Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

AK PARTİ İSLAMCILIĞI

04.05.2017 / 11:36


Bugün İslamcılık diye bilinen akımın literatürde ki en eski karşılığı 1876’da Esat Efendi tarafından yazılmış olan “İttihad-ı İslam” risalesiydi. İlginçtir ki İngilizce karşılığı da “Panislamizm” olmuştur. Dönemin şartları içinde İslam birliğini savunmak önemli ölçüde Osmanlı toprak birliğini korumak anlamını da taşımıştır. Çünkü İslam Dünyası büyük ölçüde Osmanlı yönetimi altındaydı. Sonraki gelişmeler malumdur ki Osmanlı toprak bütünlüğünü koruyamadığı gibi ortaya çıkan yeni devletlerin sınır anlaşmazlıkları da sömürgeci ülkelerin işlerini kolaylaştırdı. İşgaller ve sömürge alanları genişleyerek günümüze kadar geldi.



Elbette İslamcılık akımı ortaya çıktığında bütün iddiası Müslümanların birliğini savunmakla sınırlı değildi. Ciddi bir geri kalmışlık sorunu vardı. Bazı çevreler İslam’ı bu geri kalmışlığın esas sorumlusu ilan etmişti. Ernest Renan’dan başlayarak bu iddianın içerdeki uzantılarının görüşlerinin de nasıl bir önyargı içerdiğini açıklamayı, yeni kuşaklara aktarmayı İslamcılık akımı kendisi için bir görev bilmiştir.



Türkiye’nin siyasi düzeni de oryantalist bir takıntı ile “İslam’ı geri kalmanın, diğer Müslüman toplulukları da Türklerin felaketlerinin sebebi saymak” gibi bir iddia üzerine kurulmuştu. Hayatın, siyasi çalışmaların, İslami kurallara göre düzenlenmesi bu doğrultuda bir fikir beyan edilmesi “büyük suçlardan” birisi olarak görülmüştü.



Türkiye’deki siyasi yapı İslamcılığı büyük bir hasım olarak gördüğü gibi onun devşirdiği yaygın İslami cemaatlerde bu akımın hasımları arasında yer almıştı. Böyle bir ülkede kurulan Ak Parti, püriten bir İslamcı söylemin sahibi olsaydı nüfusun % 50’sinin desteğini alabilir miydi? Türkiye’de ki baskıcı vesayetçi düzenin tasfiyesini temin edebilir miydi? Türkiye’de ki sessiz kitlelerin sorunlarına, dünyada ki mazlum milletlerin feryadına bir karşılık bir ses olabilir miydi?



Muhtemelen bu sorulara olumlu cevap verilemeyecektir. Ak Parti belki % on civarında aldığı bir oy ile toplayacağı taraftar kitlesi ile siyasette de karşılı olan yeni bir cemaat durumunda olabilirdi. Böyle bir sonuçla Ak Partinin içerde ve dışarıda herhangi bir soruna çare olamayacağı da açıktır.



Ak Partinin kuruluş döneminde Türkiye’de ve dünyada egemen olan bunaltıcı havayı iyi analiz ettiği ve söylemini de buna göre ayarladığı söylenebilir. Hatırlanmalıdır ki Ak Parti kuruluş döneminden başlayarak kendisini “İslamcı” değil, “muhafazakar demokrat” olarak tarif etmiştir. İslamcı öngörüler bakımından bu tarifin hem yetersiz hem de rahatsız edici olduğu söylenebilir. Hatta iktidarının ilk beş yılına kadar, siyasi ve ideolojik vurgulardan uzak kaldığı da bilinmektedir. Bu uzaklığı bir kimliksizlik ya da kendini inkar gibi görmek de haksızlıktan öteye bir yanlış olmalıdır.



Ak Parti ancak 2010 anayasa referandumu ile kapatılma engelini aşmış Kemalist vesayetçi düzenin tasfiyesini başlatabilmiştir. Ancak bu tarihten sonra da Ak Parti FETÖ kaynaklı bir beka sorunu yaşamıştır. Muhafazakar demokrat tarifinin içerde ve dışarıda güç odakları için yetersiz kaldığı görülmüştür. Çünkü Erdoğan’ın Davos’ta ki “One minute” çıkışı içerde ve dışarıda siyasi dengeleri sarsmıştır. “İsrail, Türkiye’de İsrail’den daha güçlüdür” iddiası bir kere daha tecelli etmiştir. İsrail’in Türkiye’de ki vurucu gücü olan FETÖ, Davos’ta ki çıkışı hiç unutmamıştır. Mavi Marmara gemisinde ki katliam nedeniyle de Gülen, İsrail yerine Türkiye’yi ve Mavi Marmara gemisini Filistin’e gönderen İHH’yi suçlaması sonra ki yıllarda yapacaklarının da bir işareti olmuştur.



