Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
UYGUR TÜRKLERİNE ÇİN ZULÜM BELGESİ
IRAK'TA İRAN VE ABD İŞGALİNE HALKIN NEFRETİ BÜYÜYOR
DİKTATÖR FRANCO ANITMEZARI'NDAN 44 YIL SONRA ÇIKARILDI
ABD'NİN İRAN'A ASKERİ SALDIRI SEÇENEKLERİ VAR MI?

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

KOLAY YÖNETİLEN TOPLUM

17.06.2019 / 15:05


Batı sadece güneşin battığı yerden ibaret değildir. Aynı zamanda dünya çapında bir hegemonyanın adıdır. Büyük bir askeri gücün toplandığı yerdir. Batıyı oluşturan ülkeler arasında da büyük savaşlar oldu. Ancak Batı ülkeleri sömürge imparatorluklarını Avrupa kıtasında tesis ettiler. Üstün ve ateşli silahlarına dayanarak sömürgelerini kurdular. İşte bu sömürgelerini nasıl devam ettirecekleri, kalıcı hale getirecekleri onların akıllarından hiç çıkmamıştır.



Bir defa batılı sömürgeciler, kendilerinin üstün, ileri ve takip edilmesi gereken, baş edilemez önemli varlıklar olduklarını hep telkin etmiştir. Bu telkinlerin etkisinde kalanlar, batılıları taklit etmeyi, evlerini onlar gibi dayayıp döşemeyi, onlar gibi giyinmeyi onlar gibi eğlenmeyi, onların müziğini dinlemeyi, onların alfabesi ile yazıp konuşmayı bir çeşit ilerleme giderek bir çeşit üstünlük nedeni görmeye başladılar. Batılı yaşam tarzının en kolay yayıldığı, kökleştiği yerler, doğrudan batılıların sömürgeleri değil midir?



Batılılar, sömürgelilerinin devamı için işgal ettikleri ülkelerde kendilerine benzeyen bir sınıf oluşturmayı çok önemsemişlerdir. Kendilerine benzeyen sınıfın özellikleri nelerdir? Bu sınıf daima kendi halkını küçümseyen, mutlaka batılıların izinden gidilmesini, onların taklit edilmesini savunan bir sınıftır. Bu sınıfın gözünde kendi halkı bir hiçtir. Önemli bir becerinin, önemli bir değerin sahibi değildir. Bu halkın, varlığının bir değer kazanması ancak Batılılara benzemesi kadardır. Batılılara benzeme çabası, batılılaşma, daima ileri bir adımdır. Medeniyet, uygarlık yolunda yapılan bir savaştır.



Batı sömürgeciliği sanıldığının aksine bir askeri hegemonyadan ibaret değildir. Napolyon bile 200 yıl kadar önce Mısır’ı işgal ettiğinde beraberinde yüzlerce dil bilimci, tarihçi, arkeolog götürmüştür. Amaç Mısırlıları bütün yönleri ile tanıyarak orada Fransız işgalinin kalıcı hale getirilmesini temin etmektir. Batılılar günümüzde oryantalizm adıyla bilinen bir bilim dalı geliştirmişlerdi. Doğu toplumlarının, tarihleri, dinleri, edebiyatları, folklorları bütün ayrıntıları ile incelenir, zayıflıkları tespit edilirdi. Sömürgecilik bu tür sivil faaliyetlerle tahkim edilmişti.



Buna karşılık doğulular gerçekten fakirdi, yoksuldu, geri kalmıştı. Sömürgecileri alt edecek maddi bir kuvvete sahip değillerdi. Ancak direnmelerini biliyorlardı. Sömürge toplulukları direnmeleri gerektiğini, nasıl nereden keşfetmişlerdi? İslam onlara inanılmaz bir direniş imkanı sunmuştu. Haçlı seferlerinden beri Batılılara karşı direnişin kalesi olmuştu. Sanayi Devrimi sonrasında ortaya çıkan yeni sömürgecilik döneminde de İslam en önemli direniş kaynağı, fırsatı olmuştu.



