Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ
CHP CAMİLERİ MÜZE YAPACAK

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

D-8 BİR FANTAZİ SAYILIR MI?

21.06.2017 / 08:17


D-8 adıyla bilinen sekiz İslam ülkesi arasında ki ortak işbirliği kuruluşu 15 Haziran 1997’de İstanbul’da kurulmuştu. Dönemin başbakanı Erbakan bu kuruluşu “yeni bir dünya için ilk adım” diye duyurmuştu. Ne var ki kuruluşun adı bile bu ilk adımın mahiyetini açıklayacak nitelikteydi. D-8 İngilizce Developing Countries Eight (Gelişen Sekiz Ülke) İslam ülkesini temsilen (Türkiye, İran, Malezya, Endonezya, Pakistan, Nijerya, Mısır ve Senegal) ortaya çıkmıştı.



Developing Countries Eight adı yerine aslında Müslim Countries Eight (M-8) adı teklif edilmişti. Ama dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in itirazı üzerine Müslim Countries Eight adı Developing Countries Eight’ye dönüştürülmüştü. Böylece M-8’de D-8 olmuştu. Yeni bir dünya için geçen yirmi yılda bir adımın atılmasına, eski dünya şahit olmadı. Kendilerini Müslüman olarak adlandırmayı bile sorun gören bir anlayış ile yola çıkılmıştı. Daha işin başında M-8 yerine D-8’in tercih edilmesi ileriye doğru ve yeni bir adımın atılmasından çok “yerinde say” komutunun tecellisi olarak kendini göstermiş oldu.



Coğrafi dağılım olarak bu sekiz ülkenin haritadaki yeri iki kıtayı (Endonezya’nın Hint Okyanusundaki yeri düşünüldüğünde belki üç kıtayı demek daha isabetli olacak) kuşatan temsil eden bir özelliğe sahiptir. Bu sekiz ülkenin nüfusu potansiyeli, sahip oldukları ekonomik kaynaklar ve İslam Dünyasını temsil edebilme özelliklerine sahip olduklarını da teslim etmek icap eder. Ancak dünyada her şeyin temsil gücünden ibaret olmadığı da ayrı bir gerçektir. Bangladeş gibi kalabalık ve yoksul nüfusundan başka bir özelliği olmayan bir ülkenin 57 İslam ülkesinin dayanışmasına öncülük edeceklerin arasında olması hayal gücünün zorlanmasından öteye yıpratılması gibi bir şey olmalıdır.



1967 Arap İsrail savaşında Kudüs’ün İsrail tarafından işgal edilmesi ve Mescidi Aksanın yakılması üzerine İslam ülkeleri arasında dayanışma için İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) kurulmuştu. Türkiye’nin böyle bir örgüte üye olarak katılmasının laiklik ilkesine uygun olup olmayacağı, siyasi ve bürokratik seçkinleri tarafından uzun süre tartışılmıştı. Zamanla Türkiye üye oldu, İKÖ’nün adı değişerek (57 üyesi bulunan) İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) oldu. Aradan 48 yıl geçmesine rağmen bu üyeler arasında ciddi bir dayanışmaya da kimse şahit olmadı.



Dönemin başbakanı Erbakan D-8’in kuruluş amacını açıklarken, “İKÖ üyeleri toplanıp sırayla birer açış konuşması yaptığında esas gündem maddesine gelemeden bir gün de tamamlanmış oluyor” diye açıklamıştı. 57 ülke ile ortak bir gündem ile bir araya gelerek, ortak bir karar almanın hiç de kolay olmadığını geçen 48 yıl herkese öğretmiş oldu. İslam Dünyasının çok hayati sorunları var. Bunların başında belki de kuruluşuna gerekçe olması nedeniyle Filistin/Kudüs sorunu gelmektedir. 57 İslam ülkesinin bir araya gelerek Filistin sorunu hakkında ortak politik kararlar alması mümkün müdür? Bırakın bu 57 İslam ülkesinin Filistin için ortak kararlar alamsını, Arap ülkelerinin bir araya gelerek Filistin için ortak kararlar almasının mümkün olmadığını geçen zaman göstermiştir. İKÖ yeni adıyla İİT kurulduğundan beri hiçbir sorunu çözememiştir. Başta Irak ve Afganistan’ın ABD tarafından işgal edilmesi olmak üzere temel güncel olaylarda bir kınama kararı bile alamamıştır.



İslam dünyasının sorunları, emperyalist ülkeler tarafından oluşturulduğu ve böylece bu ülkeler daha kolay daha masrafsız bir şekilde sömürüldüğü gibi kabul etmek icap eder ki bu İslam ülkeleri en az emperyalist ülkeler kadar biri birlerinin de sorunu durumundadırlar. Aralarındaki sorunları görüşerek çözemeyen, çözmeyen İslam ülkelerinin emperyalistlere karşı bir araya gelerek Filistin gibi sorunlar için kararlar almaları ve uygulamaları yakın zamanda yer kürenin göreceği duyacağı olaylar arasında olacaklara hiç benzemiyor.



Suriye, Irak ve Yemen’de ki olaylar bu durumun açıklayıcı örnekleri olabilir. ABD vb sömürgeci, işgalci ülkelerin rolleri ile adı geçen ülkelerin felaketini açıklamak gerçekçi değildir. Elbette ABD’nin bu felakette önemli yeri vardır. Ancak her şey ABD’nin rolünden ibaret değildir. Suudi Arabistan’ın İran’ın bu felaketlerdeki yerini görmeden bu olayların anlaşılması bile mümkün değildir.



Avrupa ülkeleri de biri birlerinin düşmanı değil miydi? İki Dünya savaşından biri birlerinden milyonlarca insan öldürmediler mi? Ama şimdi hemen her konuda aralarında yakın işbirliği vardır gibi vurgular İslam Dünyasının sorunlarını açıklamaktan uzaktır. Evet Avrupa ülkelerinin yaşadığı felaketlerin sorumlusu sayılacak Hitler, Musolini gibi şahıslar eliyle Avrupa o felaketleri yaşadı ama felaketlerin sorumluları tasfiye edilince ancak dayanışma ortaya çıkabildi. İslam Ülkelerinin felaketlerinin sebebi olan yönetimler, şahıslar, anlayışlar var oldukça bu felaketlerin yerini dayanışmanın almasını beklemek de D-8’de kurtarıcılık aramak da beyhudedir bir fantezidir.



 

Bu 615
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com