Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
FOTOĞRAFÇISI DA CASUS ÇIKTI
AYASOFYA CAMİSİNDE ZULÜM BİTTİ
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

SURİYE CEPHESİNDE NE DEĞİŞTİ?

17.05.2017 / 16:42


Uzun zamandan beri tartışması yapılan Erdoğan/Trump görüşmesi dün (16 Mayıs 2017) yapıldı. T. Erdoğan’ın ABD’ye gitmesinden önce bazı çevrelerin “gitmesin” yolunda ki açıklamaları da karşılıksız kaldı ve nihayet Erdoğan ABD’ye giderek görüşmesini yaptı. Bu görüşmeden olağan üstü sonuçlar bekleyenlerin de temennisi gerçekleşmedi. Trump’ın sıra dışı bir kişi olması nedeniyle görüşme sonuçların da sıra dışı olacağı iddiası da boş çıktı.



Türkiye ile ABD arasında 1949’a kadar uzanan bir ittifak tarihi vardır. Dönemin SSCB lidrinin Türkiye’den toprak istemesi üzerine Türkiye, batı bloku içinde yer almaya böylece ir SSCB’ye tehdidine karşı daha korunaklı olacağını öngördüğü bir ittifakın içinde olmaya çalıştı.



İkinci Dünya Savaşı sonunda yapılan Yalta Konferansında, Türkiye ABD patronluğunda ki batı bloku içinde bırakılmasına rağmen yine de Türkiye’nin bu blok içine katılmasına ABD hemen razı olmamıştı. Önce Türkiye’den bir bedel ödemesi istenmişti. Bu bedel de Kore savaşına Türkiye’nin asker göndermesi şeklinde ortaya çıktı. Sonra ki dönemlerde de benzeri bedeller biri birini takip etti.



Kıbrıs olaylarından sonra Türkiye ABD ilişkilerin en çok sarsıldığı olay 1 Mart 2003 tezkeresinin TBMM’de reddedilmesiyle ortaya çıkmıştı. Aynı yıl Süleymaniye’de Türk askerlerinin kafasına çuval geçirilmesi ile ABD tezkere için ilk cevabını vermiş oldu. Hemen ardından Irak Türkmeneli bölgesinin önemli bir kısmının Kürtlere savaş ganimeti olarak verilmesi geldi.



Arap Dünyası üzerinde ki hegemonyasını ABD, ikinci Dünya savaşından sonra İngiltere’den devralmıştı. Arap ülkeleri arasında ki uyduruk sınırlar da İngiliz mandasından kalmıştı. ABD ise kendi anlayışına göre  bu sınırlarda bir değişiklik yaparak haritaya kendi politikasını kazımak peşindeydi. İsrail Arap savaşları harita değişikliği için yeterli gelmemişti. Birinci (1991) ve İkinci (2003) Körfez savaşları Irak’tan başlayarak ABD’ye yeni harita için önemli bir fırsat sağlamıştı. Irak’ın kuruluşundan itibaren zaten bir “Kürt Sorunu” vardı. ABD’nin damgasını taşıyacak bir harita değişikliği için bu sorun da önemli bir araç olacaktı. Üstelik bu sorunun bir de Türkiye kısmı vardı.



ABD Irak’tan başlayarak uzun zamandan beri uzaktan takipçisi olduğu Kürt Sorununda adeta taraf olacaktı. Kürt Sorununun, Kürtlerin beklentilerine göre yol alması teslim edilmelidir ki genel olarak hem Arapların aleyhine hem de İsrail’in faydasına idi. Çünkü İsrail ile fiilen savaş halinde olan Arapların en azından bir kısmının Kürtler ile savaşa yönelmesi İsrail için hem kolaylık hem de yeni bir müttefik imkanı demekti.



İlginçtir Mart 2011’de başlayan Suriye’deki Arap Baharı, ABD’ye Irak haritasına benzer bir değişikliği Suriye sahasına da taşıma fırsatı verdi. Suriye’de her ne kadar Kürt nüfusu Irak’a göre daha dağınık ve daha az olsa da zaman içinde zorla nüfus göçürmeleri ile nüfus değişikliğinin de pekala mümkün olacağı görüldü. Suriye’de Baas yönetiminin devrilmesinden başka bir çözüm yolu öngörmediği sanılan ABD’nin zaman içinde Baas hedefinden vazgeçtiği bunun yerine PKK hegemonyasında bir Kürt bölgesinin ihdasına daha çok hevesli olduğu ortaya çıktı.



Türkiye ise işin başından itibaren Suriye konusunda doğru bir yerde durmasına rağmen güney sınırlarının PKK tarafından çevrilmesine uzun bir süre sözlü tepkiden öteye fiili bir müdahale de bulunmadı. Muhtemelen Türkiyenin fiili müdahaleden uzak tutumu ABD’yi Suriye haritasını değiştirme konusunda daha çok teşvik etmiştir. Üstelik 40 yıldan beri faaliyette olan PKK gibi Marksist bir terör örgütü ABD’nin Suriye’deki eli kolu durumuna gelmiştir. PKK, Suriye’nn kuzeyinde Araplara ve Türkmenlere karşı etnik bir arındırma yaparak bölgenin nüfus yapısın da değiştirmeye yöneldi.



ABD dış siyasetinin ne ölçüde oynak ve çok yüzlülüğe dayalı olduğu Suriye sahasında yeniden gözlendi. El-Kaide ile ilintili diye Suriye muhaliflerinden El-Nusra’yı terör örgütü ilan ettirip ona karşı her çeşit saldırıyı bir insanlık görevi saydırırken, yine terör örgütü gördüğü PKK’nın Suriye’de ki karşılığı olan PYD için terör örgütü muamelesi yapmak bir yana onunla ittifak ilişkileri içine girdi. PKK/PYD Suriye’de ABD’nin kara gücü ilan edildi.



ABD 70 yıllık müttefiki Türkiye’nin itirazlarına boş vererek PKK/PYD’yi Suriye’nin kuzeyinde tahkim etmeye devam etti. Çünkü bu tahkimat ABD’nin bölgede istediği harita değişikliği için gerekliydi. T. Erdoğan’ın ABD gezisi, ABD’nin Suriye siyasetinde esaslı bir  değişime yol açmadı. ABD’de seçimle yeni bir yönetimin gelmesi de bölge siyasetinde bir farklılık oluşturmadı.



Görünen odur ki ABD şimdiye kadar Rusya ile açıktan İran ile gizliden ittifak ile Irak ve Suriye haritalarının değişmesinde epeyce mesafe almıştır. Türkiye Fırat Kalkanı harekatı örneğinde olduğu gibi kendi sınırında ve kendi aleyhine bir harita değişikliği istemiyorsa “yedi düvele” savaş ilan etmeden sahada karşılığı olan yeni ve gerçekçi ittifaklar ile ancak bedel ödeyerek istediği çözüme ulaşabilir.

Bu 711
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com