Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
FOTOĞRAFÇISI DA CASUS ÇIKTI
AYASOFYA CAMİSİNDE ZULÜM BİTTİ
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

KÜRDİSTAN MESELESİ

12.03.2019 / 19:27


Mart 2018 yerel seçimlerinin en çok dikkat çeken tartışması “Kürdistan” meselesidir. PKK’lıların “Kürdistan’da biz kazanacağız Batı’da ise Ak Parti ve MHP’yi gerileteceğiz” çıkışları tartışmanın fitilini ateşledi. Cumhur İttifakı bu tartışmada, “Kürdistan” vurgusuna şiddetle itiraz ederek tepkisini meydanlarda gösterirken, millet ittifakı ise bazı yerlerde örtülü bir destekle genelde ise sessizlikle geçiştirmeye çalıştı.



Ak Parti’ye “çekingen” muhalefetlerini sürdüren bazı çevreler ise, “Komünistler Moskova’ya, Şeriatçılar Arabistan’a der gibi Kürdistan’ı isteyenlerin Kuzey Irak’taki Kürdistan’a gönderilmesinin Türkiye’deki Kürt vatandaşların ve Erbil-Süleymaniye’deki Kürtlerin incinmesine yol açacağını” vurgulayarak taraflarını belli etmişlerdir. Hatta CB Erdoğan’ın (19 Kasım 2013) Osmanlı zamanındaki Kürdistan tanımlamasını belirterek “bunun tarihimizin bize devrettiği bir miras olduğunu ve görmezlikten gelinemeyeceğini” hatırlatanlar bile olmuştur.



İşin gerçeği de siyasilerin ön ayak olması ile bazen “Kürdistan” tartışmasının alevleniyor olmasıdır. Tarihimizden intikal eden mirasın ise aslına ve dönemin şartlarına uygun olarak ele alındığını söylemeye imkan yoktur. Çünkü Kürdistan denilince bazıları Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lügatit-Türk’ün deki haritasından başlayıp günümüze kadar uzun bir liste çıkarmaktadırlar. On ikinci yüz yılın başında ölen Kaşgarlı Mahmut’un haritasında yer verdiği Kürdistan’ın günümüz Türkiye’sinde her hangi bir ili ya da bölgeyi kapsamaktan uzak İran içlerinde bir bölgeyle sınırlı olması tartışma havası içinde önemini kaybetmektedir. Onun bir devamı olarak 1157’de ölen Selçukluların son hükümdarı Sancar’ın yaptığı idari düzenlemede “Kürdistan” vilayetinin de bulunması bu tartışmalarda sıkça görülmektedir. İşin dikkat çekmeyen tarafı ise bu vilayetinde günümüzdeki İran sınırları içindeki bir bölgeye tekabül etmesidir.



Liste elbette bu kadarla sınırlı değildir. 622 yıllık bir tarihe sahip olan Osmanlının mirası içinde de “Kürdistan” vilayetinin bulunduğunun belirtilmesi meseleye biraz siyasi bir heyecan da vermektedir. Çünkü II. Mahmut’un eyalet sistemi yerine vilayet düzenlemesini getirmesine karşılık Sadrazam Mustafa Reşit Paşa 1847’de yeniden eyalet sistemini geri getirdiğinde ilk defa kullanılan adlar arasında, “Lazistan, Kürdistan, Suriye” isimleri de vardı. Ne var ki bu eyalet sistemi son olarak 1864’de kaldırıldığında Kürdistan adı da bir eyaletin ya da bölgenin resmi karşılığı olarak kullanımdan çıkarılmış oldu. Böylece bütün Osmanlı tarihinde Kürdistan adı sadece 17 yıl kullanılmış oldu. Buradan hareketle “Kürdistan” adının bir Osmanlı mirası olarak sayılması tarih bilgisinden çok siyasi tutumla, tercihle açıklanabilir. CB Erdoğan’ın 2019’te söylediğini 2013’teki açıklaması ile geçersiz saymaya çalışanlar da yine siyasi bir tercihte bulunmaktadırlar.



PKK çevrelerinin uzun zamandan beri “Kürdistan” dedikleri doğu bölgesinin federal bir yönetimle kendilerine bırakılması buna karşılık Türkiye’nin geri kalan bölgesinin ise Kürtlerle yoluna devam etmesini savundukları bilinmektedir. Böyle bir isteğin Türkiye’nin nüfus yapısı ile tarihi mirası ile derin bir uyumsuzluk içinde olduğunu teslim etmek gerekir.



