Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

SEÇME HAKKININ SORGULANMASI

26.04.2019 / 00:00


Yönetme hak ve yetkisinin seçimle tayin edildiği yönetimlerde karar sahibi olan milletin kendisidir. Karar yetkisini kullananlar ise “seçmen” diye bilinmektedir. Seçilenler ise elbette geçici süreliğine milletin vekilinden, temsilcisinden başka bir şey değildir. Vekillerin aldıkları kararlar, yaptıkları işler milletin adına ise de bu durum vekilleri, milletin (seçmenlerin) kendisi durumuna getirmez. Vekalet geçicidir. Vekalet veren makam (seçmen) vekalet kararını, her an ya da en azından seçim zamanı değiştirebilir.



Vekalet kararını değiştiren milletin (seçmenin) kararını, eski ve yeni vekiller (seçilmişler) sorgulayabilir mi? Vekilin böyle bir hakkı ve haddi yoktur.



Seçme işinin olması için özgür bir ortam gereklidir. Özgür ortam ise gerçekten seçimle olabilir. O da elbette birden fazla adayın olması halinde millet (seçmen) onu değil bunu, ya da bunu değil şunu diyebilmesi için, vekil adayları arasında bir karşılaştırma yapabilmesi, hayır o değil ancak bu benim vekaletime uygundur diyebilmesi için birden fazla adayın, partinin olması kaçınılmazdır. Bu yüzden İkinci meşrutiyet döneminde seçim olmuştur. Ama Cumhuriyetle birlikte seçim ortadan kalkmıştır. Kimin nereden aday olacağını yalnızca bir kişi belirlemiştir. Cumhuriyet dönemi seçme hakları bakımından bir gerileme dönemidir.



Rakip parti ya da aday ise hainlik sayıldığından yasaklanmıştır. Meşrutiyetten sonra Türkiye’de seçim ancak 1950’de yapılabilmiştir. 1950 seçimlerinde ise daha çok ve özellikle millet (seçmen) kimi seçmediğini göstermiştir. Artık 1950 ile başlayan özgür seçimlerin hiç birisinde CHP seçilememiştir. Var olduğu günden (1923) başlayarak tek başına özgür bir seçimi kazanarak ülke yönetme hakkını, vekaletini alabilmiş değildir.



Türkiye’yi kurmak iddiasındaki bir parti, Türkiye’de hiçbir seçimi kazanamıyor. Bu seçimlerde mi yoksa bu kuruculuk iddiasında mı yanlışlık vardır. CHP tarafına bakılırsa iki yanlışlık olmaktadır. Çünkü 1950’lerden beri seçimlerde CHP’ye hile yapılmaktadır. Bu hile nedeni iledir ki CHP seçimleri kaybetmektedir. İkinci önemli yanlış ise “cahil çoğunluktur”.



"Türkiye nüfusunun çoğunluğu henüz CHP’yi anlayacak düzeyde değildir. Cahildir." Bu yüzden de CHP’yi seç(e)miyor. CHP bu tutumuyla demokrasi kavramına ne ölçüde uzak hatta aykırı olduğunu da göstermektedir. Çünkü ona göre seçmen CHP’yi seçerse, iyidir, makbüldür. Ama CHP’yi seçmez ise cahil çoğunluktur. Seçme hakkını iyi bilmeyen, iyi kullanmayan demektir. CHP 1923’ten beri kendini değil, Türkiye halkını (seçmenini) sorgulamak gibi bir had bilmezlik içindedir.



31 Mart yerel seçimlerini CHP kazandı mı? Büyük şehir belediye başkanlıklarının el değiştirmesine bakıldığında evet kazanmıştır. CHP baba mirası gibi % 22-25 aralığına kilitlenmişken büyük şehirlerde nasıl kazanmıştır? Elbette ortakları ile kazanmıştır. CHP’nin seçim ortakları ise İyi Parti, Saadet Partisi ve PKK’dır.



Ancak seçim sonuçları için CHP’nin ortakları sayıldığında, PKK adına şiddetle itiraz etmektedirler. PKK’nın siyasi uzantısı HDP ile ortaklık yapmadıklarını, herkesin kabul etmesini istiyorlar. HDP’nin büyük şehirlerde aday göstermeyerek CHP adaylarını desteklemesini ise Ak Parti’nin “çözüm sürecinde” yaptıkları ile kıyaslayarak, “biz Ak Partiye göre daha azını yaptık” diyorlar. Hem ittifak yapmadık diyorlar hem de Ak parti çözüm sürecinde PKK ile anlaştı, biz niye anlaşmayalım demeye getiriyorlar. 



Hatırlanmalıdır ki çözüm sürecinin isabetsiz olduğu sonucu ile tahakkuk etmiştir. Yanlış bir girişimdi o yüzden de sonuç alınamadı. Ancak Ak Parti, PKK ile o dönemde seçim ittifakı yapmadı. Terör meselesini, kansız, silahsız çözmek gibi bir yolu denedi. İran, İsrail ve ABD gibi ülkelerin girişimi ile PKK bu çözüm sürecini bitirdi. Dolayısı ile çözüm süreci başlığı altında yapılanlarla şimdi PKK ile yapılan seçim ittifakını bir ve aynı görmek insan aklına ve mantığına karşı büyük saygısızlıktır.



PKK’lı seçmenin bir bölümü Ağrı-Şırnak-Muş gibi yerlerde PKK’lı adaylar yerine Ak Partili adaylara oy verirken yanlış oluyor da PKK’lı sayılan seçmenin diğer bir bölümü büyük şehirlerde CHP’li adaylara oy verince neden yanlış olmaktadır? Başka partilere, adaylara oy veren seçmenler sorgulanmazken PKK’lı sayılan seçmenler nasıl sorgulanabilir? PKK’lı seçmeni sorgulamak, “vatandaşın seçme hakkını” sorgulamak anlamına gelmez mi? Böyle bir sorgulamayı yapanlar, CHP’nin kendisine oy vermeyenleri “cahil çoğunluk” sayması ile eş anlamlı değil midir?



Evet CHP-PKK ittifakını bazı kimseler bu sorularla savunmaya, geçiştirmeye hatta örtmeye çalışmaktadır. Teslim edilmelidir ki birey hata yaptığı gibi topluluk da hata yapabilir. Topluluk da yanlış seçim yapabilir. Ancak bu yanlışlık görelidir. Yasalara göre aday olan kişilere oy verenleri sorgulamak kimsenin hakkı değildir. PKK’nın açıkça destek verdiği adayları seçmek ise sadece “yasalara uygunlukla” açıklanamaz.



Üstelik, Bazı doğu illerinde PKK adayları ile Ak Parti adayları yarışmış ve bu yarışı Ak Parti adayları kazanmış ise bu PKK’ya rağmen bir kazanmadır. Buna karşılık büyük şehirlerde CHP’li adaylar PKK’lı adaylar ile değil Ak Partili adaylara karşı yarıştılar. Üstelik bu yarışta PKK yöneticileri açıkça CHP’li adayları da desteklediler. Dolayısı ile CHP’nin belediye seçimlerindeki başarısında PKK desteği vardır. CHP'liler de bunu böyle bilecektir.



CHP var olduğu günden beri halkı aldatmayı temel siyaset olarak seçmiştir. Bu seçimin bir sonucu olarak günümüzde PKK ile yaptığı ittifakı bile inkar etmesi, yok sayması da o eski siyasetinin bir uzantısıdır. CHP’nin yaptığı bu riyakarlık siyaseti belki yasaldır ama meşru değildir.

Bu 373
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com