İslam ülkeleri arasında batılı işgallere sömürgeciliğe karşı kimler hangi araçlarla direnmişti? Cezayir’den Türkistan’a, Afganistan’dan Sudan’a kadar uzanan direniş alanında, sömürgecilere karşı savaşanların İslam’dan başka imkanlarının olduğunu söylemek mümkün müdür? Türkiye’de Milli Mücadele döneminde, savaşın ana unsuru ne idi? Dönemin asker-sivil lider kadrosu, düşmanlara karşı savaşı anlatırken ayetlerle başlayıp hadislerle bitirmezler miydi? Onların sözleri arasında laiklik-sekülerizm gibi terimleri o dönemde duyan gören bir yana hisseden olmuş mudur? Milli Mücadele ile Türkiye’nin her cihetten Batıya yöneleceğini, Batıya benzeyeceğini söyleyen olmuş mudur? Hayır olmamıştır.



Türkiye’de ezici çoğunluğun kendini Müslüman bilmesinden dolayı dindarlaşma denilince akla İslamlaşma gelmektedir. Türkiye’de dindarlaşma ile İslamlaşma ile batılıların hayal ettiği “kolay idare edilebilir” bir toplumun oluştuğunu iddia etmek her şeyden önce tarih dışı, akıl dışı bir iddiadır. Bu toplumun yüz yıl önce sindirilmesi, batılı, sömürgeci değerlerin önünde diz çöktürülmesi, kolay idare edilebilir hale getirilmesi, teslim etmek icap eder ki İslam’a rağmen yapılan işlerdir. Yüz yıldan beri Türkiye’de batılıların övgüyle andıkları, bir idarenin tesis edilmiş olması bir dindarlaşmanın/İslamlaşmanın sonucu değil aksine ondan koparılmanın, uzaklaştırılmanın sonucudur.



“Cumhuriyet bizlere eşit ve özgür olmanın değerini öğretti, zor kazanılmış bir yurttaşlığın değerini” öğretti gibi iddiaları okuyanlar, cumhuriyetten önce halkın köle olduğunu, sınıflara ayrıldığını bu sınıflar arasındaki farkın Batı toplumları ya da Hindistan’daki kast sistemi gibi olduğunu hayal edebilir.



Batılı değerlere göre tesis edilen bir idareyi böylesine yücelten bir anlayışın doğruyu görmesini beklemek beyhudedir. İslamiyet öncesinde ve sonrasında sınıflı bir yapıya sahip olmayan toplumun eşit olmak gibi bir sınıf mücadelesine ihtiyaç duymayacağını düşünmesi de beklenilemez. Cumhuriytten önce demek ki vatandaşlık yoktu. Halk Türkiye’de mülteci durumundaydı. Bir halkı asırlar boyunca kim mülteci edebilmiştir.?



“İmdi onsuz bir nefes bile alamayız ve artık bir hanedanın güttüğü reaya, bir sürü olmayı asla kabul edemeyiz.” Hanedanın hem de mutlakıyet denilen döneminde hiçbir padişahın otoritesi ölümünden sonra devam etmezdi. Bütün ihtişamı, kudreti öldüğü gün bitmiş sayılırdı. 80 yıl önce ölen bir iktidar sahibinin yapıp ettikleri bugün eleştirilemiyor ise yaptıkları değiştirilemezliği bir anayasa maddesi olarak duruyor ise  reaya olmaktan çıktığımızı iddia etmek mümkün müdür? Üstelik bir ölünün reayası olmayı içselleştirenlerin “kazanılmış yurttaşlıktan” söz etmesi mizahi bir değer den bile uzaktır. Reayalık en katmerlisi ile devam etmektedir. Böyle bir reayalığın Türkiye’de tesis edilmesini batılılar yüz yıldan beri alkışlamaktadır. Dizbağı nişanı gibi özel nişanlarla ödüllendirmişlerdir.



Şimdi yeniden toplumun sahici bir dindarlaşması batılı tüketim alışkanlıkları için bir tehlikedir. Batılıların üzerine titredikleri “batılı bir yaşam tarzı” için tehlikedir. Sömürgeleştirdikleri ülkelerde barbarlıkla, sömürgelerini kendilerine bağımlı kadrolara bıraktıkları ülkelerde ise o bağımlı kadrolar eliyle kalıcı hale getirdikleri hukukları için bir tehlike değil midir? Batılılar yeni sömürge düzenlerini kendilerine bağımlı sınıflar, liderler eliyle İslam ülkeleri arasında var olan ya da icat edilen ihtilaf konuları ile sürdürmektedirler. Oysa bu ülkelerin halkları, biri birlerini kardeşleri bilirse bu savaşların, yıkımların gerekçesi ortadan kalkacaktır. Bağımlı kadroların, bağımlı liderlerin en büyük tutkuları çoğunlukla komşu topluluklara karşı düşmanlıktır. Çünkü kendilerine verilen gizli ajandaları bu tür telkinlerle doludur.



