Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

ÖZGÜRLÜĞÜN ATEŞİ

14.11.2018 / 10:57


Türkiye 14 Mayıs 1950’de kelimenin bütün anlamı ile bir devrim yaşamıştır. Kan dökülmeksizin yıkılmaz sanılan, 27 yıllık bir kabus idaresi yıkılmıştır. DP oyların % 53.4’ünü alarak benzersiz bir siyasi başarı elde etmiştir. Ancak 27 yıllık totaliter iktidarın sahipleri bu halk devrimini asla kabullenmemişler ve onun meclisteki temsilcilerini her fırsatta alaşağı etmeye çalışmışlardır. Nitekim ezan’ın yasaklanmış olan Arapça aslı ile yeniden okutulmasının serbest bırakılması kararı mecliste muhalefetteki CHP ve iktidar partisi DP arasında bitmeyen kavgayı da başlatmış oldu.



Bu dönemde adı çok duyulan Ticani tarikatı bağlıları da eylemleri ile haber olmaya başlamışlardı. Çünkü onlar heykelleri put sayarlar ve heykellerin kırılmasını dini bir vecibe (görev) bilirlerdi. Eylemleri ise daha çok heykellere saldırı ve Türkçe ezana karşı tepki göstererek hemen her ortamda tekbir getirmeğe ve ezanı Arapça kumaya çalışırlardı. Aslında bu tür eylemlerini DP’den önce başlatmışlar, 1938-1950 arasında Kemal Paşa’nın bazı fotoğraflarının yırtılması ve heykel ve büstlerine saldırmaları ile haber olmuşlardı.



Ticanilik köken itibarı ile Kuzey Afrikalıdır. XVIII. Yüzyılın yarısında Cezayir’de ortaya çıktı ve Mağrip ülkelerinde yayıldı. Türkiye’de bu tarikatın temsilcisi olarak da Kemal Pilavoğlu bilinmektedir. 4 Şubat 1949’da TBMM’de dinleyici bölümünde Arapça ezan okuyarak büyük patırtılara yol açan eylemlerini yapmışlardı. Pilavoğlu’nun CHP ile gizli ilişkileri olduğu iddiaları da hiç eksik olmadı. Kemalistliğinden kuşku duyulamayacak olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Politikada 45 Yıl” adlı kitabında bu iddialara yer vermesi de ayrıca önemlidir. 1951’den itibaren Ticanilerin eylemleri CHP’ye önemli bir alan açmıştı. Ülke çapında Ticanileri kınama mitingleri yapmaya başlamıştı.



Böylece Kemal Paşa hakkında özel bir kanun çıkarılması tartışmaları da başlamış oldu. DP içinden bir grup, bir şahıs için özel kanunun çıkarılamayacağını ve yürürlükteki 1924 Anayasası’nın 69. Maddesinin de hiç kimseye ayrıcalık tanınamayacağını öngörmesinin de buna engel olacağını savunurken tuhaf olan CHP yönetiminin de böyle bir yasaya itiraz etmiş olmasıdır. O dönemde İzmir milletvekili olan Halide Edip Adıvar’da bu yasaya itiraz etmiştir: “Bu kanun tarihten önce Asurilerin, Babillilerin insanları putlaştırdığı gibi, Atatürk’ü putlaştırmak istiyor. Atatürk’ü put haline koyan bu kanun inkılapları adeta mütehase (fosil) haline getirecek ve tenkit hürriyetine mani olacaktır” diye görüşlerini savunmuştur.



