Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
ABD'NİN İRAN'A ASKERİ SALDIRI SEÇENEKLERİ VAR MI?
MUHARREM TÖRENİNDE KENDİ KAFASINI KESTİ
ABD'NİN FAVORİ DİKTATÖRÜ SİSİ
ABD'DE UYGUR TÜRKLERİ TASARISI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

İSTANBUL SEÇİMLERİNİN ÖĞRETTİKLERİ

14.06.2019 / 01:05


İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararı ile birlikte görüldü ki İstanbul’da yaşayan 16 milyonun içinde hala İstanbullu yok gibidir.  İstanbul seçmeninde baskın olan unsur, herkesin geldiği yere olan bağlığıdır. Aidiyetidir. Seçime katılacak adaylardan herkes kendi memleketi bildiği yer için, Sivas, Giresun, Ordu ya da Tokat için bir şeyler talep etmenin peşindedir. Oysa aday olan İstanbul belediyesi adayıdır ancak kendilerinden beklenenler ise neredeyse İstanbul ile ilgisiz işlerdir.



Siyasi parti başkanları da İstanbul’daki bu durumu biraz körüklemiştir. Çünkü seçim çalışmaları daha çok hemşeri dernekleri üzerinden yapılınca, illerin milletvekillerine, belediye başkanlarına, gidin hemşerilerinizi arayıp görüşün, onları bizim adayımız için ikna edin diye görevlendirince, hemşerilik duygusu pekişerek asabiye haline geldi ve tavan yaptı. Demek ki İstanbul’da yaşayanlarda hala bir kentlilik, İstanbulluluk bilinci, tercihi yoktur. Siyasi partilerin tutumları da bu asabiyeyi körüklemektedir.



CHP adayının 31 Mart akşamı galip ilan edilmesi her nedense Yunanistan’da bir sevinç nedeni oldu. İstanbul, Konstantinapol diye, CHP adayı ise seçimi kazanan Pontuslu diye bazı Yunan gazetelerinde haber oldu. CHP adayı ne münasebet diyerek Yunan gazetelerine itiraz edecek diye beklenirken aksine o, Yunan gazete haberlerinin Türkiye’de konuşulmasına öfkelenerek, Karadenizlilere, Trabzonlulara Pontus denildiği iddiası ile Karadenizlileri, Trabzonluları tahrik etmeye çalıştı.



Öncelikle şunu teslim etmeli ki hiç kimse bu dünyaya ailesini, ırkını seçerek gelmez. Kimin hangi aileden, ırktan birisi olarak gelmesi kararı bütünüyle ilahi iradenin tasarrufundadır. Bu yüzden de insanları, aileleri ya da ırkları nedeniyle aşağı ya da üstün görmek hem insani hem de İslami bir tutum değildir. İnsanlar yapıp ettikleri işler nedeniyle üstün ya da aşağı olurlar. Bu kadar basit bir gerçeğe rağmen, Yunan gazetelerinde yer alan bir haberden dolayı rakibine üstünlük sağlama çabası da az görülecek bir şey değildir.



Oysa hatırlanmalıdır ki CHP Tekirdağ milletvekili unvanlı Özcan Aygün, “Kadir Mısıroğlu’nun Pontus kökenli olduğunu, zaten nereli olduğuna bakılınca anlaşılacağını” iddia ederek, Mısıroğlu’nun Kemalizme yönelttiği eleştiriyi mahkum etmeye, Pontus işi saymaya çalışmıştı. Zaten CHP çevrelerinde, kemalizmi beğenmeyen hemen herkes için, Ermeni, Rum ya da Sırp kökeni aramak gibi bir ısrarın olduğunu herkes bilir. CHP mahallesinde egemen olan havaya göre, Türk olmanın temel şartı, kemalizmi beğenmektir. Beğenmeyenler ise kesinkes Türk değildir. Şimdi aynı CHP çevresinin el çabukluğu ile Yunan gazetelerinin kendi adayları için duyduğu sevinçten dolayı rakip adayı suçlamaya yönelmesi kabul etmek lazım ki siyaset alanında az bulunur bir sihirbazlık örneğidir.



