Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

YÜZÜNCÜ YILINDA SİVAS MANDA KONGRESİ

13.09.2019 / 21:26


Türkiye tarihinde 1919 yılı aslında kongreler yılıdır. Kars-Ardahan’dan başlayarak, Balıkesir-Salihli-Nazilli’ye kadar pek çok il ve ilçede kongreler yapıldı. Kemal Paşa, Anadolu’da başlayan Milli Mücadeleye sonradan katıldığı için bu kongrelerin hepsine katılmadı. Buna rağmen yalnızca onun katıldığı Erzurum ve Sivas kongreleri önemli sayıldı. Diğerleri haber değeri bile taşımadı. Aslında Erzurum Kongresi de “Bölgesel Kongre” diye küçümsenir. Erzurum Kongresine on beş ilden 54 delege katılmışken Sivas Kongresi’ne on ilden kırk delege katılmıştır. Erzurum Kongresi kararları bazı harf ve kelime ilaveleri ile Sivas’ta tekrarlanmıştır. Adına kongrenin düzenlendiği cemiyetin adı Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti olarak değiştirilmiştir. Buna rağmen Kemal Paşa Sivas Kongresini “ulusal ve önemli” saydığı için yüz yıldan beri bir kural gibi bu görüş tekrarlanmaktadır.



Sivas Kongresi’ni asıl farklı eden tarafı ise Manda tartışmalarıdır. İngilizce, vekil, yetki, ferman gibi anlamlara gelmektedir. Çünkü Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batılı ülkeler sömürgelerini eski halleriyle devam ettiremeyeceklerini kabullenmişti. Ama sömürgelerini de bırakmak istememişlerdi. İkisi arasında kendilerine göre orta bir yol aramışlardı. Sömürdükleri toplulukların, kendi kendilerini yönetecek yeterliliğe, olgunluğa ulaşıncaya kadar, Millet Cemiyeti adına işte o toplulukları yönetme hakkını, yetkisini almayı Manda diye adlandırmışlardı.(F. Armaoğlu, 20.Yüzyıl Siyasi Tarihi, C.I, s.147,Ankara 1993, s.147)



Mondros Mütarekesi’nden sonra işgaller başlayınca Türkiye’de de bir Manda tartışması başlamıştı. Pek çok tanınmış kişi artık Türkiye’nin kendi başına bu işgalleri ortadan kaldıramayacağı, bunun için askeri ve ekonomik gücünün yeterli olmadığından dolayı gelişmiş bir batılı ülkenin Manda idaresi altında Türkiye’nin toprak bütünlüğünü temin etmenin mümkün olabileceğini savunmuştu. Bu ünlüler arasında İsmet Paşa’da vardı. (Karabekir, İstiklal Harbimiz, C.I, İstanbul tarihsiz, s.95, 204-206). 1919 yılı kongreler yılı olduğu kadar bir Mandacılık mücadele yılıdır. İngiliz, Fransız, İtalyan ve ABD mandasını isteyen çevreler ve bunlar tarafından kurulan cemiyetler vardır. Ancak ABD ve İngiliz mandası taraftarları daha etkin ve yaygın durumunda olmuşlardır.



Aslında Manda tartışmaları Erzurum Kongresi’nde de görülmüştür. Kongre kararlarının yedinci maddesinde “memleketimize karşı işgal amacı gütmeyen her hangi bir devletin fenni, sınai, iktisadi muaveneti memnuniyetle karşılanır” cümlesi şeklinde yer almıştı.(F. Kırzıoğlu, Bütünüyle Erzurum Kongresi, C.II, Ankara 1993, s.252) Memleketimize karşı işgal amacı taşımayan ve yardım (muavenet) edebilecek ülke hangisidir? İtilaf Devletleri olan İngiltere-Fransa ve İtalya fiilen asker gönderip Türkiye’de bazı şehirleri işgal etmişlerdi. Dolayısı bu cümlenin tarif ettiği ülke bunlar değil ABD idi. ABD adı yazılmadan böyle bir tarif yapılmıştı.