Her şeyden önce bugün bilinen anlamda eyalet düzeni bir Osmanlı mirası değildir. Osmanlı’da eyalet denilen idari bölgenin başındaki yönetici (beylerbeyi) asla idari bir özerkliğe sahip değildi. Seçimle gelip seçimle de gitmezdi. Padişahın otoritesi karşısında, onun bir memuru durumundaydı. Böyle bir idari yapıyı günümüzdeki eyalet ya da federe denilen idari yapılarla eşit saymak eğer bir bilgi yanlışına dayanmıyor ise kasıtlı bir tahrifatın işareti sayılmalıdır.



Avrupa ve ABD gibi ülkelerde görülen eyalet/federe yapılar tarihin bir mirasıdır. Çünkü geçmişteki iç savaşların, ırk, mezhep anlaşmazlıklarının ya da sömürge dönemlerinde farklı toplulukların değişik bölgeleri ele geçirmiş olmalarının fiili bir durum olarak idari yapıda yer almalarından başka bir şey değildir. Osmanlı hatta Selçuklu dönemleri için böyle bir iddiada bulunmak tarih dışı olmaktadır. Irk ve mezhep çatışmalarına bağlı olarak tesis edilen idari düzenlemeler Türkiye tarihinde hiçbir dönem olmamıştır.



Nüfus yapısı zaten fiili bir durumdur ve bağlayıcılık bakımından da tarihi mirastan daha baskındır. Çünkü Türkiye sınırları içinde nüfus ırk ve mezhep farklılığına göre yerleşik değildir. Hemen her ilde özellikle de büyük şehirlerde çok farklı ırkların, mezheplerin bir arada yaşadığı bilinmektedir. Bu ırk ve mezhep farklılıklarına göre nasıl bir siyasi sınır düşünülürse düşünülsen bir mezhebi/bir ırkı kapsayamaz. Önemli bir kısmı hatta çoğunluğu o hayali siyasi sınırın dışında kalacaktır.



Doğu Anadolu Bölgesi ise zaten 1048’de Pasin’de 1071’de Malazgirt’te Bizans’a karşı yapılan iki önemli seferin sonunda Türk iskanına açılmış değil midir? Selçuklular günümüz Türkiye’sine geldiklerinde, Bizans Devleti ile muhatap olup savaştıkları için  buraya “Rumeli” demişlerdi. Doğu Bölgesinin de yerli halkı Ermeni (Diyarbakır’dan güneye doğru kısmen Arap ve Kürt) ama egemeni ise Bizans idi. Üstelik İslam tarihinin ilk yazılı kaynakları da bölgeyi Ermeniyye diye adlandırmıştı.



Günümüz Türkiye’sinde toplumun büyük kesimi bu tartışmaların dışındadır. Değişik etnik gruplar, çeşitli mezhep bağlıları bir arada yaşamaktadır. Yine önemli bir kesimi arasında da karşılıklı evlenmeler yoluyla ayrı bir yakınlık, karışma, kaynaşma olmuştur. Şimdi hal böyle iken bazı terör ve siyasi grupların fantezisine bağlı olarak bu toplum için ayrı siyasi sınırlar ihdas etmek “bir gövdeyi ortadan bölmekle” eş anlamlıdır. Buna kimin nasıl hakkı olabilir?



Komşu ülkelerin nüfus yapıları da Türkiye için oldukça öğreticidir. İran’da Türk, Kürt, Fars, Beluç, Arap vb nüfusların baskın olduğu bölgeler şehirler vardır adı geçen toplulukların her birinin ayrı ayrı bölgesi vardır. Benzeri bir durum Irak için de fazlası ile geçerlidir. Arap, Kürt, Türk (Türkmen) bölgeleri vardır. Bu ülkelerde nüfus Türkiye ile kıyaslanmayacak ölçüde ayrıdır ve harmanlanmış, karışmış değildir. Bu iki ülkenin nüfus yapısına bağlı olarak söylenenlerin Türkiye şartlarında hatta Suriye şartlarında bir karşılığı yoktur. Suriye’de Kürt bölgesi iç savaş döneminde önce rejimin (perde arkasında İran’ın) yardımları ile bazı şehirler PKK’lılara tahsis edilmişken 2014’ten itibaren ABD’nin gelip kuzey doğu bölgesini işgal edip PKK’lılara ayrı bir alan açıp, işgal bölgesinde ki Arap çoğunluk ve Türkmen nüfusun (hatta Barzani yanlısı bazı Kürt aşiretlerin) tehcir edilmeleri ile suni bir Kürt bölgesi ihdas edilmeye çalışıldı.