31 mart yerel seçimlerinde ve tekrarlanan İstanbul seçimlerinde PKK ve partisi HDP, CHP’nin adayları için seferberlik ilan etti. Aday göstermedikleri büyük şehirlerde CHP’nin adaylarını destekleyerek zafer kazanacaklarını ilan ettiler. Bir siyasi partinin aday çıkarmadan, resmi olarak bir başkası ile de ittifak ettiğini kabul etmemişken nasıl olup da bir seçimde zafer kazanmış olacağı artık siyaset biliminin konusu olmaktan çok mizah dergilerinin konusu olmaya başladı. PKK’nın bu kararı ile birlikte onun etki alanındaki bazı Kürtler de CHP adayının kazanmasının mana ve önemini vurgulamaya başladılar. Böylece PKK etkisinde kalan bazı Kürt çevrelerinin, CHP’ye onun geçmişteki ceberut uygulamalarına, kemalizme karşı yönelttiği eleştirilerin hiç de sahici olmadığı, Kürt meselesinin çözümü için “çözüm süreci” diye bir siyaset takip ederek, okullarda Kürtçeyi seçmeli ders, üniversitelerde Kürtçe enstitüler açan, TRT’de Kürtçe kanal kuran ve bazı Kürt vatandaşların tepkisine yol açıyor diye okullardan andımızı kaldıran, Dersim olayları nedeniyle, Devlet adına özür dileyen bir Ak parti’ye, Tayyip Erdoğan’a karşı s yapan,CHP’nin yanında saf tutmaları nedeniyle anlaşılmıştır. Artık bu çevrelerin kemalizmin geçmişi ve bugünü hakkında söyleyebilecekleri hemen her iddia beyhudedir. Boştur ve anlamsızdır. Çünkü bir toplum ya da sosyal zümre adına suçlu saydıkları bir devlet politikasının resmi sahibi olan CHP’ye rücu ederek Ak Parti’ye karşı seferberlik ilan etmişlerdir.



İstanbul’da Kürt seçmeni var, bunların oyu da seçimin sonucunda etkilidir mülahazası ile yola çıkan Ak Parti adayı Binali Yıldırım beyin, İstanbul seçimi için Diyarbakır ve Urfa illerine yaptığı ziyaretlerde söyledikleri de bu seçimin unutulmazları arasında yer aldı. Çünkü hiçbir münasebeti yokken, “ilk mecliste Kürdistan, Lazistan mebuslarının olduğundan” söz etti.



Bir defa “meclisin 23 Nisan 19202de Ankara’da toplanmasını ilk meclis” diye görmek büyük bir yanlıştır. Meclis Ankara’da toplandı diye niçin ilk meclis olsun? Türkiye tarihinde ilk meclis 19/20 Mart 1877’de İstanbul’da “Osmanlı Mebusan Meclisi” adıyla toplanmıştı. O meclis bazı fasılalarla birlikte 7 Mart 1920’ye kadar İstanbul’da çalışmalarını sürdürmüştü. Bugün pek çok çevrenin övünerek sahiplendiği Misak-ı Milli kararlarını da işte bu meclis hem de İstanbul işgal altında iken almıştı.



Meclis İstanbul’da iken milletvekilleri seçildiği illerin adına göre unvan alır ve öylece isimlendirilirlerdi. Osmanlı Mebusan Meclisinde “Kürdistan milletvekili” denilen hiç kimse yoktu. Çünkü 1847’de Mustafa Reşit Paşa’nın yaptığı vilayet düzenlemesine göre ilk defa resmi olarak Kürdistan, Lazistan ve Suriye adıyla üç ayrı vilayet ihdas edilmişti. Ancak bu adlarla yapılan düzenleme, 622 yıllık Osmanlı tarihinde yalnızca 17 yıl sürmüş, 1864’de bu düzenleme iptal edilmişti. 1877’de ilk Osmanlı Mebusan meclisi açıldığında artık Osmanlı sınırları içinde bir “Kürdistan vilayeti” adını taşıyan yer yoktu. Milletvekilleri de seçildikleri illere göre, Edirne, Trabzon, Kayseri, Van ya da Diyarbakır milletvekili diye bilinirdi. Meclis tutanakları da böyle tutulmuştur.



