Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ
CHP CAMİLERİ MÜZE YAPACAK

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

KERKÜK YENİ BİR KIRIM ÖRNEĞİDİR

10.04.2017 / 23:17


Kerkük neredeyse Kasım 1918’den beri Türkiye’nin gündemindedir. Musul ve çevresi Kerkük ile birlikte 9126 Ankara Anlaşması ile birlikte karşılıksız olarak adeta İngiltere’ye hibe edildi. Böylece Türkmenlerin hayatını karatan İngiliz işgali resmileşmiş kalıcı olmuştu. Musul her ne kadar Kuzey Irak’ın ortak yönetim merkezi olmasından dolayı o dönemde daha çok Musul adı kullanılmış ise de zamanla Musul’da baskın bir Arap nüfusunun olması Türkiye’de ki ilginin/tartışmanın da Kerkük adı etrafında oluşmasına yol açtı.



Kerkük kaynaklı tartışmalarda o dönem Kürt adı geçmezdi. Özellikle Antakya/Hatay’ın Türkiye’ye katılması Irak yönetimini Kerkük konusunda daha çok kaygılandırdı. 1931’e kadar Kerkük ve çevresinde Türkçe tek eğitim dili iken 1932’den itibaren yasaklandı Arapça eğitim dili haline geldi. 1957 nüfus sayımından önce Irak hükümetince Kerkük’te dağıtılan bildirinin yalnızca Türkçe basılması da o tarihte ki nüfusun kimlerden oluştuğunu gösteren başka bir örnek olmalıdır. Kerkük’ün eski mahalle, cami, han vb isimleri de hep Türkçedir.



Buna karşılık Şemseddin Sami gibi bazı isimlerin “Kerkük’ü Kürt şehri, Bağdat’ı Türk şehri” göstermesinin hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Çünkü tarihte ne Kerkük Kürt şehri ne de Bağdat Türk şehri olmamıştır.



Irak hükümetleri Kerkük ve çevresini Araplaştırmak için çeşitli tedbirler aldılar. Arap aşiretlerini getirip iskan ettikleri gibi Türk nüfuslu bazı ilçeleri de Kerkük’ten ayırıp Selahaddin gibi yerlere bağlayarak ilin coğrafi yapısı ile de nüfusunu değiştirme yolunu aradılar.



1950’li yıllarda Kerkük’te petrol sanayisinin başlaması, Kerkük’ün geleceğini etkileyen önemli bir gelime daha oldu. Yakın ilçe ve köylerde ki Kürt nüfus iş bulma umuduyla Kerkük’te toplanmaya başladı. Neredeyse tümüyle Kürt nüfuslu olan Süleymaniye şehrinin kerkük’e yakın olması da Kerkük’ün Kürt göçü almasının bir başka nedeni oldu.. Kuzey Irak bölgesinde ki en önemli petrol ve doğal gaz yataklarına Kerkük’ün sahip olması da bağımsız bir Kürdistan için mücadele eden Mustafa Barzani’nin “Kerkük’ü Kürdistan sınırları içinde saymasına” neden oldu.



1 Mart 2003 tezkeresinin TBMM’de reddedilmiş olması da Kerkük için ayrı bir dönüm noktası olmuştur. 20 Mart 2003’ten itibaren Irak’ı işgal eden ABD, Türkiye’yi cezalandırmak için Türkmeneli bölgesini bir savaş ganimeti olarak Kürtlere vermiştir. Talabaniye bağlı silahlı gruplar Kerkük’ü fiilen işgal ederek tapu ve nüfus binalarını yağmalayıp ateşe vermişlerdir. Saddam yönetimi tarafından Kerkük’ün nüfus yapısının değiştirilmesi için yaklaşık 80 bin Türkmenin yanında 30 bin Kürt nüfusunu Kerkük’ten çıkarmasını bahane ederek 700 civarında Kürt nüfus Kerkük’e taşındığı gibi Arap nüfusunda önemli bir bölümü şehirden çıkarılmıştır.



1 Mart tezkeresinin reddedilmesi nedeniyle Türkiye bu olayları uzaktan kınamanın ötesinde hiçbir şey yapamamıştır. O dönemde tezkerenin mecliste reddedilmesini temin edenler ise bu tezkere olayını alkışlamıştır. Irak anayasasında Kerkük gibi bazı yerler tartışmalı bölge sayılsa da Kerkük fiilen Kürt işgali ve denetimi altındadır.