Türkiye’nin doğu bölgesini, fantezilere dayalı bir tarih tartışmasına bağlı olarak “Kürdistan” diye ayırıp “şimdilik federe bir yapı” ile Türkiye’ye bağlamak Türkiye’deki halkın tamamını sınır tartışmalarına, şehir, ilçe mahalleleri ateşe atmakla eş anlamlıdır. En başta “Kürdistan” denilen bölgenin dışında kalan Kürtleri gelecek kaygısına düşürmektir.



Bütün Türkiye’nin her vatandaş gibi Kürtlerin de ortak vatanı olması, Kürtlerin Türkiye’nin tamamında hak sahibi olması yerine Türkiye’nin beş on vilayeti ile sınırlanmış bir bölgenin sahibi bilinmeleri hem diğer bölgelerde Kürtlerin dışlanmasına yol açacak hem de Kürtlerin sahip oldukları hak ve imkanları küçültecektir. Keşke uygun ve özgür bir ortamda Kürtlerin tamamının, bir referandum ile bu konuda fikirlerinin alınarak sonucu tayin etme imkanı olsaydı fanteziden öteye bir içeriği olmayan Kürdistan meselesi de kesin ve kalıcı bir şekilde çözülmüş olurdu.



Üstelik batılı ülke temsilcileri, medyası büyük ölçüde PKK’lıların söylemlerine destek olmakta ise de o batılı ülkeler daha yüz yıl önce Sevr Projesi ile Doğu Bölgesini “Ermenistan” diye ayırmamışlar mıydı? Yüz yıl önce Ermenistan dedikleri bölgeye bu gün niye Kürdistan demektedirler ya da gerçekten o bölgeyi Kürdistan olarak biliyor öyle kabul ediyorlar ise yüz yıl önce neden Ermenistan demişlerdi? Batı medyasının sömürgeci siyasetlerin bir silahı olarak kullanıldığından kuşku duyulamaz. O medyada yer alan adlandırmaların da  tarih tefrikalarının da tam da bu yüzden bir kıymeti harbiyesi yoktur.



Günümüz Türkiye’sinde halkın ihtiyacı böyle fantezi tartışmalar ya da tarihte karşılığı olmayan siyasi adlar, bölgeler ihdas etmek değildir. Halkın daha özgür daha mutlu ve daha çok refah içinde nasıl yaşayacağı sorusudur. Ne Kürtlere ne de Türklere, düşmanlık içeren söz ve siyasi tutumların bu halka zararından başka asla bir faydası yoktur.



PKK’lıları hangi sömürgeci ülkelerin donatıp Türkiye gibi ülkelere karşı kullandıkları açık seçik ortada iken on binlerce insanın hayatına mal olmuş bu terör örgütünün siyasi fantezilerini Kürtler adına sahiplenmek bu ad ile bir dokunulmazlık kazanılacağını zannetmek hem iyi niyetten hem de gerçeklikten uzak fanteziler içinde boğulmaktan başka bir şey değildir.



PKK’lı adayların çoğunlukla Kürt seçmenden oy alması, seçmenlerin de PKK’lı ya da terörist sayılmasını icap ettirmez. Özellikle doğu bölgesinde seçmenlerin ne kadarlık bir yüzdesinin gönül rızası ile PKK’lı adaylara oy verip vermediğini de ispatlamak hayli zordur. Seçilmiş mazbatalı teröristlerin işledikleri suçlar için seçmenlerin bir bölümünü de suçlu, sorumlu saymak adaletle bağdaşmaz.



Terör elemanlarının seçilmiş olmaları onların eylemlerimi meşru etmeyeceği gibi kendilerini de dokunulmaz etmeyecektir. Çünkü genel geçer hukuka göre terör sayılan bir eylemi yapan da terörist kabul edilir. Onun seçilmiş olması yaptığı eylemi terör olmaktan çıkarmayacağı gibi kendisini de terörist olmaktan çıkarmayacaktır.



Dünyanaın her tarafında terör örgütü sayılan organizasyonların mallarına el konulur. Nitekim aynı gerekçeyle FETÖ’ye bağlı kurumlara da el konulmuştur. Buna benzer şekilde PKK ile ilişkisi kesinleşen mazbatalıların soruşturma ile görevlerinden alınmaları, tutuklanmaları seçmene karşı, seçmeni cezalandırmak gibi münasebetsiz bir manada açıklanamaz. Seçilmiş olmak ilanihaye hiç kimseyi sorgulanamaz (layüsel) etmez.

Bu 265
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com