Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

MİTOLOJİNİN CEZBE HALKASI

25.10.2017 / 22:13


Tarihi insanların yapıp ettiklerinin bir anlatımı olarak anlamak yerine insan üstü saydıkları, erişilmez, yanılmaz, yenilmez kişilerin anlatımı sayanlar hemen her işi bu mitoloji kahramanlarına göre açıklamayı ya da onlarla başlatmayı, bitirmeyi tercih ediyorlar. Toplumun varlığını doğrudan bu mitoloji kahramanları ile açıkladıkları gibi toplumun sahip olduklarını da yine o mitoloji kahramanlarının varlığına bağlamaktadırlar.



Mitoloji kahramanı bildikleri kişinin hayali özelliklerini tümüyle kabul etmeyenleri de büyük bir suç işlemiş saymak da ona göre toplumsal bir lincr maruz bırakmaktadırlar. Bu linç kampanyasını salt mitolojik inançalrı ile de açıklamak yeterli olmayabilir. Çünkü işin mitolojik inanç tarafı olduğu kadar bu mitolojinin egemenlik sahasından yararlanma, statü elde, iktidar devşirme çabaları da bilinmektedir.



Mitoloji kahramanlarının yarıştırılmasında ya da insan üstü özelliklerinin çoğaltılmasında bir sınıf ve seviye farkı da yoktur. Avamdan birisinin yapıp ettiklerinin ya da vurguladıklarının okumuş yazmış akademik unvan sahibi olmuş kişiler tarafından da tekrarlandığı bilinmektedir.



Halil Cin belki akademi dünyasında kendini bir mitoloji kahramanına adamış görüntüsü verenlerin açıklayıcı örneği sayılabilir. 1980’lerde Konya Belediyesinin kadın yolculara tahsis ettiği bir otobüsü durudurup zorla binerek bu olayı kendince protesto etmiş, Atatürk fotoğrafı ile yaptığı açıklamada ise “Atatürk’ü sevmeyen birisi hem Türk olamaz hem de Müslüman olamaz” demişti.



Atatürk’ün 1881’de doğduğu ancak 1920’lerden itibaren yıldızının parladığı düşünüldüğünde, O’nu  1920’lerden önce birisinin tanıması sevmesi pek mümkün değildir. Bu demektir ki 1920’lerden önce yaşayanların arasında bir Müslüman yoktur. Ya da 1920’lerden itibaren Atatürk’ü sevmek gibi islam’ın yeni bir şartı ortaya çıkmıştır. 1400 yıllık bir geçmişi olan dinin bu sürenin sonunda nasıl bir şartı ortaya çıkabilir? Filipinlerde ya da Sri Lanka’da yaşayan birisinin Müslüman olmak için Atatürk’ü sevmek zorunda sayılması da Hukuk Profesörü unvanlı Halil Cin’in bir marifeti ya da cinliği olabilir. Ancak o bu cinliği ile iki ayrı üniversitenin rektörü olmuş Anavatan Partisinden de bir dönem milletvekilliği yapmıştır. Çabasının boşa gitmediği, iktidarın nimetlerinden fena halde yararlandığı söylenebilir.



Kadir Mısıroğlu 1966’da bastırdığı Yunan Mezalimi adlı kitabı ile Yunanlılalrın Türkiye’de işlediği vahşiliği, Türklere nasıl onulmaz bir kin ve düşmanlık içinde olduklarını anlatmış, “Ey Türkoğlu bunları unutma ve unutturma” diyerek önemli bir vurgu ve çağrı ile de kitabını bitirmiştir. Ne varki aynı Mısıroğlu, Milli Mücadeleden sonra Türkiye’de İnkılap adıyla yapılanların verdiği zararları Yunan işgalinin verdiği zararlar ile karşılaştırmış kendince “Yunan işgalinin verdiği zararın daha az olduğunu” savunmuştur. Mısıroğlunun bu görüşünün duyulması ile birlikte son aylarda “O’nun Yunan işgalini savunduğu” suçlaması da sabah akşam tekrarlanmıştır. O’nun bu karşılaştırmasını isabetli bulanlar olduğu gibi isabetsiz, yersiz bulanların da olması olağandır. Ancak bu karşılaştırmayı bir “Yuan işgali savunması” saymak için insanın akıldan mantıktan soyutlanması icap eder.



Mısıroğluna yönelen bu linç ve iftira kampanyası nasıl olmuşsa Devlet Bahçeli’yi bile etkilemiştir. Konuşmaya başlayıncaya kadar daha çok sakinliği ile bilinen Bahçeli, Mısıroğluna yöneltilen iftira sözkonusu olunca birden bire cezbeye tutulmuşçasına; “sen insan değilsin, sen adam değilsin, sen Türk değilsin” diye haykırmasını devam ettirmiştir. Mısıroğlu’nun yaptığı bir kıyası bile hayalindeki tabuya saldırı saymış ve bu saldırı ile onun insanlıktan, adamlıktan, Türklükten çıktığını bile iddia etmiştir.



Görünen odurki kendisi de bir akademisyen olan Bahçeli, Cin halil’in açtığı yoldan yürümeyi seçmiştir. İnsan olmanın, Türk olmanın şartları arasına “İnkılapların eleştirilemezliğini” eklemiştir. Bu inkılaplardan ve onun mimarından habersiz olarak yer yüzünde yaşayan milyarlarca varlık bir çırpıda Bahçelinin cezbeye tutulması ile insanlıktan çıkıvermiştir. Elbette geçen yüz yıllarda yaşamış olanalrın da bu durumda insanlıkla ilişkileri bahçelinin açıklaması ile kesilmiş oluyor.



Gerçek hayatta veya sanal alemde sevdiklerini beğenmeyenlere karşı, eleştirenlere karşı sayıları giderek artan büyük bir kalabalığın nasıl olup da holiganlaşabildiği için de Bahçeli gibilerin tutumu açıklayıcı olabilir. Ülke yönetimine aday olan siyasetçilerin tutumu böyle ise, akademik unvan taşıyanların tutumları holiganları bile mahçup edecek saldırganlık seviyesine ulaşmışsa diğerlerini kınamak için fazla bir bahane kalmıyor.



Oysa bu alandan Bahçeliye bir rantın çıkacağı kuşkuludur. Üstelik Ak Parti ile tesis ettiği iyi ilişkiden sonra ne partisinden küsenleri ne de CHP seçmenini kazanması mümkün değildir. Kendisine siyasi bir getirisi olmayan düşünce ve inanç özgürlüğünün açıklanmasından başka bir anlamı da olmayan bir karşılaştırmayı bile dünyanın sonunu getirecek büyük bir felaketin işareti sayarak cezbe halinde bağırıp çağırması ise tecrübesi ile birikimi ile açıklanabilecek bir tutum değildir.

Bu 610
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com