Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ
CHP CAMİLERİ MÜZE YAPACAK

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Türkiye’nin kurtulması biraya kaldı

16.12.2018 / 23:13


Kemalist cenahın en çok rağbet ettiği isimlerin başında Yılmaz Özdil gelmektedir. Bilgi düzeyi, birikimi hayli tartışmalı olan nezaket gibi temel insani kurallardan uzak durmayı marifet sayan birisi olan Özdil yazdıkça o cenah mutlu oluyor. Kendinden geçiyor. Ak Parti kesimine en uygun cevapları ancak onun verebildiği kanaati gittikçe Kemalist kesimin ortak bir kanaati olarak kuvvetleniyor.



Özdil de muhtemelen gördüğü ilgiden dolayı doğru bir üslupla ve doğru şeyler yazdığını düşünüyor olmalıdır. Bu düşünce Özdil’i daha saygısız daha pervasız bir üslubun içine gittikçe kilitlemektedir. Bütün doğruları kendisinin bildiği, kendisinin yazdıklarının doğru olduğu, onun dışında yazanların ise bir önem taşımadığı gibi bir had bilmezlik üslubunu kuşanmıştır.



Ağzından düşürmediği halkın önemi de onun için fasa ile fisodur. Halk dediği, Özdil’in kitaplarını bebek bezlerini arasına koyup fotoğraf çektirenler, böylece siyasi tartışmaları, kavgaları bebeklere kadar taşıyanlardır. Gerisi hele Ak Parti’ye oy veren nüfusun % 50’si ise “akkoyunlardır”. Henüz evrimlerini bile tamamlayamamışlar. Çünkü Özdil gibi çok önemli bir yazarın farkında değiller. Onun kitaplarını okumasalar bile alıp bebeklerinin yastıkları ile fotoğraflaştırmıyor. “Aydınlanmış” dediği Kemalist cenah ise bunları yapıyor. Bu yüzden nüfusun % 50’si saygıyı hak etmez iken Özdil’i alkışlayanlar, kitap almak için onun önünde kuyruk olanlar acaip önemli ve aydınlanmış bir kesim olmaktadır.



İşte bu Özdil’in yazılarında değişmeyen iki konu vardır. Birincisi elbette Kemal Paşa’dır. Kemal Paşa’nın benzersizliğini anlatmaya kendini adamıştır. Yıllardır tekrarlamaktadır. Birkaç kitap da yazdı. Ama henüz bitiremedi. Korkulan odur ki ömrü tamamlandığında bu önemli konuyu henüz bitirememiş olacaktır. Elbette yazdıklarının gerçeğe tekabül etmesi hiç ama hiç önemli değildir. Gerçek dışı da olabilir. Malumat sahipleri için eğlenceli de olabilir. Bunların hiç birisi önemli değildir. Yeter ki yazdıklarından Kemal Paşa’yı yücelttiği anlaşılmış olsun. Bunun dışında bir hakikat zaten bilmemiştir, duymamıştır.



Özdil’in ikinci kahramanı, ya da yazılarında değişmeyen ikinci konusu ise Tayyip Erdoğan’dır. Onun her işini reddetmeye mahkum etmeye kendini adamış gibidir. Şıracının şahidi bozacı olurmuş. Özdil bilgi seviyesi ve temel insaniyet kurallarından uzak olan yazı üslubunu konuşmalarında da fazlası ile kullanmaktadır. Nerede derseniz, Uğur Dündar’ın sunuculuğunda yapmaktadır. Bozacılık ve şıracılık Dündar ile Özdil arasında dönüşümlü olarak icra edilmektedir.



Geçen hafta Özdil, Erdoğan’ın müthiş bir eksiğini tespit etmiştir diye yanıp sönen kırmızı ışıklarla bir duyuru yapıldı. Özdil’i bilenler de bir gülme, bir kahkaha nöbeti başladı. Özdil’i bilmeyenlerde ise kaygılı bir merak başladı. Acaba Erdoğan’ı alt edecek,  kamuoyunda müşkül duruma düşecek önemli bir yanlışını mı Özdil Öğrenmiştir? Dündar’ın peşrevinden sonra söze başlayan Özdil, işte o müthiş hakikatı haykırdı: “Eğer Tayyip Erdoğan bir bardak bira içmiş olsaydı, Türkiye çok daha iyi olurdu” diye. Evet şaka değil, Özdil bu yaman hakikati ıkınıp sıkınmadan birden bire söyledi. Dünya çapındaki bir hakikati Özdil’in ağzından bütün dünya duymuş oldu. Şimdi Tayyip Erdoğan elindeki bütün imkanları seferber etse ömür boyu uğraşsa bile bu yanlışını telafi edemeyebilir. Dünya Özdil’e minnet borçludur. Çünkü onun sayesinde ancak bu hakikati öğrenmiş oldu.



Eğer Yılmaz Özdil yazı hayatını 1920’lerde 1930’larda yaşasaydı, muhtemelen akşamları Çankaya’da olurdu. Bugünlerde höykürerek yazdıklarına şahitlik eder, onları yazmadaki zarafetinden dolayı hangi ili beğeniyorsa oradan milletvekili seçilirdi. Seçilirse sözü elbette bir kinayedir. Haritada parmağının değdiği her il için milletvekili tayin edilmiş olurdu. Örtülü ödenek emrine verilir, gazete çıkarması sağlanırdı. Kitap satarak hava atacağım diye, fuar reyonlarında beklemek gibi sıkıcı işlere de katlanmazdı. Örtülü ödenek ile yedi sülalesi abad olurdu.



Tayyip Edoğan 16 yıllık iktidarının sonunda “sadece bir bardak bira içmediği” için eleştirilmektedir. Bu sonuç Erdoğan için elbette büyük başarıdır. Kemalist cenah için iflasın da ötesidir. Düşünce düzeyi, gündemi yakalama ve ondan sonuç çıkarma becerisi yerlerde değil yerin çok altında, derinlerdedir. Heyecanları, kızgınlıkları, mağma tabakasına yakın olacak ölçüde düzeylerini kaybetmiş olmalarındandır.



Tayyip Erdoğan her seçim öncesinde olduğu gibi boşuna kendisini yıpratmaktadır. Böyle bir Kemalist muhalefet onun için ilahi bir armağandır. Erdoğan yaşadıkça, mağmaya kadar gömülen bu muhalefet var oldukça bütün seçimleri Erdoğan kazanacaktır. Erdoğan övgüsüyle bazı gazetelerde köşe tutanlar seçmenin aklını karıştırsa bile Özdil gibiler var oldukça Erdoğan da her seçimin tartışmasız galibidir. Bir şişe bira deyip geçmemeli, onda gizli olan derin anlamları Özdil bile anlata anlata bitiremiyor.

Bu 393
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com