Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
FOTOĞRAFÇISI DA CASUS ÇIKTI
AYASOFYA CAMİSİNDE ZULÜM BİTTİ
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

MEB’İN BİTMEYEN REFORMLARI

25.11.2019 / 21:59


Türkiye'de en çok reform yapılan alanlardan birisi Mili Eğitim olmalıdır. Sürekli reform yapılır. Her yeni bakan bir öncekinin yaptıklarını ortadan kaldırdığında bunu reform diye takdim eder. Böylece kuşaklar gelip geçer. Ancak Milli Eğitimin temel sorunlarında hiçbir değişiklik olmaz. MEB'de işler iyiye gitmiyor. Her yönetim bunun sorumlusu olarak öğretmenleri görür. Reform dedikleri, çok önemli saydıkları kararlarını alırken öğretmenlerin görüşünü hesaba katmazlar. Ama o kararların uygulanması ile ortaya çıkan her sorundan da öğretmenleri sorumlu sayarlar.





İşlerin iyiye gitmediği anlaşılınca öğretmenin daha iyi yetiştirilmesinden söz ederler. Yani öğretmenlerin iyi yetişmediğini ilan etmek de MEB tepe yönetiminin ortak özelliklerindendir. MEB'in tepe yönetiminin sorunlara ne kadar vakıf olduğunu kimse bilmez ve ilgilenmez. MEB tepe yönetiminin neredeyse hepsi bakanlıktan dışından oraya bir çeşit kurtarıcı havasıyla getirilip istihdam edilirler.



Her gelen Bakan'ın yaptığı reformlar nedeniyle MEB mevzuatı artık anlaşılamaz, içinden çıkılamaz bir durumdadır. Yine de teslim edelim ki MEB'in amaçları ve temel ilkeleri konusu her zaman ısrarla reform dışında tutulmaktadır. Geriye de reform diye kala kala, teneffüs sürelerinin uzayıp kısalması, okul tabelalarının hangi renk ve ebatta yazılacağı koridorlarda KP'nın hangi resminin ne kadar büyüklükte asılacağı, ara tatillerin sayısı ve günleri gibi heyecan verici konular kalmaktadır!



Alayı vala ile sınıfta kalma ve bütünlemeye kalma kaldırılmış adına da büyük reform denilmişti. Şimdi yeni ve daha büyük bir reform ile sınıfta kalma ve bütünlemeye kalma geri gelecektir. MEB kendisini sadece KP'ya sadık kuşaklar yetiştirme ödevinde görmektedir. Gerisi yaz boz tahtası gibidir. MEB yönetimi için fazla bir önem taşımamaktadır.



MEB yapıp ettikleri ile öğretmenlerin çalışma isteğini arttırmak bir yana azaltmaktadır. Yıl boyunca büyük bir titizlikle takip edilen devamsızlıktan sınıfta kalma, sınıf geçme gibi durumların hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Çünkü yıl sonunda MEB’den ulaşan bir cümlelik emir ile “bir kereye mahsus olarak öğrencilerin sınıf geçmesi için devamsızlık ettiği günlerin sayısı dikkate alınmayacaktır” denilerek, devamsızlık eden öğrenciler ödüllendirilir devam eden öğrenciler ise adeta pişman edilir. En az on yıldan beri bu uygulama tekrarlanmaktadır.



Okullarda huzur ve güveni bozucu davranışları engellemek için ihdas edilen disiplin sistemi ise evlere şenlik durumundadır. Hangi ağır suç işlenirse işlensin, okulda verilen ceza ilçeden döner, oradan dönmezse ilden döner. Okulda düzen kurmaya çalışan öğretmenler ise yaptıklarının pişmanlığını yaşayıp giderler. Düzen ve disiplinin olmadığı bir ortamda başarının olabileceği varsayımı Türk makamlarının hayalleri arasında olmalıdır. Dünyada bir örneği de zor bulunur.



Bazı derslerin niçin var olduğunu pek kimse bilmez. Uluslararası ilişkiler, Demokrasi ve İnsan Hakları, Trafik Bilgisi ve Sağlık Bilgisi gibi kulağa hoş gelen derslerin neredeyse hiçbir yerde branş öğretmeni bile yoktur. Diğer branş öğretmenleri ile öylesine doldurulur. Son yıllarda en iyi yeniliklerden sayılacak seçmeli ders uygulaması da MEB’in yapısı içinde iyiliğini de seçmeliliğini de çoktan kaybetmiştir. Hayatta öğrenciye nitelik katacak dersler yerine Beden Eğitimi, Resim gibi derslerle ve çoğu yerde veli yerine ilgili müdür yardımcısının, “işte bunlar seçilecek” demsiyle öğrencilerin eline tutuşturulan seçmeli ders listesi veliye imza ettirilir böylece velinin seçtiği bir ders grubu olarak kayıtlara geçirilir. MEB tepe yöneticileri elbette çok önemli konularla meşgul oldukları için böyle önemsiz işlere ayıracak zamanları da fırsatları da olmaz!



Yıl boyunca kutlanan bayramların hazırlığı da eğitimin kalitesini düşüren, öğrenciye zaman kaybettiren önemli işlerdendir. Her biri bazen bir ay, bazen daha fazla zaman alan, 29 Ekim, 10 Kasım, 23 Nisan, 19 Mayıs törenleri gibi işlerin hazırlığı öğrenciler ve öğretmenler için esaslı bir külfettir. Yıl boyunca okul girişi, çıkışı, koridorları, sınıfları bu günlerle daha doğrusu yalnızca bir kişi ile donatılır. Öğrencilerin okul hayatı böyle törenlerle ve CHP’nin altı okunun öneminin vurgulanması ile biter.



Öğrenciler ve öğretmenler bu uygulamaları sorgulayabilirler mi? Mümkün değil. Zaten böyle bir eğitim düzeninin içinden gelen kişilerde kolay kolay sorgulama yeteneği ve cesareti de kalmaz. Kazara böyle bir şeye yeltenen olursa, ona da ibretlik bir ceza verilerek geride kalanların benzeri bir iş yapmaları sittin sene engellenmiş olur.



Halbuki eğitim düzeni tek parti, tek adam yönetiminin esas olduğu dönemin içeriğinden çıkarılmalıdır. Öğretmene nutuk atarak değil yetki vererek, onun otoritesini sınıfta kuvvetlendirerek, ödül ve cezalandırmayı, sendika ve siyaset bağından kurtarıp objektif ölçülere göre yapmak bütün Milli Eğitim camiasına yeni bir şevk ve heyecan verecektir. Özetle bugün MEB’de her ne yapılıyorsa onun tersini yapmak sorunların çözümü için iyi bir başlangıç olacaktır.

Bu 164
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com