Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

DEPREMİN NEDENLERİ VE SONUÇLARI

28.01.2020 / 13:55


Türkiye’de ne zaman bir deprem olsa, depremin doğrudan nedenleri değil ama o nedenlerin yorumları hakkında başlayan tartışmalar kaldığı yerden yeniden başlamış oluyor. 41 Kişinin hayatını kaybetmesi 1500 kişinin de yaralanması ile sonuçlanan Elzaığ (Sivrice) depreminden sonra da bu durum değişmedi. Allah ölenlere rahmet, yarılara ise acil şifalar nasip etsin. Tartışmanın isimleri değişti ama mahiyeti hatta tarafları hiç değişmedi. Bazıları deprem gibi doğal olayları doğrudan ilahi iradenin gazap halindeki bir tasarrufu olarak görmeye pek isteklidir. İlahi iradenin gayri meşru saydığı hangi iş var ise oraya derhal müdahale etmek için hazır ve nazır bir durumda beklediğinden hareketle, “bakın yine deprem oldu çünkü işte şu haramlar meşru görülür oldu falanca helaller de yasaklandığı için oldu” demektedirler.



Önce şunu hatırlamalı ki evrende hiçbir yer ilahi iradenin tasarruf alanı dışında değildir. Haram denilen işlerin, Müslüman toplumlarda yapılması halinde cezanın peşin olarak verildiği görüşünde olanlar, o haram denilen fiillerin yüzlerce yıldan beri yapıla geldiği ülkelerde, bölgelerde yapılmasına ilahi iradenin neden hiç müdahale etmediğini, cezalandırmadığını açıklamıyorlar. Oysa evrende egemen olan ilahi yasalar, işlerken Müslüman olan olmayan ayırımı yapmazlar. Yağmur yağdığında nasıl bundan herkes faydalanır ise sel geldiğinde de yine herkes zarar görür. Yağmurun sadece Müslümanlar için yağması, selin de sadece Müslüman olmayanlar için zarar verici olması düşünülemez. Daha doğrusu isteyen düşünür de böyle bir düşünce doğru değildir.



Bir Müslüman niye kanser olur ya da başka bir hastalığa yakalnır? Namaz gibi, oruç gibi bazı ibadetleri terk ettiği ya da haram olan bazı fiileri işlediği için mi kanser olur? Elbette hayır. Kansere yol açan mikrop her ne ise ondan korunmadığı içindir. Bir Müslümanın hastalanmasını, o hastalığın nedeni olan mikrop ya da virüsün bulaşması yerine bazı görevleri yapmadığı ya da bazı haramları işlemesi nedenine bağlamak asla doğru olmaz. Öyle olsaydı, Müslümanların yaşadığı ülkelerde sağlık sorunlarının ya hiç olmadığı ya da çok az olması icap ederdi. Oysa fiili durum böyle değildir. Müslümanların yaşadığı ülkelerde pek çok ölümcül hastalık vardır. Her yıl sayısını bilmediğimiz kadar Müslüman da bu hastalıklar nedeniyle ölmektedir. Müslümanların bu hastalıklar nedeniyle ölmesinin de nedeni sağlık hizmetlerinin yetersizliğinden başka bir sebebe bağlamak makul değildir. Bir insana bulaşan mikrop ya da virüs de o insanın Müslüman olup olmamasına bakmaz. Koruyucu bir tedbir varsa bulaşamaz. Aksi halde bulaşır. Hepsi bundan ibarettir.



Deprem gibi doğal olayları da aslında hastalıklar gibi düşünmek icap eder. Depremin oluşumunu temin eden nedenler doğrudan Jeolojik nedenlerdir. Mikrop kapan bir bedenin hastalanması gibi Jeolojik nedenlere bağlı olarak yer yüzünün bazı bölgeleri sıkça depremin olduğu yerler iken, başka bazı bölgelerinde deprem ya hiç olmaz ya da çok az olur. Türkiye’de de Kırşehir’den Mersin’e uzanan hat üzerindeki alan deprem bölgesi değildir. Bu yüzden de o hat üzerinde deprem olmaz.



Tanınmış bazı ilahiyatçıların iddia ettiği gibi Türkiye’de bazı haramlar serbest bırakıldığı için peş peşe depremler olmuş olsa bu kuralın Kırşehir-Mersin hattında da işlemesi icap etmez mi? Çünkü aynı kanunlar sözkonusu hattaki illerde de uygulanmaktadır. Oysa bu hat üzerinde depremin olmayışını doğrudan Jeolojik nedenlerle açıklamak icap eder.



Deprem gibi doğal olayların Jeolojik nedenlerle açıklanması ilahi iradenin tasarrufunu inkar anlamına gelir mi? Gelmez. Çünkü Jeolojik nedenlerin kendisi sünnettüllah ya da adetüllah’tan başka bir şey değildir. Sünnetüllah adıyla bilinen yasalada ise değişiklik yoktur. Yani o yasalar toplumun Müslüman olup olmadığına, falanca haram fiili işleyip işlemediği durumuna göre işleyen ya da işlemeyen yasalar değillerdir.