Sivas Kongresi, ABD mandasını neredeyse tek madde olarak gündemine alması nedeniyle dikkat çekmektedir. İngiliz Mandasını isteyenlerin kongrede etkisi pek görünmez. Kongrenin asıl sorunu ABD Mandası hakkında nasıl karar alınacağı olmuştur. Çünkü delegelerin bir kısmı “ABD Mandası istiyoruz” diye bir kararın ilan edilmesini ister. Nitekim kongrede hazır bulunan ABD’li Chicago Daily News gazetesinden Louis Edgar Browne’nin gözlemi de bu görüşü teyit edici mahiyette idi: “Türkiye ABD’nin yardıma gelmesini istiyor. Sivas Kongresi doğrudan ABD mandasını kabul etmek istemiyor, çünkü evvela ABD’nin bunu kabul edip etmeyeceğinden emin değil.” (Deniz Bilgen, ABD’li Gözüyle Sivas Kongresi, İstanbul 2014, s.190)



Sivas Kongresi tutanakları da aslında bu gözlemi teyit etmektedir. Çünkü manda kararını alıp ilan etmeliyiz diyen delegelere karşı bir diğer delege grubu ise “Böyle bir kararı alıp ilan etmemizden sonra ABD Manda isteğimizi kabul etmez ise siyasi bakımdan çok müşkül bir duruma düşeriz” diye itiraz değil bir tereddütle karşılamıştır. Rauf Orbay’ın orta yol sayılacak teklifi ise “bu kararı açıkça ilan etmeyelim ama ABD kongresine Sivas Kongresi adına isteğimizi iletelim.” Şeklinde olmuştur. ABD Kongresi’ne ittifakla yazılması kararı alınan  Manda Dilekçesini Kemal Paşa, Rauf Orbay ve İsmail Fazıl Paşa imzalamıştır. Kemal Paşa bu Manda Dilekçesi hakkında, “Kongre divanı riyasetinin imzaları ile bu yolda bir mektup tesvit olunduğunu hatırlıyor isem de bu mektubun gönderilip gönderilmediğini pek iyi hatırlamıyorum. Esasen bu mektuba sureti mahsusa da ehemmiyet atfetmiş değildim.”(Kemal Atatürk, Nutuk, C.I, MEB, İstanbul 1973, s.114). İmzacılardan Rauf Orbay, dilekçeyi hatırladığı gibi anılarında da yer vermiştir. (Rauf Orbay,Cehennem Değirmeni / Siyasi Hatıralarım, C.I, İstanbul 1993, s.259) ABD Kongresine gönderilen bu dilekçenin orijinal hali halen ABD Kongresi arşivindedir. (M. Şükrü Hanioğlu, 3 Eylül 2019 Karar Gazetesi, Aktaran Taha Akyol) O dönemde henüz “Ya İstiklal ya Ölüm” gibi bir slogan, duyulmuş ve bir yerlere yazılmış değildir. Kongre riyaset divanı dediği üç kişiden birisi de kendisi idi. Dolayısı ile Kemal Paşa o Manda dilekçesini imzaladığını da itiraf etmiş oluyor.



Kongre günlerinde İngiliz Mandası taraftarlığı ile bilinen Damat Ferit Paşa sadrazamdır. ABD Manda isteği ilan edilse başlıca iki sakıncası vardır. Birincisi ABD’nin bu isteği kabul edeceği belli değildir. İkincisi bu isteğin açık edilmesi İtilaf Devletleri ile özellikle İngiltere ile gelecekte muhtemel olan iyi ilişkilerin de ortadan kaldırılması demektir. Belki bunun bir sonucu olarak 19 Eylül 1919’da Kemal Paşa İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri General Solly Flood’da gönderdiği telgrafta, “Damat Ferit Paşa’nın Sivas Kongresini engelleme girişimini ülkeye ihanet olarak gördüğünü” belirtmiştir. (Bilal N. Şimşir, İngiliz belgelerinde Atatürk 1919/1938, C.I, TTK Ankara 1992, s.160-161)



İngilizci olan Damat Ferit Paşa İngiliz generaline adeta şikayet edilmiştir. Bu şikayetten beklenen ise muhtemelen, Sivas Kongresi’nde ABD Mandası doğrultusunda bir karar alınmıştır ama İngiltere yok sayılmamıştır. İngiltere’nin iyi ilişki için bir adım atması halinde kongre riyaseti benzeri adımları atmaya hazırdır. Bir diğer önemli nokta ise Damat Ferit Paşa İngilizci olduğundan hain sayılmıyor. İngiliz taraftarlığı o dönemde hainlik sayılmamıştır. Damat Ferit Paşa o halde niçin hain sayılmıştır?



Damat Ferit Paşa Hükümeti, Elazığ’a vali tayin ettiği Ali Galip beyden, yanına Kürt aşiretlerinden toplayacağı silahlı kişilerle giderek, Sivas’ı ele geçirip Kongreyi dağıtmasını Kemal Paşa ile Rauf Orbay’ı da tutuklamasını istemiştir. Ali Galip’in Sivas’a gelmek için yaptığı hazırlıkların duyulmasından sonra karşı tedbirlerin alınması ile Sivas’a ulaşması engellenmiştir.