17/25 Aralık 2013 yargı darbesiyle başlayan 15 Temmuz 2016’da askeri darbe boyutuna ve sokaklarda katliama dönüşen FETÖ darbesini yalnızca Ak Parti iktidarını tasfiye etme isteği ile sınırlandırmak yetersiz olur. Ama bütün bu kalkışmaların ilk hedefinin Ak Parti olduğu da kuşku götürmez bir gerçektir. CB Erdoğan’ın özellikle İsrail’e karşı Filistin’e verdiği destek İsrail güdümünde ki lobiler için büyük bir savaş nedeni olmuştur. CB Erdoğan’ı muhafazakar demokrat vb tarifleri nedeniyle ölçüsüz bir şekilde eleştiren marjinal İslami çevrelerin ancak ev sohbetlerinde, bazı camilerde veya kır gezilerinde söyleyebildiklerini, CB Erdoğan’ın zaman zaman bütün dünya medyasının önünde tekrarlaması bu görüşleri, küçük çevrelerin gün görmemiş ve tarihte kalmış düşünceler olmaktan çıkarmış bütün insanlığın vicdanına, gündemine taşımıştır.



Ak Parti’nin ilk beş yılına hakim olan “AB’ye üye olma” vurgusu, Ak Parti’nin sahiplenmediği ama ona sürekli izafe edilen “İslamcı kimliği” ile bağdaşmamıştır. Ancak bu vurgunun Ak Parti’ye yeni fırsatlar ve zaman kazandırdığı da görülmüştür. Türkiye’de ki Kemalist vesayetçi siyasi düzenin dönüştürülme çabası için AB’ye üye olma vurgusu kolaylaştırıcı bir ortam hazırlamıştır. “Türkiye’nin İslami kimliği” her ne kadar yüz yıldan beri reddedilmiş olsa bile AB’ye üye olma isteğinin önünde en büyük engeli teşkil ettiği gibi, Ak Partinin reddettiği “İslamcı kimliği” de ona karşı içerde ve dışarıda bir cephe oluşturulmasına neden olmuştur.



Ak Parti’nin AB’ye üye olma çabasında yaşadığı hayal kırıklığının bir benzeri de “Kürt Soru’nu” nedeni ile ortaya çıkmıştır. Ak Parti büyük ölçüde hakim olan , “Kürt sorunu, Kemalizm ile ortaya çıkmıştır, Kemalizmin tasfiyesi Kürt Sorununu da çözecektir” yaklaşımı da önemli bir hayal kırıklığına yol açmıştır. Ak Parti’nin bu sorunu barışçı yoldan çözme isteği ve çabasından beklenen sonuç ortaya çıkmamıştır.  Tam aksine bazı il ve ilçelerde PKK etkisi artmış ve nihayet 2015’te Hendek Savaşlarına neden olmuştur. Türkiye içinde büyük zayiat veren PKK, IŞİD bahanesi ile Irak’ta ve Suriye’de elde ettikleri ile adeta yenilenmiştir. Böylece Kürt Sorununun yalnızca Kemalizmin uygulanması ile oluştuğu tezini bir kere daha geçersiz hale getirmiştir.



16 Nisan 2017 referandumu ile Türkiye vesayetçi idari yapıdan kurtulmak için önemli bir adımı daha atmıştır. Ak Parti, Türkiye’nin idari yapısını değiştirme de ve  imarında önemli başarılar elde etmiştir. Ak Parti’yi İslamcı mahfillerde uzun bir geçmişi olan ideolojik tartışmalardan birisi için taraf görmek nasıl anlamsız ise onu sadece liberal heveslerin karşılığı görmek de anlamsızdır yersizdir. Ak Partiyi, aydınlık gelecek için hazırlayıcı bir sebep ya da geçiş dönemi olarak görmek daha anlamlıdır. Ak Parti’nin resmi söyleminde, kimliğinde  “İslamcı tarif” beklemek yerine yapıp ettiklerinin “İslamcı idealler” için ne ölçüde yakın uzak olduğuna dikkat etmek daha anlamlıdır. O bir siyasi partidir, gücünü İslamcı, ideolojik tartışmalardan ve bunlara taraf olmasından değil doğrudan seçmenden almaktadır. Ak Partiyi seçmen kitlesinin en azından bir bölümünden uzaklaştıracak İslamcı tartışmalarda taraf olmasını beklemek gerçekçi değildir.

Bu 730
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com