Müslüman bir akıl ise zaten Sünnetüllah ile Jeolojik nedenlerin biri biriyle çelişen, çatışan kurallar olmadığını bunların hakikatte bir ve aynı olduğunu bilir. Evreni de Evren’de olup bitenleri de Evrende egemen olan yani sünnetüllah’a göre değil de başka nedenlerle açıklama çabası eğer bir cehaletin sonucu değilse büyük ölçüde haddini bilmezliktir. Çünkü Sünnetüllah ile Jeolojjik nedenlerin ilahi iradenin dışında bir şey olamayacağını da teslim eder.



Düşünelim ki Türkiye’de ki depremlerden çok daha fazlası ve daha büyük ölçeklisi Japonya’da olmaktadır. Ancak Japonya’da can kayıpları, Türkiye’dekilerle kıyaslanmayacak ölçüde azdır. Japonya’da can kayıplarının azlığını, Japonların temiz ahlakı ile dinleri, imanları ile ya da Türkiye’de son yıllarda yaygınlık gösteren bazı haram fiillerin yaygın olmayışı ile açıklamak mümkün değildir. Japonya’da can kayıplarının azlığı tümüyle alınan tedbirlere bağlıdır.



Teslim edelim ki bizde depreme karşı yeterli tedbir yoktur. Binalar yapılrken sağlam zemin etüdleri yapmayız. Bina yapımında gerekli olan sağlamlıkta, donanımda malzeme kullanmayız. Deprem anında ise ne yapacağımızı pek bilmeyiz. Deprem anında Japonların neden çatı katına doğru çıktığını, bizim ise neden bahçe kapısına hücum ettiğimizi bir türlü düşünüp gerekli sonucu çıkarmayız. Binaları denetlemekle yükümlü olan kurumlarda üzerlerine düşenleri asla yapmazlar. O kurumlar ne doğru dürüst zemin etüd raporu arar, ne de malzeme denetimi yaparlar. Herkes kendi imkanalrına göre binasını istediği gibi yapar. Yönetenlerimizde sağ olsun ara sıra imar af yasası çıkararak, kurallara aykırı olarak yapılan binaları yasal hale getirmiş olurlar. Böylece hep birlikte kendi sonumuzu kendimiz hazırlamış oluruz.



Oysa Türkiye gibi sıkça depremin, can kayıplarının olduğu ülkelerde inşaat faaliyetlerinin daha sıkı kurallar içinde olması gerekir. Bunu sadece yönetenlerin değil hemen her ferdin üzerine düşen bir yükümlülük olarak bilmeli ve herkes kendi sorumluluğunu yerne getirmelidir. Üstelik Türkiye ağır kış şartlarının etkili olduğu bir yerdir. Kış aylarındaki bir depremde sağ kalanların, donmadan nasıl barınacakları ayrı, en az deprem kadar ciddi bir sorundur.



Her konuda görüş açıklamaya çok istekli davranan bazı ilahiyatçıların, deprem konusunda ne kadar bilgi sahibi oldukları önemlidir. Bu değerli ilahiyatçılar depremin nedenleri hakkında sözü Jeoloji bilginlerine bırakmış olsalar daha saygı değer bir yol seçmiş olurlar. Türkiye’de haram olan bazı fiilerin giderek yaygınlaşmasını eleştirmek için deprem sabahını bekliyor gibi olmak nasıl bir iştir? Herkesin can derdinde olduğu, bazı canların toprak altında kurtarılmayı beklediği bir zamanda, falanca haram fiillerin işlenmesi diye başlayan açıklamalar zerrece doğruluk payı taşımamaktadırlar.



İşini ve haddini bilmez bazı ilahiyatçıların deprem konusunda çizgi dışı, akıl ve vicdanlara ziyan açıklamaları gibi bazı çevrelerin de bunları bahane ederek doğrudan İslami kurallara saldırması aynı derecede çirkin bir tutum değil midir? O bazı ilahiyatçılar, İslam’a saldırmanın, hakaret etmenin bahanesi olabilir mi?



Yine bazı çevrelerin deprem konusunda duymak istemediği görüşlerin açıklanmasından büyük öfkeye kapıldıkları, ağır cezalarla susturulmasını haykırdıkları görülmektedir. Oysa düşünce özgürlüğü sadece doğru düşünceler için değil, doğru yanlış ayırımı yapmadan her görüş için geçerlidir. Üstelik doğru görüşlere açıklanma özgürlüğünün verildiği, yanlış görüşlerin ise baskıyla susturulduğu düzende, özgürlük yok demektir. Sonra hangi kurum, bir düşüncenin dorğu olup olmadığına karar verme yetkisine sahip olacaktır? Böyle bir kurumun varlığı ise doğrudan düşünce özgürlüğü için en büyük tehdittir.



Deprem vb doğal olayların açıklanmasınad hoşumuza gitmeyen, yanlış olduğunu bildiğimiz hususlar olabilir. Ancak o yanlışın da baskıyla susuturulması değil güven içinde konuşulabilmesi, doğru görüşler ve açıklamaların değerini arttırır. Deprem vb doğal olayların, doğru açıklamasını bildiğini kabul edenlerin bu yüzden öfkelenmesine, sağa sola saldırmasına bir neden de yoktur. Dorğuyu bilip anlamak, öfkenin değil sükunuetin nedeni olmalıdır.

Bu 1814
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com