Temsil Heyeti bu olayı bir hükümet darbesine dönüştürmüştür. Aslında bunun işaretleri 29 Ağustos’ta Ali Fuat Paşa’nın XX. Kolordu komutanlığından alınması ile başlamıştı. Ali Fuat Paşa görevinden alınmasına rağmen, Kolordu Komutan Vekili unvanı ile görevine devam etmiştir. (Şerafettin Turan, Türk devrim tarihi, C.I, Ankara 1991, s.250). Bununla da yetinmeyen Ali Fuat Paşa, Sivas Kongresini, Temsil Heyeti kararlarını değil İstanbul’daki Osmanlı Hükümeti kararlarını uygulayacağını söyleyen Ankara Valisi Muhittin Paşa’yı tutuklayarak Sivas’a göndermiştir. Vali Muhittin Paşa, Temsil Heyetine sadık kalacağı hakkında ettiği yemin nedeniyle bağışlanıp serbest bırakılmıştır. (M. Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, C.I, Ankara 1988, s.295 vd.) Kongre Heyeti kararı ile Ali Fuat Paşa (Cebesoy) 9 Eylül 1919’da Ankara’daki Kolordu komutanlığına ek olarak Batı Anadolu Genel Kuvay-ı Milliye Komutanlığına da atanmıştır.



Böylece hükümet tarafından atanmış olan bir komutan, hükümetin görevden alma kararını tanımamış vekil sıfatı ile görevine devam etmiştir. 9 Eylül 1919’da Ali Galip olayını etraflı bir şekilde Karabekir bir rapor halinde kongreye bildirmiştir. (Karabekir, C.I, s.252-253) Kongre Heyeti önce Damat Ferit Paşa hükümetinin Padişah Vahdettin’e şikayet edilmesi kararını almış,  Karabekir, Cebesoy, Çolak Selahaddin ve Cevdet Bey gibi dört ayrı Kolordu komutanının ortak telgrafı ile Damat Ferit Paşa hükümetinin azledilerek, “meşrutiyete bağlı namuslu kişilerden oluşun” yeni bir hükümetin kurulması istenilmişti. (Nutuk, C.III, İstanbul 1973, s.975-976 / Karabekir, s.227228) Dört general padişaha muhtıra vermişti. Üstelik bu dört generalden birisi görevden alındığı halde görevini de bırakmamıştı. Ancak gönderilen bu telgrafın Padişaha ulaşmasını Damat Ferit Paşa hükümetinin engellemesi, Temsil heyetine bambaşka bir fırsat sunmuştu.



Umumi Kongre heyeti adıyla yayınlanan bildiride “meşru bir hükümet kuruluncaya kadar, hükümet merkezi ile her türlü idari münasebetin, telgraf ve posta haberleşmesinin kesinlikle durdurulduğu bunu mahalli memur ve askeri kumandanların temin ederek Kongre Heyetine bildirmeleri” istenmiştir. (Karabekir, C.I, s.241).



Karar her ne kadar Anadolu ve Rumeli Mudafa-i Hukuk Cemiyeti (A-RMHC) adına ilan edilmiş ise de Anadolu’daki kolordu komutanlarının ortak kararıdır. Böylece bir dernek (cemiyet) hükümeti gayri meşru ilan etmiş tanımadığını Anadolu’daki bütün il ve ilçelerinde hükümet ile her türlü ilişkisini kestiğini duyurmuştur. Elbette bu kararın uygulanması kolordular vasıtası ile mümkün olmuştur. Böylece 12 Eylül 1929 tarihi itibarı ile Anadolu’nun İstanbul hükümeti ile her türlü ilişkisi bitirilmiştir. Bir çeşit hükümet darbesiyle Anadolu’nun yönetimine A-RMHC el koymuştur.



Olup bitenleri anladığı hayli kuşkulu olan Vahdettin 20 Eylül 1919’da yayınladığı bir bildiri ile “hükümet otoritesini sarsacak davranışlardan uzak durulmasını, ulusal birliğin muhafaza edilmesini, kanunların memleketin her tarafında uygulanmasını” istemiştir.(Karabekir, C.I, s.299-300). 30 Eylül 1919’da Damat Ferit Paşa hükümeti istifa etmiştir. Aslında bu istifa ile birlikte İngilizlerin desteğini aldığı farz edilen Damat Ferit Paşa’nın hiç de siyasi bir güce sahip olmadığı, bir derneğin darbesi ile onun hükümetinin istifa etmek zorunda kaldığı görülmüştür.



Her ne kadar yeni kurulan Tevfik Paşa hükümeti ile A-RMHC adına temsil heyeti Amasya’da görüşüp ortak kararlar almış ise de Anadolu’nun idaresi bu tarihten sonra Temsil Heyetinin dolayısı ile Kemal paşa’nın eline geçmiştir. İstanbul’daki hükümetlerin Anadolu’da otoritesi kalmamıştır.

Bu 137
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com