Misak-ı Milli kararına güya İngilizler tepki göstererek İstanbul’da meclis binasını işgal ederek meclis’in Ankara’ya taşınmasının zeminini oluşturmuştur. O meclis Ankara’ya taşınınca, sıfırdan kurulmuş yeni bir meclis olur mu? Nitekim olmadığı şuradan da bellidir ki meclis Ankara’ya taşındıktan sonra, İstanbul’daki meclisin iç tüzüğü ile çalışmalarını sürdürmüştür. Meclisin İstanbul’daki başkanı yok sayılarak yeniden meclis başkanlığı seçimi yaptırılmış, bir oy farkla Kemal Paşa’nın kazandığı ilan edilmiştir. Kemal Paşa, meclisin adının da Büyük Millet Meclisi olarak değiştirilmesini istemiştir. Milletvekillerinin neredeyse tamamı İstanbul’dan Ankara’ya gelmiştir. İstanbul’da iken kullanılan, “Edirne, Trabzon, Kayseri, Van ya da Trabzon milletvekili” unvanlarını kullanmaya devam etmişlerdir. Özetle meclis ne İstanbul’da iken ne de Ankara’da iken “Kürdistan milletvekili” unvanlı hiç kimse yoktu. Bu kadar basit ve yalın gerçeği Binali Yıldırım beyin atlamasını anlamak mümkün değildir.



Binali Yıldırım beyin bu söylemi, PKK/HDP etkisindeki bazı Kürt seçmenlerinin üzerinde olumlu bir etki yapar mı? Bu soruya olumlu cevap vermek mümkün değildir. Çünkü çözüm süreci siyasetinin sahibi olan Ak Parti’ye karşı CHP’nin yanında saf tutmaları bu söylemin hiçbir işe yaramayacağının işaretidir. Eğer bu söylem Ak Parti seçmeninde ya da Cumhur ittifakında bir tepkiye, olumsuz bir sonuca yol açarsa bu da şaşırtıcı olmaz.



Çünkü PKK’ya karşı yürütülen mücadelenin odak noktası Suriye’ye taşınmıştır. Ak parti her ne pahasına olursa olsun, Suriye’de PKK güdümünde bir bölgenin tesisine karşı çıkarken ve bu konuda ısrarlı olurken, CHP’nin Genel Başkanı, PKK’nın Suriye kolu olan “PYD’yi terör örgütü olarak görmediğini” açıklamıştır. Afrin’de ki askeri hareket esnasında Afrin merkezine girilmemesini istemiştir. Benzeri örnekler çoğaltılabilir. CHP genel başkanının bu siyasi söylemi onun PKK/HDP ile bazı konularda ortak bir dili tercih etmesi zaten yerel seçimlerde CHP/HDP(PKK) ittifakına yol açmıştır.



Elbette geçmişten de bazı örnekler hatırlanabilir. CHP seçkinleri, Ak parti’yi yıpratmak için HDP/PKK’ya açıkça destek olmuştur. 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde HDP, Türkiye genelinde % on seçim barajını aştı diye, CHP’li Çanakkale Belediye başkanı şehrin sokaklarında sevincinden halka pilav dağıtmıştır. Dönemin CHP genel başkan yardımcılarından Murat Özçelik de “ailece oylarını HDP’ye verdiklerini” açıklamıştır. Üstelik İslam’a karşı CHP ve HDP(PKK)’nın tutumu da paraleldir. CHP ile HDP(PKK)’nın ittifakı bir kereye mahsus ve tesadüfen ortaya çıkmış bir siyasi tercih değildir. Uzun sayılacak bir geçmişi vardır. İdeolojik temelleri de vardır. Bundan dolayı “ilk mecliste Kürdistan mebusu vardı” söylemi bu ittifakı ortadan kaldıramaz.

Bu 59
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com