Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN NASIL OLACAK

13.09.2017 / 07:34


25 Eylül’de Kürdistan’da bağımsızlık için referandum yapılacağının ilan edilmesi, Kürt bölgesinde homurtulu bir heyecana yol açtı. Barzani muhalifi olan çevreler “iki yıldan beri meclisin kapalı olduğu, böyle bir kararın da ancak meclis tarafından alınması icap ettiği” gibi dışarıdan bakınca teknik içerikli itirazlarda bulunmaktadırlar. Bu teknik itirazların içeride muhalif Kürt partilerinin biri birlerine karşı olan tutumları için bir kıymeti harbiyesi olabilir. Ancak dışarısı için aynı şeyleri söylemek mümkün değildir.



Barzani şimdiye kadar muhalifleri tarafından “pasif olmakla, bağımsızlığı ertelemekle” suçlanırken şimdi bu kararla bir adım öne geçti. Yine de muhaliflerinin eleştirisinden kurtulamadı. Ancak Irak/Kürt Parlamantosu başkanı sayılan Yusuf Muhammed’i Erbil’e iki yıldan beri sokmaması ile muhaliflerine göre yönetiminin kalitesine yeni unsurlar da eklemiş oldu.



Bağımsızlık için şartların hazır olmadığı, komşu ülkelerin buna tepki gösterdiği, ABD ve AB’nin onayının alınmadığı ve Barzani ailesinin yaptığı yolsuzlukları örtmek için bir bahane olarak “bağımsızlık referandumunun” gündeme getirildiği de muhaliflerin iddiaları arasındadır.



Kürdistan’da 4.5 milyonluk nüfusun 1.5 milyonu çeşitli unvanlarla devletten maaş almaktadır. Daha doğrusu almaktaydı. Üç beş aydır maaş ödenemiyor. Başlanmış olan bütün yatırımlar durdurulmuştur. Birkaç yıl öncesine kadar Irak’ın, körfez ülkeleri kadar zengin ve müreffeh bölgesi sayılan Kürdistan’ın yıldızı kaymış gibidir.



Belki IŞİD’in ortaya çıkarak Musul’u alması kötü gidişin başlangıcı da sayılabilir. Hatta Kürt muhalifler en öldürücü silah saydıkları, IŞİD’e yardım etmek” suçlamasını Barzani’yi de içine alacak şekilde kullanmaktadırlar. Ama bu çevrelerin göz ardı ettiği hususlar da vardır. Kürt yönetiminin “ihtilaflı bölge” sayarak Irak hükümetinden istediği, Kerkük, Diyala, Sincar gibi yerler ya tümüyle ya da kısmen Kürdistan’a eklenmiştir. IŞİD, Kürdistan’ın sınırlarını genişletmiştir. İhtilaflı bölgelerde referandum yapılıp yapılmayacağı kesinleşmemiş olsa da bu bölgelerde Kürt denetiminin IŞİD öncesine göre arttığı kesindir.



Kürdistan varlığı itibarı ile muhtaç aciz bir bölgedir. Bu yüzden olacak yeni nesil Kürdistan haritalarında, Kürdistan’ın bir tarafı mutlaka Akdeniz, Karadeniz o da olmazsa Basra Körfezi ile birleştirilmektedir. Elbette bu bir istektir. İstemekten de ölenler henüz yoktur. Ama bu isteğin önünde milyonluk insan duvarları, engelleri vardır. Bu engellerin aşılması da harita çizmek kadar kolay değildir.



Kürdistan’ın deniz bağlantısı yoktur. Bu yüzden Kürdistan’ın bağımsızlık ilanı İsrail’in kuruluşu ile mukayese edilemez. Hava sahası da yok gibidir. Daha doğrusu Irak, İran ve Türkiye’ye bağlıdır. Bugün maaş ödeyemez duruma gelen Kürdistan’ın bağımsızlıktan sonra yeni ekonomik imkanlara zenginliğe ulaşması da olacak bir işe benzemiyor. O halde bu iş nasıl olacak?



Barzani Haziran 2017’de Whasington Post Gazetesine yazdığı makalede, “yüz yıl önce Kürtlere bağımsız devlet olma sözü verilmiştir. Fakat Kürtlerin taleplerinin aksine Kürdistan, Türkiye, Irak, İran ve Suriye üzerinde bölüştürüldü” demiştir. Bu görüşün iki önemli zayıf tarafı vardır. Bağımsızlığı yabancıların, sömürgecilerin söz vermelerine bağlı bir hak olarak görmektedir. Barzani tecrübesiz de sayılmaz. Bağımsızlığın batılıların öyle he he demeleri ile olacak bir iş olmadığını anlamamış gibi konuşması akla ziyan bir durumdur. Batılıları, sözleri, vaatleri asla bağlamaz. “Kürdistan bağımsızlığı” vaadinin onlara ne getirip getirmeyeceği, onlar için yüz yıl öncede şimdi de geçerli olan tek husustur. Kürdistan bağımsızlığı günümüzde batılılar için bir kazanç nedeni olacaksa yüz yıl önce bir vaatleri olmasa bile bugün bunu temin etmek isterler. Ancak Kürdistan’ın bağımsızlığını komşular engellemeye çalışırlarsa batılılar fiilen yardım eder mi? Bu sorunun cevabı oldukça şüphelidir. Bir kazançları olmayacaksa neden yardım etsinler? Gerçi kuzey Suriye’de fiilen bu yardım PKK’ya akmaya devam etmektedir. Ancak Kürdistan’ın komşuları ile girişeceği nihai bir savaşta batılıların yardım edeceklerinin garantisi ortada yoktur.