Yasaya itiraz edenlerin Anayasanın 69.Maddesini gerekçe göstermeleri de bir işe yaramamıştır. Çünkü Adolf Hitler döneminde Almanya’dan kaçıp Türkiye’ye sığınan Yahudi Hukuk Profesörü Ernst Hirsch kendince harika bir formül bularak, böyle bir koruma yasası ile Anayasanın ilgili maddesi arasında uyum sağlamakta zorlanan iktidar partisine (DP) yol göstermiştir:



“Anayasanın gerçek kişiler için ayrıcalığı yasakladığını, oysa Anayasanın 27. Maddesinin gerçek kişiliği, doğumla başlayıp ölümle biter diye açıkladığını, Atatürk adında bir gerçek kişinin artık hukuken olmadığını, yasa yoluyla onun sembol, fotoğraf, görüş, eylem ve heykelleri için çıkarılacak özel bir kanunun bu yüzden kimseye ayrıcalık tanımış olmayacağı” gibi hukuk tarihini ve bilgisini alt üst eden bir buluşu gerçekleştirdi. Atatürk’ü Koruma Kanununun perde arkasındaki mimarı işte bu Ernst Hirsch olmuştur.



Bu buluş iktidar partisini de fena halde teskin edip cesaretlendirdi. Nihayet 5816 sayılı yasa olarak bilinen “ Koruma Kanunu” 25 Temmuz 1951’de TBMM’de oy birliği ile kabul edilerek yasalaştı. Kanun 5816 numarasını taşımaktadır. Metni de oldukça dikkat çekicidir:



Madde 1- 



 



 Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadarhapis cezası ile cezalandırılır. Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk’ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir. Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.



 Madde 2



- Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumi veya



umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasıyla işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır. Birinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir veya bu suretle işlenmesine teşebbüs olunursa verilecek ceza bir misli artırılır.



 Madde 3 



 - Bu kanunda yazılı suçlardan dolayı Cumhuriyet savcılıklarınca re’sen takibat yapılır.



 Madde 4



- Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.



 Madde 5 



 - Bu kanunu Adalet Bakanı yürütür”.



Kanun dikkatle okunduğunda, Atatürk’ün şahsının ya da yaptıklarının eleştirilmesini önleyici bir hüküm bulmak mümkün değildir. Ancak uygulama 1951’den beri böyle olmuştur. Kemal Paşa’ya her türlü eleştirinin ötesinde bir dokunulmazlık kazandırılmıştır.



Böyle bir kanunun varlığı pek çok nedenler ibretliktir. Kanun, CHP döneminde değil, “Atatürk’ün yolundan sapmakla” suçlanan Menderes liderliğindeki DP döneminde çıkarılmıştır. Böyle bir kanun benzeri hiçbir özgür ülkede yoktur. Özgür ülkelerin, kurucusu, savaş kahramanı sayılan kişiler hakkında böyle bir kanuna ihtiyaç duyulmazken Türkiye’de nasıl ihtiyaç sayıldığı ve 1951’den beri uygulana geldiğinin de bilimsel bir analizi yapılamamıştır.



Kemal Paşa’nın heykellerine, fotoğraflarına tahammül edemeyen ve bunları bir taarruz nedeni bilen Ticani tarikatının eylemleri dünyada benzeri olmayan sonuçlara yol açmıştır. Ticanilerin CHP ile gizli ilişkileri olduğu iddiası bir yana ortaya çıkan sonuç, CHP’lilerin bile hayalini aşmıştır. Ticanilerin yapıp ettikleri bu sonucun ana nedenidir. Siyasal içerikli eylemler, yapanların isteklerinden, hayallerinden öteye hangi çevreye neler getirip götürdüğü ile bakılıp değerlendirilmelidir. Bu kural çerçevesinde kanunun yetmiş yıllık uygulamasına bakıldığında Kemalizmi tahkim ettiğinden kuşku duyulamaz. Ticaniler eylemleri ile Kemalizmi tahkim etmişlerdir.



Böyle bir kanunu çıkaran ve kendisi de bir hukukçu olan Adnan Menderes yine Kemalistler tarafından 1961’de sudan nedenlerle idam edilmiştir. İdamından beri de yerli yersiz hemen her nedenle menderes aynı çevreler tarafından aşağılanmaya devam edilmektedir.



İslam hassasiyeti olanların sözlerini en doğru, en güzel şekilde söylemeleri aslında inançlarının gereğidir. Eleştirdikleri bir yönetimi ya da siyaset adamını küfürlü sözlerle aşağılamaları İslam inançları bakımından da sorunlu bir tutumdur.



