Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
GEÇMİŞTE PKK TEZLERİNİ SAVUNAN KAPLAN'A BAKAN ÖDÜL VERDİ
BAYRAĞINIZI BİZE İNDİRTMEYİN
MAHKEME ALTAN VE ALPAY'IN TAHLİYESİNİ REDDETTİ
YARDIMCI DOÇENTLİK KESİNKES KALKIYOR
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

"İRAN'I YEDİRTMEYİZ"

06.01.2018 / 12:42


Sosyalizm’in bütün iddialarının aksine Polonya’da işçi sınıfının isyanı ile sarsılıp yıkılacağı kimin akılına gelirdi. O sosyalizm ki dünyayı işçi sınıfı için “bir cennete” çevirmek iddiasındaydı. Yetmiş yıllık sosyalizm uygulaması ile bütün sınıflar gibi işçi sınıfı da tarifsiz felaketler yaşadı. Sosyalizmin ölümü de yine işçi sınıfının eliyle ve onun isyanı ile Polonya’dan başlayarak bütün sosyalist ülkelerde gerçekleşmiş oldu.



Kırk yıl önce İran’da milyonluk kalabalıklar şaha ölüm abd’ye ölüm diye ölümüne yolları meydanları doldurmuştu. Yaşadıkları büyük zulümlerin, acıların, yoksullukların felaketi gördükleri için ölüm istiyorlardı. O öfke yüklü kalabalıklar ABD’yi öldüremedi ama şahı öldürdüler. Ocak 1979’da İran’dan kaçan şah bir yıl sonra Mısır’da öldü. Arkasından kimselerin ağladığı da haber olmadı. İktidardan kovulmadan ölseydi muhtemelen her ölüm yıl dönemlerinde sokaklarda bazı boşta gezerleri onun için nasıl ağladığı senelerce tekrarlanıp duracaktı. Ama öyle olmadı.



Şimdi o İran’da kırk yıl öncesi kadar olmasa bile halk yine kızgın yine öfkeyle dolmuş. “Suriye, Yemen ve Lübnan’ı terk edin, İran’a bakın” diye haykırıyor. Hem de bu haykırışların başlangıç yeri Şii Fars nüfusun ağırlıkta olduğu Meşhed gibi şehirlerden başlayarak bir çok İran şehrine yayıldı.



Bu haykırış aslında İran yayılmacılığına, Şii fanatizmiyle İran’dan terör ihracına gösterilen bir tepkiydi. İran’da “lebbeyk ya Hüseyin” tekrarlarıyla efsunlanan on binlerin Irak, Suriye ve Yemen’nin enkaza çevrilmesine duyduğu bir öfkeydi. Çünkü İran adı geçen ülkeleri işgal etmiş, sınırını Akdeniz’e kadar genişletmiş, Bahreyn ve Nijerya’da bile iç savaşlar başlatmıştı. Ama bu savaşlar İran halkına da tabutlar içinde cenaze olarak, yoksulluk olarak geri dönmüştü.



İran’ın her terör hamlesi içerdeki korku rejiminin baskısını arttırmıştı. O kadar ki sekiz yıl Humeyni döneminde başbakanlık yapmış Mir Hüseyin Musavi bile günümüzde 2009’dan beri ev hapsindedir. Musavi’nin başına gelen bu halin diğer siyasi tutukluların durumu için de bir işaret olabilir. Güney Azerbaycan, Kürdistan, Huzistan ve Belucistan’ın özgürlüğünü istedikleri için tutuklu olanların nasıl felaketler yaşadıkları için de öğretici olabilir.



İran’da 28 Aralık’ta başlayan gösterilerle birlikte Türkiye’de hükümete yakın medyada bir “İran’ı yedirmeyeceğiz” edebiyatı da başlamış oldu. Bu edebiyat akımına göre İran’da neredeyse itiraz edilecek hiçbir şey yoktur. Her şey çok iyi giderken İran’ı parçalamak isteyen ABD/İsrail bu işleri yapmaktadırlar. Daha önce Türkiye’de Mayıs 2003’te denenmiş olan Gezi Olaylarının benzeri şimdi İran’da tekrarlanmaktadır.



Bir korku rejimindeki muhalefet ile özgür bir ülke olan Türkiye’deki gezi olaylarını benzetmek en azından elma armudun benzetilmesidir. Hatırlanmalıdır ki Türkiye’de gezi olaylarından bir yıl sonra yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde PKK’nın bile adayı vardı. İran’da böyle bir şey hayal edilebilir mi? Elbette edilemez. Gezi olaylarında hükümetle görüşen eylemcilerin temsilcilerinin istekleri nelerdi? Nükleer santral yapımından, üçüncü hava limanı yapımından ve Kanal İstanbul yapımından vazgeçilsin. Gezicilerin bu isteklerin de makul bir içerik var mıdır? Yoktur elbette.



İran muhalefeti ne istiyor? İki muhalefetin isteklerinin karşılaştırılması öğretici olabilir. Yoksuluz, perişanız, Suriye, Lübnan ve Yemen’i bırakın İran’a bakın, diyorlar. Bu istekler son derece makul ve tutarlıdır. Gezicilerin istekleriyle hiçbir şekilde karşılaştırılamaz. Buna rağmen Hükümete yakın medya İran’daki muhalefeti, gezi olaylarına benzeterek inanılmaz bir yanlışlık yapmaktadır. Tarafların istekleri çok farklıdır. Hükumete yakın medya aradaki bu farkı görmüyor, görmek istemiyor.



Türkiye’de iddiaların aksine medya, siyaset alanında büyük bir özgürlük vardır. PKK’lıların bile medyası vardır. Hükümete yakın medya kadar ona muhalif olanlarda vardır. Her siyasi görüşün partisi, derneği, vakfı hatta üniversitesi vardır. İran’da böyle şeyler var mıdır? Orada bu tür özgürlükler hayal edilebilir mi? Elbette edilemez. Edilemeyeceği için de iki ülkedeki muhalefeti karşılaştırmak akıl tutulmasıdır.



İran’daki korku rejimi komşu ülkeleri yıkıp enkaza çevirmişken onun bu siyasetine itiraz eden muhalefetin saygı görmesi alkışlanması yerine Türkiye’deki gezi olaylarına benzetilerek mahkum edilmeye çalışılması İran’daki teokratik şehinşahlığı desteklemekten başka bir anlam taşımaz. Üstelik bu İran yönetimi kırk yıldan beri doğrudan veya dolaylı olarak PKK gibi terör örgütlerine müzahir olmuştur. Irak ve Suriye’de dolaylı olarak vekaleten Türkiye ile savaşmaktadır.



Yayılmacılığı için Şiiliği bir araç olarak kullanan İran yönetimi 1991’den beri Şii Azerbaycan’a karşı Hıristiyan Ermenistan ile ittifak halindedir. Halbuki Şiiliği dış siyasetinin birinci unsuru haline getiren İran’dan Azerbaycan’ı desteklemesi beklenirdi. Oysa İran bu konuda da samimi olmadığını göstermiştir. Aşırı bağlılık insan duyularını perdeler kuralı, İran’a dışarıdan bağlı Şii nüfus için geçerlidir ama Şii olmayanların bile şimdi ABD’ye muhalefet edeceğiz diye İran muhalefetini aşağılamaya mahkum etmeye çalışması adalet ve özgürlük adına utanılacak bir davranıştır.

Bu 17
Yazar?n Di?er Yaz?lar?
YAZARLAR
Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com