Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ
CHP CAMİLERİ MÜZE YAPACAK

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

ÜMMET DAYANIŞMASI NASIL OLACAK?

04.03.2018 / 21:09


Günümüzde ümmet sözünü sabah akşam tekrarlayan bir kesim, bırakın bütün ümmeti kapsayacak bir genişlikteki işleri yapmak bir yana bir ülkenin tümünü içine almayan bir bağnazlık içindedir. Eldeki bütün imkanları yalnızca bir okul çevresi için "tanrı armağanı" bir hak gibi gören bu kesimin önayak olduğu zulüm ve haksızlıklar geçmişteki pek çok ümmeti helak eden davranışların kötü bir tekrarından başka bir şey değildir.








Ümmet sözünü açıklayan en iyi örneklerden birisi de belki Muhammed Ali Clay tarafından söylenmiştir: “Müslüman olduktan sonra bir buçuk milyon akrabam oldu.” Clay’ın kenidsi herkese malumdur ki ABD’li bir zencidir. Sonradan katıldığı İslam ile artık bu kadar büyük bir akraba topluluğuna sahip olduğunu düşünmesi oldukça öğreticidir. Ümmet sözünün kapsadığı geniş anlam elbette sadece Clay’ın anlayışı ile sınırlı değildir. Türkiye’nin hemen her başarısı için Pakistan sokaklarında, haritada yeri bile bilinmez bir Afrika ülkesinde insanların sokaklara dökülmesinde de görülebilir.


 


Herkesçe bilinir ve kabul edilir ki Arapça kökenli ümmet kavramı, “aynı inanç grubundan olmanın” karşılığıdır. Müslümanlar yerine kullanıldığı da bilinmektedir. Müslüman olmak, Hz. Muhammed’e inanmış insan topluluğundan olmak yer yüzünün pek çok köşesinde hala bir heyecan ve umut nedeni olmaya devam etmektedir.


 


Buna karşılık tarihin derinliklerinden beri sürüp gelen ırk, mezhep, ülke ve bölge temelli tartışmalar ayrılıkların etkisiyle ümmet bilinci heyecanı küçümsenir, eski zamanların bir fantezisi olarak görülür. Ümmet sözüne karşılık, tarihte bilinen ne kadar tartışma varsa, ne kadar kavga varsa hepsi bir liste halinde sayılıp dökülür.


 


Oysa tarihteki tartışmaları, kavgaları, savaşları yok saymak akıl dışıdır. Önemli olan o ayrılıkların, kavgaların devam edip etmemesidir. Tarihte ayrılığa savaşlara yol açan sorunları güncellememektir.


 


Buna karşılık milliyetçilik akımının İslam dünyasında gördüğü en talihsiz işlevlerden birisi Müslümanlar arasında dayanışmanın imkansızlığını vurgulamasıdır. Bunu siyasi bir temel ilke olarak ortaya koymasıdır. Müslümanların dayanışmasının elbette sağlam ilkelere Kur’ani öngörülere dayanması icap eder.


 


Müslüman dayanışmasını, Medine’de Ensar ile Muhacir arasında görülen bir kardeşlik türünden, bu kardeşliğin tekrarlanacağı gibi beklentilere ayarlı bilmek gerçekçi değildir. Çünkü Medine’ye gelen Muhacirlerin sayısı elbette azdı. Arap olmaları nedeniyle Medineli Ensar ile de iyi kötü bir yakınlıkları vardı. İslam’ın kendilerine kazandırdığı ahlaki özellikler nedeniyledir ki Medineliler tarihte benzeri, tekrarı bir daha görülmemiş bir kardeşlik örneğini, dayanışma misalini göstermişlerdir.


 


Yüksek ahlak, fazilet sahibi olan insanların bile bir ömür boyu ve her zaman böylesine üstün davranışları sergilemelerinin garantisi olmadığı daha sonraki iç savaşlarda görülmüştür. Ancak “sui misal emsal olmaz” kuralından hareketle, iyi olan, üstün olan misallerin örnek alınması, rol model olarak benimsenmesi yerine, olumsuz örneklerin abartılarak hemen her olayda tekrarlanması da iyi niyetten ve dosdoğru bir hedeften, amaçtan yoksunluktan dolayı olmalıdır.


 


Günümüz dünyasında farklı ırklardan, ülkelerden, bölgelerden oluşan, dünyanın dört bir yanına dağılan bu devasa kitlenin Medine’deki kardeşlik örneğini her konuda tekrarlayacağını beklemek gerçekçi ve mantıklı değildir. Ancak olabildiği kadarını da yok saymak da aynı ölçüde gerçekçi ve mantıklı değildir. Olabilecek olanın peşinde olmak belki de Medine’dekine benzer bir sonuca daha çok yaklaştırır.


 


Medine örneğinin en önemli engeli doğrudan bireyin kendisidir. Çünkü ahlaki gelişimini tamamlayamamış, İslami bilinçten yoksun bireyden böyle yüksek hedefler beklemek beyhudedir. Buna karşılık ahlak ve bilinçle donanmış Müslüman birey ise Medine’deki kardeşlik ve dayanışma örneğinin benzerlerini tekrarlayabilir.


 


Bireyin inşası onun doğup büyüdüğü sosyal çevreden soyutlanmasını, o çevreden edindiği ve irsen sahip olduğu özelliklerin de yok sayılmasını icap ettirmez. İslam’ın hiçbir ilkesi de Müslüman’a böyle bir sorumluluk yüklemez. Sosyal, ülke, bölge özelliklerini bir zenginlik olarak benimsemek dayanışmayı hatta kardeş sayısını giderek arttıracaktır. Buna karşılık herkesin kendi sosyal, ülke ve bölgesel özelliklerini kabul edilmesi gereken üstün değerler olarak takdim etmesi, bunların kabulünü de İslami bir kural olarak telkin etmesi kardeşliğin her çeşidini giderek ortadan kaldırabilir. Nitekim yakın tarihte ve çevrede bunun çokça örnekleri vardır.


 


Müslüman/Ümmet dayanışmasını çok önemli bilenlerin söylem ve davranışlarını da bu içerikle doldurması icap eder. Bir meslek çevresi, bir okul çevresinde görülen, istenen dayanışmayı, fırsatçılığı “ümmet dayanışması” diye isimlendirmek cehaletten öteye bir kötü davranış örneğidir. Hiçbir meslek ya da okul çevresi, camiası ümmet demek değildir. Böyle isimlendirmeler olsa olsa bir fırsatçılık örnekleridir.  Bugün eldeki fırsatları böylece istismar edenler kardeşlik ve dayanışmanın önüne devasa engeller biriktirdikleri gibi gelecekte de başka meslek ve okul çevrelerinin kendilerine karşı benzer bir fırsatçılığı çekinmeden yapabileceklerini de bilmeliler.


 


Patani, Filipin ve Merakeş gibi dünyanın uzak bölgelerindeki Müslümanları ile kardeşlik ümmet dayanışmasını dillerinden düşürmeyenlerin yanı başındaki Müslüman kardeşlerini yok saymaları, onların kul haklarını çiğnemeleri büyük bir vebaldir. Hiçbir vebalin hasır altı edilmeyeceği bir güne inanmış olanların her türlü vebale girmeye kendi arkadaş ve okul çevreleri ile girmeye çok hevesli, gönüllü olmaları en hafif deyimle bir ahlaksızlık örneğidir.

Bu 403
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com