Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
ABD'NİN İRAN'A ASKERİ SALDIRI SEÇENEKLERİ VAR MI?
MUHARREM TÖRENİNDE KENDİ KAFASINI KESTİ
ABD'NİN FAVORİ DİKTATÖRÜ SİSİ
ABD'DE UYGUR TÜRKLERİ TASARISI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

SEÇİM DUYGULARLA DEĞİL AKILLA YAPILIR

16.01.2019 / 10:51


Şimdi seçim zamanıdır. Halkının öneminin tavan yaptığı bir mevsimdir. Buna rağmen halka öneminin sürekli hatırlatılmasına karşılık, aday listelerinin tayin edilmesinde tavan yapmış olan halkın önemi kendini hissettiremiyor. Her seçim döneminde olduğu gibi bu durum büyük bir çelişkidir.



Seçmen kendisine rağmen oluşturulan adaylara ne yapsın? Hemen her partinin karar verici organlarında kerameti kendinden menkul ağabeyler karargah kurmuştur. Onların beğenmediği bir ismin listelerde görülmesi mucize türünden bir olaydır. Seçmen aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık ikileminde tutsak alınmıştır. Seçmen sadakatiyle öneminin yok sayılmasına göre oluşan listeler arasındadır. Sakal bıyık ikileminde "bazı abilerin" tatminsiz kibirleri ve hegemonya tesis takıntıları, seçmeni böyle bir ikilemin arasında çaresiz bırakmaktadır. Abiler ise elbette bir meydan savaşı kazanmış havasıyla günlerini kutladıkları gibi taraftarlarına ne kadar önemli adam olduklarını ispatlama çabasındadırlar.



Siyasi Partiler, demokrasinin vaz geçilmez unsurları sayılmaktadır. Ama demokrasiden en hızlı ve en çabuk vaz geçenler de siyasi partiler olmaktadır. Siyasi partiler varlıklarını borçlu oldukları demokrasiyi pas pas gibi çiğnemektedirler. Zavallı demokrasi sahipsiz ve çaresizdir.



Siyasi partiler demokrasiyi kendileri için bir yük bir sorun saymaktadırlar. Bazı ayrıcalıklı, bahtlı kişilere, ikbal kazandırma ya da tahsis edilen ikballerini korumanın, sürdürmenin bir aracı saymaktadırlar. O ayrıcalıklı kişiler ki kendilerini bazen demokrasi bazen de milletin kendisi sayabilmektedirler. Bütün milleti tek tek kendi ayrıcalıklarının meşruiyyetini alkışlamakla görevli bilmektedirler. Kendi ikballerini ne kadar garantiye aldıkları kuşkusuzdur ama milletin beklentilerini de bir çeşit had bilmezlik saydıkları görülmektedir.



Dün her şeyi bilen ve her şeyin ona borçlu olunduğu şahıslar demokrasinin önünde bir Çin seddi gibi uzanmıştı. Bugün başka adların başka şahısların demokrasi önünde yeni Çin seddi misyonunu hızla ve büyük bir istekle oluşturduğu görülmektedir. Halk iradesi ya da halkın kararından başka bir şey sayılmaması gereken demokrasi uygulamasında, kendini vaz geçilmez sayanlar, halkın iradesinden, beklentisinden kolayca ve tereddütsüz bir şekilde vazgeçebilmektedirler.



Aziz halkımızın da "kendisinin vazgeçilir sayılmasına" henüz bir tepkisini, bir keresinde Urfa yerel seçimleri örneğinin dışında duyan gören olmamıştır. Halk tepkisiz kalınca "kendisinden kolayca vazgeçilmesini" de onaylamış olmaktadır. Vaz geçilir sayılmaktan şikayeti olmayan bir halkın iradesinden söz etmek de bir çelişki ya da sorun olabilir. Yazık ki bayram nutuklarında acayip vasıflarla tarif edilen, yüceltilen bu halk, vaz geçilir sayılmaya hiç ama hiç bir tepki koyamamaktadır.



"Görelim mevla neyler, neylerse güzel eyler" formülü halkımızın vaz geçilir sayılmasının siyasetteki karşılığı gibi görünmektedir. Her şeyi Mevladan bekleyen ya da her şeyi Mevlanın "uygun görüp, takdir etmesi" gibi anlayan aziz halkımızın neredeyse bütün zamanı da şikayetle geçiyor. Halkımızın iradesinin, halkın karşısında mevzilenenlerce yok sayılmasının elbet pek çok açıklaması bulunur ama kendi yanında kendisinden bildiklerinin, halkın iradesini yok saymasının bir açıklamasını bulmak hayli zordur. Madem siyasi partileri halkımız bu kadar önemsemektedir, bütün ömrünü onlara vakfetmiş halde tüketmektedir, o halde bunun bir karşılığının olması gerekmez mi? Tek taraflı bir vakfetme ya da adama halkın iradesinin daha güçlü bir şekilde çiğnenmesine yol açmıyor mu?



Halkın beklentisi doğrultusunda değil de bazı önemli ağabeylerin himmetiyle kazanacak sıraya oturanların, sonradan halkın sorunları ile hiç ilgili olmadıkları, halkı önemsiz bir reaya, fuzuli bir kalabalık gibi gördükleri bilinmektedir. Böyle seçilmişlerin de halkın vefa, sadakat duygularını fena halde hırpaladıkları da tecrübeyle sabittir. Bu durum ister “metal yorgunluğu” ile ister seçim dönemi bitmeden görevden almalarla düzeltilmeye çalışılsa da olumsuz kalıcı etkiler bırakmaktadır. Halkın beklentisi yok sayılarak sadece önemli bilinen bazı ağabeylerin himmetiyle liste oluşturmak da o listelerle Türkiye’de kalıcı işler yapmak da mümkün değildir.



Halkımızın da seçimini, kendi ilinden, kendi ilçesinden aday yapılanlara göre yapması gerçekte bir seçim değildir. Duygusal bir teselli çabasıdır. Biriken sorunların, sadece kendi il ve ilçesinde doğmuş olmasının dışında başka bir meziyeti olmayanlar tarafından asla çözülemediği de defalarca görülmüştür. Zaten her seçimden birkaç ay sonra derin bir hayal kırıklığı yaşayan halkımızın “keşke elim kırılsaydı da buna oy vermeseydim” diye yakınması da neredeyse her seçimin ortak bir sonucu olmaktadır.



Sadece partiye vefa, partiye sadakat duygusu ile yapılan seçim, doğrusu bir seçim değildir. Aynı şekilde benim ilimden, benim ilçemden, benim aşiretimden ya da benim tarikatımdan, mezhebimdendir denilerek birisinin etrafında toplanmak da bir seçim değildir. Seçim akılla yapılır. Karşılaştırma ile yapılır. Müktesebatına bakılır. Duygulara dayalı bir seçim sorunları çözmez yeni sorunların da hazırlayıcısı olur.

Bu 81
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com