Ne var ki eleştiri ile hakaret, Türkiye’de bu yasanın uygulanması örneklerine göre  bir birine oldukça yakın olmanın ötesinde eş anlamlıdır. Kemal Paşa’nın yapıp ettiklerine yönelen her eleştiri doğrudan hakaret, küfür sayılmaktadır ve eleştiri sahibi buna göre cezalandırılmaktadır. Bu tür cezalarla mağdur edilen binlerce insan bilinmektedir.



5816 sayılı bu yasa mevcut haliyle bir dönemin eleştirilmesini suç saymaktadır. O dönemde yapılanların kayıtsız şartsız doğru kabul edilmesini öngörmektedir. Böyle bir yasanın varlığı da uygulamaları da insan hak ve özgürlükleri bakımından özellikle düşünce özgürlüğü bakımından ciddi bir sorundur. Millet adına yetki kullanan hiç kimsenin yaptıklarından sorumsuz sayılması, sorgulanamaz bilinmesi, bütün milletin de yapılanları kayıtsız şartsız doğru kabul etmekle yükümlü sayılması basın özgürlüğü bakımından ciddi bir sorundur.



Günümüzdeki iktidar çevrelerinin gündeminde düşünce ve basın özgürlüğünün önündeki bu engeli kaldırmak maalesef yer almamıştır. Bu kanunun varlığı ile muhalif oldukları çevrelerin üzerinde bir tahakküm ya da cezalandırma fırsatını elinde tutan kesim ile yeni bir sorun yaşamamak için kanunu ortadan kaldırmayı iktidar çevreleri gereksiz, yersiz görebilir. Ancak bu iktidar döneminde toplumun üzerinde baskı kuran pek çok uygulama iptal edilmiş, hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması büyük ölçüde ortadan kaldırılmışken sıra bu yasaya gelince, olup bitenleri iktidar çevrelerin görmemesi, ilgisiz kayıtsız davranması kendi kendilerini inkar etmekle eş değerde sayılır.



Bu yasa ortadan kaldırılınca bunu fırsat bilenlerin yapacakları ile bir kaos ortamının oluşturulacağı iddia edilebilir. Bu iddia yersizdir. Kanun önünde herkes eşittir. Hiç kimse yaptıklarından dolayı sorgulanamaz değildir. Dünyada Kuzey Kore gibi örnekler istisna tutulursa bunun bir benzeri de yoktur. Tarihte gelip geçmiş yüzlerce kahraman, devlet adamı bulunmaktadır. Onlar hakkında yerli yersiz pek çok eleştiri de yapılmaktadır. O eleştiriler bir kaosa neden olmazken, 5816 sayılı  kanunun kaldırılmasının sonuçlarını bir kıyamet gibi düşünmek de vehimden başka bir şey değildir.



Hiçbir siyasi liderin yaptıkları ya da hatıraları, düşünce ve basın özgürlüğünün engellenmesine bir bahane olarak kullanılamaz. Böyle bir bahanenin yüz yıldan beri Türkiye’de kullanılması ya da buna fırsat verilmesi hiçbir iktidar için övünülecek bir iş değildir. Kemal Paşa, yaptıklarından ya da görüşlerinden dolayı dünyada bu konu ile ilgilenenler tarafından eleştirilmekte ya da övülebilmektedir. Yani onu eleştirmek Türkiye dışında her yerde serbesttir. Türkiye’de ise onu övmek de sınır tanınmazken, eleştirilmesi bu kanunla yasaktır. Dünyada serbest olan, basın özgürlüğü, düşünce özgürlüğü icabından sayılan bir hak neden Türkiye’de suç sayılsın? Kanun bu haliyle Kemal Paşa’yı Türk milletine karşı korumaktadır. Bu insan mantığına aykırı bir uygulamadır. Oysa düşünce özgürlüğünün ateşi onun sınırlarını da engellerini de gün gelir yakıp eritir. Tarihte saygıyla anılan bütün liderler, partiler, gruplar özgürlüklerin yolunu açan, sınırlarını kaldıranlardır.

Bu 360
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com