Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
FOTOĞRAFÇISI DA CASUS ÇIKTI
AYASOFYA CAMİSİNDE ZULÜM BİTTİ
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

TÜRKİYE İRAN DOSTLUĞU

14.10.2017 / 15:02


Türkiye ile İran arasındaki inişli çıkışlı ilişkilerden söz edilirken çoğu kere bir “Kasr-ı Şirin” düzenine de göndermede bulunulur. Osmanlı-İran mücadelesinin Kasr-ı Şirin ile barışa evrildiğini bunun her iki tarafın kaynaklarının tükenmesine engel olduğu gibi barış içinde ve iyi komşuluk ilişkilerinin devamına yol açtığı da genel kabul görmüştür.



Ne var ki bu günkü İran’ı Kasr-ı Şirin Anlaşmasının tarafı olan Nadir Şah’ın devamı gibi görmek büyük bir yanlıştır. Hatırlanmalıdır ki Nadir Şah Safavileri ortadan kaldıran kendi şahlığını ilan eden Avşar boyundan birisiydi. Nadir’in Irak ve Suriye’yi ele geçirmek gibi takıntıları yoktu.



Günümüz İran yönetimi eski Pers yayılmacılığı için Şiiliği bir yayılma/işgal aracı olarak kullanmaktadır. İran yöneticileri zaman zaman “sınırlarımız Akdeniz’den başlar” ya da “Bağdat bizim kültürel başkentimizdir” gibi vurguları ile bu yayılmacı siyaseti açık etmekten çekinmezler.



Türkiye’nin İran’a gösterdiği dostluk ve yakınlığın karşılığını hiçbir zaman alamadığı bilinmektedir. 2010’da Nükleer görüşmelerinde Türkiye İran’ın tarafında yer aldı. Bu Nükleer sorunu aşıldıktan hemen sonra Türkiye’nin komşu ülkeleri ile iyi ilişkilerini geliştirme çabalarını İran “Neo Osmanlıcılık” diye adlandırmıştır.



Afganistan’dan Afrika’dan taşıdığı Şii gönüllülerle Suriye’de Suriye halkına karşı savaşmayı kendisinin bir hakkı gibi gören İran yönetimi Türkiye’nin mazlum Suriye halkına karşı İslami/İnsani sorumluluğunun bir sonucu olarak yaptığı yardımları da “neo Osmanlıcılık ya da teröre destek” diye isimlendirmeye devam etmiştir.



Yeni ABD yönetiminin İran ile olan ittifakı bozması ve Nükleer anlaşmayı da iptal etme girişiminin yanında Kuzey Irak’ta ki Kürdistan’ın bağımsızlık girişimi İran’ı yeniden Türkiye’ye yaklaştırdı. Türkiye ile komşu olduklarını, kardeş olduklarını vurgulamaya ihtiyaç duydular.



İran ABD ile yaptığı gizli açık ittifak ile işgal ettiği Suriye ve Irak’taki durumunu sürdürme çabasınadır. Kürdistan bağımsızlığını ise buna bir tehlike olarak görmüştür. Irak’ın çoğunluğunun değil tamamının kendi işgalinde hegemonyasında olması peşindedir.



Böyle bir İran ile Türkiye ittifak ederek ne elde edecektir? Yarından tezi yok İran ile savaşılmalıdır diyen de yoktur. Ama İran’ın kardeşlik ve iyi komşuluk ilişkilerinin geçici olduğunu geçmiş olaylar defalarca göstermiştir. Geçmiş olaylar yok sayılarak biri birini yeni tanımış iki tarafın sıfırdan başlattıkları bir siyasi ilişkiye benzer bir tutum ise hiçbir derde deva olmayacaktır.



Erbil’den başlayıp Akdeniz’e uzanan “Kürt Koridoru” Türkiye için zararlıdır da Tahran’dan başlayıp Bağdat ve Şam’dan Akdeniz’e uzanan Pers / Sasani koridoru neden Türkiye’nin faydasına olsun? Türkiye’nin Arap ülkeleri ile olan yakınlaşması İran/Sasanilerin gözünde her zaman “neo Osmanlıcılık” değil midir?



İran yönetiminin yayılmacı/işgalci siyasetini asla terk etmeyeceğini olaylar göstermiştir. İslam ülkelerinde iç karışıklıkların / savaşların arkasında ya ABD ya da İran’ın ayak izi olduğunu bilmeyen yoktur.



Türkiye ile İran arasındaki sorunlar İran yönetiminin Arap yarım adasındaki yayılmacılığı ile de sınırlı değildir. Bu İran Kuzey Azerbaycan’a karşı 1991’den beri Ermenistan’ın yanındadır. O Azerbaycan Şii/Müslüman Ermenistan Hıristiyan olmasına rağmen dünyanın her tarafında “Lebbeyk ya Hüseyin” bayrağı gösteren İran, Kuzey Azerbaycan’a karşı bir türlü Lebbeyk ya Hüseyin demiyor. Şiiliği her şeyin üstünde görenler bu basit gerçeği niye görmüyorlar, anlamak zordur.



Kaldı ki Güney Azerbaycan’da İran/Sasani işgalinde değil midir? Kasr-ı Şirin düzeninden sisteminden söz edenlerin bunu atlaması da tesadüfle açıklanamaz. İran’ın Arap yarım adasında yayılmacılığı gayri meşru iken Güney Azerbaycan’da ki işgali neden meşru olsun? Ne Ayetüllah Hamaney Nadir şah’ın yerindedir ne de R. Tayyip Erdoğan IV. Murat’ın yerindedir. Bu yüzden Türkiye İran arasında ki sorunları yalnızca Arap yarım adasından ibaret bilmek ve Kasr-ı Şirin sınırlarını bir çare olarak görmek gerçekçi ve makul değildir.



İran/Sasani yönetimi asla anlaşmalarına sadık olmadığını göstermiştir. Hal böyle iken onların sözlerini ciddiye alarak “bağımsız Kürdistan’a karşı” İran ile saf tutmak akılcı değildir. Türkiye ile saf tutan İran’ın el altından Kürdistan ile de iş tutmayışının bir garantisini bilen var mıdır?



Türkiye’ye ve Türkmeneline karşı yayılmacı ve işgalci gibi davranan Barzani idaresinin bu tutumunu terk etmesi halinde bağımsız olup olmaması Türkiye için neden bir Milli Güvenlik meselesi olsun? Barzani yönetiminin bu hali Milli Güvenlik için tahdit olurken İran yönetiminin güvenilmez, değişken, işgalci, mezhepçi tutumunun milli güvenlik için tehdit değil de adeta iyi komşuluk ve kardeşlik sayılarak O’nun ile ortak cephelerin oluşturulması mantıklı ve inandırıcı değildir.

Bu 648
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com