Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ
CHP CAMİLERİ MÜZE YAPACAK

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

KADINI BİR KİŞİ DEĞİL BİR ŞEY BİLİYORLAR

07.10.2017 / 12:16


Eylül 2017’de Suudi Arabistan Kralı Selman yayınladığı bir emirle kadınlara ehliyet verilmesini, araba sürmelerinin önündeki engellerin kaldırılmasını istedi. Bunu duyan Suudi uleması da emir doğrultusunda görüş (fetva) açıkladı.



Şimdiye kadar Arabistan’da kadınların araba sürmeleri niçin yasaktı? “Şeriat öyle istediğinden, kadınların araba sürmeleri yasaklı olduğundan dolayı.” Şeriatın nesi değişmişti ki bu yasak birden kalktı? Ya da şeriatın kurallarındaki değişimler hangi zamanlara tekabül etmektedir?



Aslında kadınların araba sürmeleri üzerindeki “şeriat yasağı”, pek çok yasağın anlaşılmasında hatta genel olarak kadınların üzerindeki yasakların anlaşılmasında önemli bir anahtardır. Bu anahtar şeriatın da onun yasaklarının da nasıl bir içeriğe sahip olduğunu öğretici mahiyettedir.



Şer’ Arapça bir kelime, sözlükte yol ve yasa demektir. Çoğul hali ise Şeriat’dır. Yasalar, yollar demektir. Sözlük anlamı böyle ise de genel de ilahi yasalar için doğrudan İslami yasalar için kullanılagelmiştir. Şeriat denildiğinde her hangi bir yasa akla gelmez doğrudan İslam’ın kuralları, yasaları akla gelir. Şeriata karşıyız diyenler de zaten kelimeyi doğru anlamı ile kullanmış, İslam’a ve onun yasalarına karşı olduklarını açıklamış oluyorlar.



Orta Çağ Avrupasında, kadınların ruhu var mı yok mu diye tartışmaların olduğu bilinir. Dönemin Avrupasında kadın, olağan, normal bir insan sayılmaz, bazen onun içine cin, bazen de şeytanın kaçtığı kabul edilirdi. Kadının içinde olduğu var sayılan cin’i şeytan’ı yakmak için kadın da yakılırdı. Kadının mülkiyet hakkı yoktu. Erkeğe karşı ya da ona eşit tutulmak gibi bir hakkı zaten yoktu. Kadın bir kişi, bir insan sayılmaz, bir şey her hangi bir şey gibi sayılırdı. İlginç olan hak ve özgürlükler konusunda bir kişi değil bir şey sayılan kadın, cezalandırmaya sıra gelince birden bire bir insan bilinerek ona göre cezalandırılırdı.



Ortaçağ’ın Avrupa’sında kadın için böyle bir görüşü yayan yerleştiren ise kilise ruhbanı idi. Ruhban şu fani dünyada Tanrı’nın temsilcisi bilinirdi, O’nun adına konuşur, yazar ve tasarrufta bulunurdu. Rubanın kararı Tanrı’nın kararı bayıldığından, ruhbanın kararlarını kabul etmek Tanrı’nın kararını kabul etmek gibi olduğundan ruhbanın kararlarına itiraz etmek de Tanrı’nın kararlarına itiraz etmek sayılırdı ve cezası da en üst sınırdan açılarak, meydanlarda yakılmak ya da vahşi hayvanlara parçalatmak olurdu.



İslam temelde ruhbanı reddettiği halde uygulamada Avrupa’da kine benzer bir ruhban sınıfı oluşmuştur. Bu sınıf bazen gayb imam adına bazen de saray sahiplerinin iradeleri üzerine şeriat’ta tasarrufta bulunur, olmayan yasaklar icat ettiği gibi olan yasakları da kaldırabilirdi. Arabistan’daki yasakları da böyle anlamak daha gerçekçi olacaktır.



Ama her şeyden önce şuna da dikkat etmek gerekir ki Arabistan’daki ruhban İslam’ın ruhbanı değildir doğrudan kraliyet ailesinin mülkiyetindeki ruhbandır. Kraliyet ailesinin yaptığı bütün zulümleri, yağmaları “şeriata uygun gören” bu ruhban sıra kadınlara gelince birden Orta çağ Avrupa’sındaki ruhban gibi Tanrı adına konuşmaya, yazmaya, kararlar almaya başlar. Kendi kişisel görüşlerini, takıntılarını da doğrudan “şeriat’ın görüşü” diye ilan eder.



Oysa şeriat’ın görüşlerini aynı ruhban “değişmez, tartışılmaz” sayar. Değişmez, tartışılmaz saydıkları şeriat’a göre kadınların araba sürmesi yasağı birden bire kral istedi diye yasak yani haram olmaktan çıkar. Kilise ruhbanı Tanrı adına sadece kendisini konuşmaya hak ve yetkili sayar bu yetkileri ile de krallara derebeylere karşı mücadele ederlerdi. Arabistan’da veya İran’da Rusların “Suriye’deki başarıları için şeriat adına konuşan, dua eden” ruhban ise mülkiyetinde olduğu saraylar adına görüşlerini değiştirmektedir. Riyad’ın ve Tahran’ın ruhbanı, Tanrı adına kendisinin konuşma yetkisinden daha çok ve öncelikle kralın/rehberin yetkisini kabul eder.



Arabistan’da ve halkı Müslüman olan pek çok ülkede kadınlar “içlerindeki cin ve şeytan” için yakılmıyorlar ama ömür boyu bir şey muamelesine tabi tutuluyorlar. Kadınlar üzerinde kurdukları bütün tahakkümlerini, zulümlerini ise din/şeriat adına sürdürmektedirler. Farz olan emirleri yerine getirmede kadını da erkek gibi insan, kişi bilen bu ruhban aynı kadının haklarına sıra gelince birden bire onu bir şey görmeyi tercih etmektedir.



Halkı Müslüman olan ülkelerde din/şeriat halkı aldatmanın, sömürmenin, zulmetmenin bir aracıdır. Kadınları köleleştirmenin, insanlık haklarından soyutlayarak doğrudan onu bir köle gibi kullanmanın aracı haline getirmektedirler. Kadın başına gelen bütün felaketleri, Tanrı’nın emri ya da Şeriat’ın emri saymaktadır. Bu ülkelerde ömür boyu en büyük felaketi kadınlar yaşamaktadır. Araba kullanmasının bile Tanrı tarafından yasaklandığını zannetmektedir. Üstelik bütün bu kötülükler şeriat’ın rağmına ama onun adına yapılmaktadır.

Bu 516
Yazarın Diğer Yazıları

YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com