Dindarlaşmanın insanı kolay yönetilebilir, sömürülebilir hale getirdiği iddiası yaklaşık iki asır öncesinde Ziya Paşa’nın serzenişini akla getirmektedir: “İslam imiş devlete pa-bend-i terakki, Evvel yoğ idi işbu rivayet yeni çıktı.” Varlığını İslam’a bağlı halkın destanlık çaptaki fedakarlığına borçlu olan Türkiye’de, dindarlaşmayı-İslamlaşmayı, Batılıların isteyebileceğini düşünmek eşyanın tabiatına aykırıdır. Hz. Resul’ü rüyada görmeyi garanti eden terlik ve yanmaz kefen satışları gibi din istismarı, halkın aldatılması gibi örneklerden ise Batılıların hiçbir şikayeti yoktur.



İslam’ın ilerlemeye engel olduğu iddiası ile terk edilmesinin kaçınılmaz olduğunu telkin edenler Batılı sömürgecilerdi. Bu telkinlere sıkıca bağlanan ve o doğrultuda zulümler yapanlarda onların bağımlısı liderler, kadrolardı. Bu yalanın İslam tarihi verileri ile cazibesini bir süre sonra kaybettiği görüldü. Sömürgeciler her dönem telkinlerini değiştirdiler ama hedeflerini değiştirmediler. Onların hedefleri her zaman İslam’ın toplum için değersiz, önemsiz, tarihi bir anı, kötü bir anı olarak kalmasıydı. Bunun için cepheye sürdükleri en önemli icatları arasında laiklik olmuştur. Dikkat edilirse bu icadın batıda işleyişi ile doğu da İslam ülkelerinde işleyişi çok farklı olmuştur. Batıda dinler, mezhepler arasındaki çatışmaları engelleyen, kilisenin zulümlerini, sömürüsünü bitiren, din-mezhep ve vicdan özgürlüğüne yol açan bir işlev ile donatılmışken İslam ülkelerinde bunun tam tersi bir işleve sahip olmuştur.



Batılıların şikayetleri daha çok İslam ile siyasetin, İslam ile cihadın bir arada ve iç içe sayılmasında toplanmaktadır. Batılılarla uyumlu, onlara bağımlı kadrolar yüz yıllardan beri din ile siyasetin bir arada olmayacağını telkin etmektedirler. Çünkü din ile siyaset bir arada düşünüldüğünde Batılı sömürgecilere karşı itirazın, direnişin din kaynaklı temelleri, meşruiyeti oluşmaktadır. Böyle bir itiraza karşı batılı telkinler etkisizleşmektedir.



Cihadı, hayatın, İslam’ın bir parçası sayan Müslüman kesimler, gruplar, partiler, dünyanın her tarafında Batılı sömürgecilerin tarassutu altınadırlar. Dünyanın neresinde Batılılara karşı itirazı olan direnişçiler varsa, Batılıların gözünde onlar “teröristtir ya da cihadisttir.” Cihadçı denilen bu grupların ortak özelliği batıya karşı mücadele bayrağı açmalarıdır. Batılılar devasa askeri, mali ve medya güçleriyle kendilerini karşı direnenleri daima mahkum etmeye, Müslüman toplumlar nezdinde aşağılamaya, meşruiyet dışında tutulmaya çalışılmıştır.



O halde dindarlaşmanın, İslamlaşmanın “kolay yönetilebilir” bir toplum oluşturduğu iddiası temelden bir kurgudur. Batılı değerlerin önünde toplumun diz çöktürülmesi daha kolay yönetilebilir, güdülebilir hale gelmesini temin etmiştir. Bu durum sadece Türkiye için geçerli değildir. İslam ülkelerinde ne kadar diktatörlük var ise Batılıların desteği ile kurgusu ile kurulduğu gibi devam etmesi de onları desteği ile olmaktadır.



Batı sömürgeciliği ad ve şekil değiştirmiştir. Kendine benzeterek bağımlı hale getirip iktidara taşıdığı kadrolar, liderler eliyle devam etmektedir. Dindarlaşma yani İslamlaşma işte batı sömürgeciliğinin devamı demek olan onların uzantılarının yıkılmasıdır. Halkın bilinçlenmesi, haklarına sahip çıkması, din ile hayali kahramanlık hikayeleri ile aldatılmasına bir hınç biriktirmesinden başka bir şey değildir.

Bu 75
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com