Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

FETÖ MÜCADELESİ

04.03.2019 / 11:05


FETÖ ile resmi ve açık mücadele tarihi için Aralık 2013 tarihi bir milattır. O tarihte başta Emniyet Genel Müdürlüğü olmak üzere pek çok resmi kurumda FETÖ’ye karşı bir mücadele başlamıştır. Bu mücadelenin sonuçları da 15 Temmuz 2016 gecesinde görüldü. Pek çok ilde polislerin önemli bir kısmı darbecilere karşı sokak savaşları yapmışlardı.



15 Temmuz Darbesinin savuşturulmasından sonra FETÖ’ye karşı adeta topyekun bir savaş başladı. O günden beri hemen her sabah birkaç ilde FETÖ’ye karşı yapılan operasyonlarda tutuklananların haberi verilmektedir. Bu mücadele, resmi kurumların hemen hepsinde görülmektedir. Başka kurumların aksine TSK’daki FETÖ’cüleri ayıklama, etkisiz hale getirme çabasının hala devam ettiği de bilinmektedir. Kendisine ait özel bir istihbaratı da olan TSK’de bu mücadele nedene hala devam etmektedir?



“Laiklik yeterince uygulansaydı FETÖ olmazdı” iddiaları için TSK aksini ortaya koymuştur. Orada her şey laiklik için, laikliğe göre yapılmıştır ama üç yıla yakın bir zamandan beri FETÖ’cilerin temizlenmesi hala sonuçlandırılamamıştır. Demek ki “her şeyin laiklik için” yapılması aslında FETÖ sızmalarına çare olmamıştır.



FETÖ ile mücadele de Tayyip Erdoğan’ın özel bir yerinin olduğunu kimse inkar edemez. Geçmişte onun FETÖ ile yakınlık kurması, onlara yardım etmesi, ittifak etmesi gibi siyasi muhaliflerinin sıkça başvurduğu vurgularda onun FETÖ’ye karşı mücadelesinin değerini, önemini ortadan kaldıramaz. Zaten kendisi de FETÖ’ye karşı geçmişteki tutumu için açıkça “Allah’tan af milletten de özür” dilemiştir.



Gerçekçi olmak icap ederse Tayyip Erdoğan’ın yerine oturacak mevcut rakiplerden hangisinin bu mücadeleyi zaafa uğratmadan yürütebileceği sorusunun makul bir karşılığı yoktur. Onun bu mücadelesi ile çelişen uygulamaları mücadelesini ortadan kaldırır mı? Darbeci general Mehmet Dişli’nin kardeşi Şaban Dişli’nin büyükelçi olarak tayin edilmesi ya da darbecilerle ortak mesaisinden tutuklu Celal Bayar Üniversitesi eski rektörü Mehmet Pakdemirli’nin kardeşi Bekir Pakdemirli’nin Tarım Bakanı yapılması gibi çelişkiler FETÖ’ye karşı bir mücadelenin olmadığını göstermeyeceği gibi onu ortadan da kaldırmaz.



Evet teslim edilmelidir ki FETÖ’ye karşı önemli bir mücadele verilmektedir. Bu mücadelede payı olan herkesinde ülkeye, millete karşı önemli bir görev yaptığından da şüphe edilemez. Herkesin aklına takılan soru ise FETÖ benzeri bir tarikatın/cemaatin şartlar müsait olduğunda yine darbe yapmasının nasıl engelleneceği sorusudur.



Bu sorunun doğal muhatabı olan pek çok cemaat ve tarikatlar vardır. Bunların önemli bir kısmı da iktidar partisi ile oldukça iyi ilişkiler içindedirler. İktidar nimetlerini sonuna kadar tüketmektedirler. FETÖ’ye karşı yıllardır önemli bir mücadele yürüten Tayyip Erdoğan nasıl olur da iktidar bahçesinde yeni fetö oluşumlarına katkı sağlayabilir sorusunu özellikle muhalifleri dillerinden düşürmüyorlar.



Bu muhalif çevreler kurtarıcı formül olarak da 1925 Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasını öngören “İnkılap yasasını” ve o yasanın uygulanmasını isteyerek en iyi bildikleri işi, Kemal Paşa’yı bu münasebetle övmeye devam etmektedirler. Halbuki aynı çevreler laikliği de Türkiye için vazgeçilmez saymakta, “laiklik ile din ve vicdan özgürlüğünün güvence altında olduğunu” iddia etmektedirler.



Kendini laik sayan bir devlet, tarikatın, cemaatin yanlış olduğu konusunda nasıl taraf olacaktır? Laikliği vazgeçilmez sayan bir devlet, vatandaşına, “şu tarikat iyidir ona inanabilirsin ama bak öteki çok kötüdür ondan da uzak durmalısın” gibi telkinlerde bulunabilir mi? Böyle telkinler için yeniden darağaçları kurabilir mi? Sonra o kurulan darağaçları ile binlerce insan idam edildi, on binler, yüz binler acımasızca mağdur edildiler de sonuç ne oldu? Tarikat ve cemaatler yok olmadılar. Hemen her yerde var olmaya devam ediyorlar. Darağaçlı infazlar bir çözüm getirmedi.



Günümüzde birisi, tarikat/cemaatlerin yardımını öğrenciliğinde görüyorsa, mezuniyetinde onların yardımı ile atanıyor ve terfi ediyorsa, siyasete heveslendiğinde kazanacağı sıralardan aday yapılıyorsa, ticaretinde cemaatinin yardımı ile ihale alıyor kısa sürede rakiplerini alt ediyorsa bu kişi elbette her şeyden önce tarikatına/cemaatine bağlılık duyacaktır. Aksini düşünmek insan tabiatına aykırıdır.



Bugün FETÖ hakkında atıp tutan pek çok cemaat/tarikat mensubu iktidardan aşırdığı imkanlar ile kendi cemaat/tarikat mensupları için özel ayrıcalıklar ihdas ediyor. Kolayca atanmalarını, terfi etmelerini sağlıyor. Bu en azından kul hakkı değil midir? Diğer kulların önlerinin haksızca kesilmesi değil midir? FETÖCÜ’ler soru çaldı, biri birlerini maaşla ödüllendirdi, terfi ettirdi” demenin bir manası kalır mı? Gülen için icat edilen menkıbelerin aşağı yukarı benzerlerini kendi cemaat/tarikat hocasına/liderine tahsis etmiyorlar mı? Ediyorlar. İktidar bunlara bir çare aramalıdır.



İşte bu tür olumsuz işler, FETÖ ile mücadeleyi başarısız edecek asıl nedenlerdir. FETÖ’ye karşı bu kadar bedel ödemiş bir halkın, bir ülkenin imkanlarının yeni fetö adayı sayılacak oluşumlara tahsis edilmesi gelecek için büyük bir yanlıştır. İktidar yöneticilerinin asıl dikkat etmeleri gereken husus da bunlar olmalıdır.



Yoksa bazılarının kurtarıcı formül olarak zannettiği gibi devletin cemaat/tarikatlar konusunda darağaçlı yollara yönelmesi çözüm değildir. Devlet inançlar konusunda ölçü koymaya yetki sahibi de değildir olmamalıdır. Önemli olan yanlış sayılan görüşlerin tanıtılmasına verilen imkanların diğer görüşlere de verilip verilmediğidir. Doğru ile yanlışın özgürce kendini tanıttığı bir ortamda yanlıştan korkmak için onu bahane ederek darağaçlarını çare saymak akla uygun değildir.

Etiketler: FETÖ MÜCADELESİ
Bu 280
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com