Bu görüşün ikinci zayıf tarafı da Kürt nüfusun bulunduğu her yeri, bölgeyi “Kürdistan” bilmesidir. Bu akla ziyan bir iddia olduğu gibi sadece Kürtlere düşman kazandıran bir görüştür. Türkiye/İran ve Irak/İran sınırı 1639 Kasr-ı Şirin anlaşmasından kalmadır. Barzani gibilerinin takıntılarına göre bu anlaşmayı yapan Safavi ve Osmanlı Hükümdarları, Kürtleri bölmek esası üzerine bu sınırları oluşturmuştur. Böyle bir iddianın sahiplerinin muhakeme ve akıl sağlıklarının iyi işlediği hakkında kuşku duymamak mümkün değildir. Yüz yıl önce Türkiye/Irak sınırı belirlenirken de elbette Kürtler ikinci plandaydı. İngilizler için önemli olan petrol kaynaklarına göre bir sınırın tespitiydi. Kürt liderlerinin akıl ve sınır tanımaz hayallerine göre pek yakında, Kürt nüfusu yaşıyor diye Almanya ve Fransa gibi ülkelerde bile Kürdistan şehirlerinin/bölgelerinin olduğunu iddia etmeleri imkansız değildir.



Üstelik Kürdistan’da muhaliflerin Barzani’yi IŞİD’e destek olmakla suçlaması, hırsızlıklarını örtmek için meclisi kapattığı gibi suçlamalarına, Kürdistan’da peşmergenin bile Barzani ve Talabani peşmergesi diye iki ayrı kısımdan oluştuğu buna bir de Goran ve PKK’nın da taraftarlarının silahlı güçlerinin varlığı eklenirse Kürdistan’da birliğin olmadığı da teslim edilecektir. Maaş ödeyemeyen, içerde birliği olmayan küçük Kürdistan’ın komşularından birisi ile ya da tümüyle birden bir savaş yürütmesine ihtimal vermek inandırıcı değildir.



Kürdistan’ın bağımsızlık referandumu hakkında teknik yanlışların eksikliklerin dışarıdan bakış için önemi neredeyse yoktur. Kürdistan bağımsızlığının, Çek-Slovakya ya da Kuzey Güney Sudan örneğine benzemediği de açıktır. Irak Hükümeti ile meclisi ile anlaşarak bu referandumun yapılması da akla aykırı bir tekliftir. Irak hükümetinin böyle bir işi “savaş nedeni” sayacağı da bir sır değildir. Bağımsız Kürdistan için Irak/Bağdat kapısı kapalı demektir. Bağdat’ı işgalinde tutan İran’ın Şii Arap çoğunluğa rağmen bağımsız Kürdistan ile iş tutması da imkansız değil ama zayıf bir ihtimaldir. Çünkü  nüfusunun yarıya yakını Şii Türklerden oluşan Güney Azerbaycan’a rağmen, Şii Kuzey Azerbaycan’a karşı Hıristiyan Ermenistan ile müttefik olan İran, Şii Arapları da pekala tarihi/dini ritüellerle meşgul ederek bağımsız Kürdistan’a destek çıkabilir. Ancak Şii Arapların tepkisini İran’ın yok sayacak böyle bir siyasi tercihi zayıf bir ihtimaldir yine de imkansız değildir.



Geriye kalan üçüncü ihtimal/seçenek ise Türkiye’nin tutumudur. Türkiye ara sıra v kısık bir sesle “bağımsız Kürdistan” referandumuna itiraz ediyor. Bu itiraz müzakereye kapalı bir vurguya sahip görünmüyor. Türkiye’nin itirazını, müzakereye açık veya kapalı edecek olan husus ise Kürdistan’ın, Barzani’nin tercihleri tayin edici olabilir. Türkiye’nin yarısını Kürdistan sınırları içinde gösteren haritalar, Kuzey Irak’taki Türkmen varlığını yok sayan nutuklar, Türkiye’nin tutumunu müzakereye kapatabilir. Barzani tarafından bu konularda açık veya gizli adımların atılması ise Türkiye’nin tutumunu müzakereye açık hale getirebilir.



Bağımsız Kürdistan için komşu ülkelerin tutumu kadar İsrail ve ABD’nin tutumu da tayin edicidir. İsrail’in 1950’den beri bağımsız Kürdistan’ı heyecanla beklediği söylenebilir. Bu heyecan bu günkü İsrail liderleri için de fazlası ile geçerlidir. Ama aynı heyecanı ABD için kim garanti edebilir? ABD’ye bir getirisi olmayacak üstelik diğer Arap ülkeleri ile olan ilişkilerini yeniden bozacak ayrı bir meselenin daha oluşması ABD’yi bağımsız Kürdistan için isteksiz heyecansız, tutuk bir duruma getirebilir. ABD’nin böylesi bir tutumu da Kürdistan’ın komşuları için caydırıcı değil özendirici olabilir.



Hangi ihtimalin tahakkuk edeceğini elbette zaman gösterecektir. Ama Barzani yönetimini iyi günlerin beklemediği söylenebilir. Yakın, uzak komşuları ile bir var oluş savaşına tutuşması, onu babasının yaptığı türden bir Mahabad sığınağı aramaya da mecbur bırakabilir. Hatırlanmalıdır ki Mahabad’ın sığınaklığı da SSCB’nni desteği ile ortaya çıkmış o destek çekilince de yok olmuştur. Tarihin tekerrürünün engellenmesi de liderlik yeteneğine bağlıdır. Barzani aklıyla davranırsa bu zor dönemi en az zayiatla kapatabilir. Aksi halde Barzani’nin hayal ettiği “bağımsız Kürdistan” haritalarda resmi yerini almadan, evvel zaman içinde diye başlayan anlatımların konusu olabilir.

Bu 772
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com