’dan yardım istemek zorunda bırakmış, ancak İngiltere ve Rusya’nın tehditleri sonunda Anadolu ve Suriye’den çekilmiştir. Şimdi bu Kavalalı’nın doğup büyüdüğü ev bir müzedir. Evin önünde Kavalalı’nın boynu kıvrık bir heykeli bulunmaktadır. 1821 Yunan İsyanını da bastırmış olmasına rağmen Yunanistan, Osmanlılara karşı ihaneti ödüllendirmek için Kavalalı’nın heykelini diktirmiştir. Ancak Kavalalı’nın sağlığında yaptırmış olduğu camisi, minaresi yıkılmış olarak, kubbesine haç takılmıştır. Küülliyesi bir virane olarak kapalıdır. Kavalalı’dan geriye kalan yalnızca bir ihanet heykelidir. Çünkü Mübadele ile birlikte şehirdeki Türk ve Arnavut nüfus gönderilmiş Orta Anadolu ve çevresinden getirilen Rumlar iskan edilmiştir.



Drama’dan Kavala’ya giriş yolunda ve Kavala Kalesi altındaki alana asılan Kıbrıs haritasında ise Kuzey Kıbrıs kanla kaplı bir işgal alanı olarak resmedilmiş ve üzerine İngilizce, Yunanca “Kıbrıs’ı hatırlayın” kelimeleri yazılmıştır. Kavala yerel yönetimi her nedense, Türklerin de Kıbrıs’ı, Batı Trakya’yı hatta Kavala’yı hatırlayabileceklerini önemli saymamıştır.



Güney Makedonya’nın ikinci önemli şehri ve aynı zamanda Yunanistan’ın ikinci büyük şehri Selanik’tir. 1387’de Çandarlı Hayreddin ve Gazi Evranos tarafından fethedilen ancak 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden Bizans’ın eline geçen şehri, Bizans İmparatoru Venediklilere para karşılığında satmıştır. 1430’da şehir II. Murat tarafından tekrar fethedilmiştir. Bu tarihten sonra Türkler peyder pey Selanik’e iskan edilmeye başlanmıştır. Selanik’te Müslüman ve Hıristiyan nüfus oranı yüz yıllar içinde bazen artıp bazen azalmıştır. 1492’den sonra ise Yahudilerin de bir bölümü gelip Selanik’e yerleşmiştir. Vasil Kancov’un 1900 tarihli kaydına göre Selanik’te Yahudiler % 47, Türkler % 22, Rumlar % 14, Bulgarlar ise % 8 oranındadır.  



Selanik’te Osmanlı döneminin başlangıcı sükunet ve istikrar içinde geçti. Girit kuşatması (1645) ardından Sabatay Sevi’nin (Ö.1676) çıkışı Selanik’te sükunet ve istikrarı bozdu. Sabatay Sevi, önce kendisinin beklenen Mesih olduğunu ilan etti. Artan tepkiler üzerine korunmak için Müslüman olduğunu açıkladı. Taraftarları da Müslüman olduklarını ilan ettiler. Sevi ve taraftarları ile birlikte Türkçede özel bir anlamı olan “dönme” deyimi kullanılmaya başlandı. Sonradan Müslüman olan kişilere eskiden beri Muhtedi denirken, Sabatay Sevi ve taraftarlarının Müslümanlığı kuşkulu bulunduğu için kendilerine Muhtedi yerine dönme denildi. Günümüze kadar bu deyim kullanıla gelmiştir. Eski Dış İşleri bakanlarından İsmail cem İpekçi, Milliyet Gazetesi eski yazarlarından Abdi İpekçi, modacı cemil İpekçi, dönme diye bilinen Sabatay Sevi bağlısı topluluğa mensup ailelerdendir.



Selanik Osmanlı 3. Ordusu’nun merkeziydi. Bu orduya bağlı birlikler arasında Padişaha isyan edilmesi üzerine Meşrutiyet, 10 Temmuz 1908’de yeniden ilan edilmişti. Selanik İttihatçıların merkezi durumundaydı. 31 Mart olayından sonra tahtından indirilen Abdülhamit’te buraya sürgün edilmiş, Yunan işgaline kadar üç yıllık bir süre içinde Yahudi ailesine ait olan Allatini köşkünde alıkonulmuştur. İttihatçı iktidar, Abdülhamit’i gönderecek bir yer yokmuş gibi Selanik’i seçmesi de ibretlik başka bir olaydır.