Talabani hizbinden yeni Kerkük valisinin bütün resmi dairelerde Kürt bayrağının kullanılacağını ilan etmesi Kerkük tartışmasını yeniden Türkiye’nin gündemine taşımıştır. Kerkük’ün resmen Kürdistan’a katılmasını Türkiye’nin engelleyebileceği oldukça şüphelidir. Buna rağmen böyle bir katmaya da tepkisiz kalması da siyasi dengeler bakımından mümkün değildir.



Buna karşılık Türkiye’nin Barzani yönetimi ile ilişkileri oldukça yakındır. Barzani’nin de bu yakınlık nedeniyle Kerkük’ün Kürdistan’a resmen katılmasına itirazı beklenemez. Üstelik böyle bir katmayı da siyasi amaçları arasında gördüğü de bilinmektedir. Barzani’yi devirmek isteyen Talabani (KYB), PKK ve Goran gibi partiler için Kerkük önemli bir siyasi fırsattır. Barzani’den memnun olmadıkları sıkça haber olan İran ve ABD yönetimleri için de Kerkük önemli bir adımdır. Bu adım ile Barzaniyi devirmeleri ya da Türkiye ile ilişkilerini bitirmeleri mümkün olacaktır.



Yakın zamanda Türkiye’nin Irak’ta ne işi var neden oraya asker göndersin diye 1 Mart tezkeresinin reddedilmesinden heyecan duyanların şimdi Türkiye, “Neden Kerkük’ün işgaline seyirci kalıyor” diye şikayet eder görünmeleri riyakar bir tutumdur. Türkiye sınırları içinde ve Suriye’de PKK’ya, IŞİD’e karşı ciddi operasyonlar yapan Türkiye’nin, kendi sınırına ortalama 200 km uzaklıkta ki Kerkük’ün statüsüne fiili bir müdahalede bulunması çok zayıf bir ihtimaldir.



Kerkük hızla Kırım’ın akıbetine doğru gitmektedir. Nasıl ki Kırım Hıristiyan Ruslar tarafından işgal edildi ve Türk nüfus zaman içinde oradan yok edildiyse benzeri bir akıbete Kerkük Türkmenleri önce Müslüman Araplar şimdi de Müslüman Kürtler eliyle sürüklenmektedir.



Irak Türkmenlerinin bu durumu değiştirme imkanları da yok gibidir. Zaten kendi içlerinde Şii/Sünni diye bölünmeleri, bunun yanında siyasi birlikten yoksun olmaları, Türkmeneli bölgesinin de Kürdistan ve Irak arasında paylaşılması Türklerin işini büsbütün zorlaştırmaktadır. Kendisi de bir Türkmen olan Sayın Mahir Nakip’in bu duruma bir çare olarak teklif ettiği; “Türkmenlerin Haşdi Şabi içinde silahlanıp örgütlenmeleri ve kendilerini korumaları” formülü ise gerçekçilikten uzaktır.



Kasım Süleymani gibi İranlı teröristlerin yönetiminde olan IŞİD benzeri bir terör örgütü olan Haşdi Şabi’nin imkanlarını Türkmenli bölgesinin kurtulması için harcamasını beklemek gerçekçi değildir. Haşdi Şabi vb örgütler kendi bağlılarına, “farsların yüksek menfaati için ölmenin ve öldürmenin” dışında bir şey vaad etmiş değildir. Oysa Türkmeneli bölgesi bir bütün olarak Arap Irak’ın içinde kalamıyorsa, yine bir bütün ve özerk bir yapıyla Kürdistan bölgesi içinde kalmasının temin edilmesi gelecek adına daha umut vaad etmektedir. Bu görüşün uygulanma zorluğunun yanında Irak Türklerinin çoğunluğu tarafından da hoş karşılanması oldukça şüphelidir.



1926 Ankara Anlaşması ile İngiltere’ye hibe edilen, 2003’te ABD’nin Irak’ı işgaliyle Kürtlere ganimet olarak verilen Kerkük’ün mevcut durumu Kırım örneğini daha çok akla getirse de bağımsızlık kararı alacak Kürdistan’ın Türkiye ile anlaşmaktan başka bir seçeneği de yoktur. Kürdistan’ın bağımsızlık kararı Türkmeneli bölgesi içinde yeni seçeneklerin umutların gündeme taşınmasına fırsat verebilir.

Bu 736
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com