Birinci Balkan Savaşı’nda Vali Tahsin Paşa, tek kurşun atmadan Selanik’i 8 Kasım 1912’de Yunan ordusuna teslim etmiştir. Birkaç gün sonra ise Bulgar birlikleri şehre girmişti. İşgalden sonra pek çok Türk ileri geleni tutuklanmıştır. Bunlar arasında İttihatçıların ileri gelenlerinden Dr. Nazım’da vardı. Türk ve Musevi nüfusun bir bölümü savaş döneminde Türkiye’ye göç etti. 470 yıl Osmanlı idaresinde kalan Selanik böylece savaşmadan kaybedilmişti.



Bulgar birliklerinin Dedeağaç’a çekilmesi ile Selanik’te fiilen başlayan Yunan Hakimiyeti 1913 Bükreş anlaşması ile resmileşti. Sayısı yirmi beş bine ulaşan Osmanlı Ordusu, Selanik’te hiçbir varlık gösteremeden utanç verici şekilde teslim olmuştu.



Selanik’teki Türk varlığını ise 1923 Nüfus Mübadelesi Anlaşması bütünüyle ve geri dönülmez bir şekilde ortadan kaldırdı. Türk nüfusunun ardından cami, mescit, tekke, hamam, vb yapılarında önemli bir kısmı Yunanlılar tarafından yıkıldı. Günümüze kadar gelen ve Sabatay Sevi cemaatine ait olduğu bilinen, zaten mahalle arasında kalmış, görünmez bir vaziyette olan Yeni Cami bile minaresi yıkılmış, alemindeki hilali kırılmış olarak ve ancak bir müze şeklinde, galeri merkezi olarak varlığını sürdürmektedir.



Yunanlıların tarihlerinde her ne kadar Eski Yunan filozoflarının yaşadığı bir dönemleri olsa, o filozofları ile Batı Dünyasını ve onun aracılığı ile bütün dünyayı etkilemiş olsalar bile kahramanı olmayan bir topluluktur. Günümüzde Yunanistan ve Makedonya arasında paylaşılamayan isimlerden birisi de Büyük İskender’dir. Üsküp meydanlarında olduğu gibi Selanik meydanlarında da İskender’in heykelinin gölgesi uzayıp kısalmaya devam etmektedir. İskender’in Yunanlılıkla ilgili görülüp heykelinin dikilmesi her ne kadar eğlenceli olsa bile kahramanı olmayan millet olarak Yunanlıların, İskender adıyla kendilerine şaşaalı bir geçmiş oluşturma çabası tarihin ibretlik olaylarındandır.



Tarih bilmez, mantık tanımaz bazı eski müfessirler tarafından Büyük İskender’in Kur’an’da kıssası anlatılan Zülkarneyn (Kehf Suresi) olduğu bile iddia edilmiştir. Oysa Zülkarneyn tevhid ehli birisi iken İskender ise putperest ve ahlaksız birisi idi. Böyle müptezel bir varlığın Kur’an’da övgüyle anlatılan Zülkarneyn diye takdim edilmesi ise tefsir ve tarih ilmi adına belki utançla hatırlanacak işlerdendir. Böyle tefsirlerin sonucu olmalıdır ki Türkiye’de bazı Müslüman aileler, İskender adını erkek çocuklarına isim olarak bile seçmiştir.



Yine Hıristiyanlık öncesi putperest çok tanrılı bir dine inanmış olan Yunanlıların put isimleri, Batılılar sayesinde Zeus, Nike, Eros gibi marka adıyla bütün dünyada yaygın durumdadırlar.



Tarihinde bir kahramanı olmayan ama 2.500 yıl öncesinin filozofları ve tanrıları ile dünyada adını duyuran Yunanistan kurulduğu 1829’dan itibaren girdiği savaşları da kaybetmesine rağmen topraklarını on kat Osmanlılardan alıp büyüterek bugünlere ve bu sınırlara ulaşmıştır.

Bu 150
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com