Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

TÜRKİYE'NİN SURİYE SİYASETİ

08.04.2017 / 12:06


Suriye 20 Mart 2011’den beri neredeyse tek başına dünya siyasetini tayin ediyor.  Bölgede olup biten hemen her olay Suriye’ye çıkıyor. Oradan bağımsız bir olay düşünmek giderek imkansız hale geliyor. Suriye’de iç savaşın ortaya çıktığından beri hemen her bölgesel hesap, teori, tez Suriye eksenli olarak vücut buluyor.



Suriye iç savaşı bir “Furkan savaşı” olmaya devam ediyor. Dostları, kardeşleri, hasımları, hainleri, düşmanları açığa çıkarıyor. Din kardeşliğinin, Arap ümmeti ya da Arap milleti söyleminin büyük ölçüde edebiyat içerikli olduğu görülüyor.



Milyona yakın Suriyeli katledildi. Yaralı ve sakat kalanları ise kimse bilmiyor. Yedi milyonu Suriye dışında mülteci oldu, Suriye içinde muhacir olanların sayısı da belli değil. Dünya büyük ölçüde Esat’ın kimyasal silahlarla Suriyelileri katletme hakkının olup olmadığını tartışıyor. Başka silahlarla Esat’ın katliam hakkı olduğunda neredeyse bir ittifak oluşmak üzerdir. Ancak söz konusu kimyasal silahlar olunca ABD ve müttefikleri Esat’ın buna hakkı yoktur yoksa vururum havasında iken Rusya ve İran Esat’ın katletme hakkının içinde kimyasal silahlarında olması icap ettiğinde de ittifak halindeler. Hakkını teslim edelim ki Yılmaz Özdil’de bu ittifakın içindedir. Rusya bile “Suriye uçakları muhaliflerin kimyasal depolarını bombaladığı için bu ölümler oldu, sorumluluk muhaliflerindir” diye İdlib’de ki kimyasal katliamı bir ayı aymazlığı ile kabullenmiş iken Yılmaz Özdil ise henüz kimyasal silahlar ile katliamın varlığını bile kabul etmeyerek, 1964 Vietnam hikayeleri ile bu haberlerin bir ABD kurgusu olduğu nakaratında ısrar ediyor. Senenin M.S. 2017’ye geldiğini olayın Vietnam’da değil Suriye’de olduğunu Özdil’in kavramasını beklemek beyhudedir.



İslami kesimde ki bazı önemli ağabeyler ise hala “Suriye muhalefetinin bir kurgu” olduğunu tartışıyorlar. Baasçı olmadıklarını da vurgulayarak ısrarla ve şiddetle “Suriye muhalefetinin bir ABD icadı olduğunu” tekrara devam ediyorlar. Suriye’de ki milyonların sönen hayatları yıkılan gelecekleri onları hiçbir şekilde ilgilendirmiyor. Çünkü Suriye muhalefetinin doğal olduğu hakkında “Tahran’dan beklenen haber” henüz gelmemiştir.



Suriye sorunu kısa sürede sonuçlanacak bir soruna ise hiç benzemiyor. Obama’nın ürkek tutumu Rusya’yı ve onun yedeğinde ki İran’ı tek söz sahibi etmiş iken şimdi Trump’ın İdlib katliamından sonra güya insani sorumluluğu olduğu iddiası ile Suriye’nin Humus’ta ki Şayrat hava üssüne saldırmasını “one off” bir kereye mahsus olarak sınırlandırması, Esat/İran katliamlarının başka silahlarla devam edeceğinin habercisidir.



Suriye Furkan savaşının en çok mağduru olan ülke ise Türkiye’dir. Oradan sel gibi akıp gelen sığınmacılara karşılık ciddi bir güvenlik ve beka sorunu da Türkiye’yi kuşatmıştır. Belli ki Türkiye bu sorunlar ile kuşatmayla uzun yıllar yaşamaya devam edecektir.



Suriye savaşında Türkiye’nin başlangıçta çok gürleyen ama yağmayan siyaseti büyük zaman ve fırsat kaybı olmuştur. Türkiye uzun bir dönem, IŞİD bahanesiyle ABD destekli PKK işgalinin Suriye’nin kuzeyinde yayılmasını seyretmiştir. Hatta Aynel Arap (Kobani) örneğinde olduğu gibi yardımda etmiştir. Bu yardımlar Türkiye için bir güvenlik, terör ve beka sorunu olarak geri dönmüştür.



Türkiye çok ısrar etmesine karşılık PKK’nın Fırat’ın batısında kalmasını engelleyememiştir. Münbiç’te PKK işgali devam ederken, Türkiye’nin buraya askeri müdahalesini engellemek için ABD ve Rusya askerleri de Münbiç’te Türkiye’ye karşı neredeyse aynı cephede saf tutmuştur.



Türkiye bu ülkelere karşı tek başına savaşamayacağına göre ancak ikili ilişkiler yoluyla kendisine karşı oluşan bu cepheleşmeyi engelleyebilir. Her konuda dünyaya dağıtacak kadar aklı olduğu havasında ki monşer kolonisinin bu konuda son derece etkisiz kaldığı da görülmektedir. Ancak bu durum siyasi iradenin aşacağı, halledeceği bir iştir.



Suriye’de ABD ve Rusya rekabetinin görünür hale gelmesi Suriye halkı için de Türkiye için de yeni fırsatların oluşmasına neden olacaktır. Türkiye bu rekabette taraflardan birisine yatırım yapmak yerine, rekabetin doğuracağı sonuçları kendi hesabına kullanacak siyasi kararları hızlı bir şekilde almadan bu savaştaki kayıplarını azaltamayacaktır.



Savaşlarda cephenin genişletilmesi daima komuta heyetinin zayıf tarafı olarak ele alınır. Cephenin daraltılması ise hem zayiatların azalması hem de kısa sürede bazı sonuçların alınmasını mümkün kılar. Türkiye’nin gürleyen ama yağmayan diye özetlenecek tutumunu terk ettiği bu dönemde yağacağı kadar gürlemesi içine düştüğü beka tehdidini ortadan kaldıracağı gibi dostlarına da fayda sağlayacaktır.



Suriye olayları bir kere daha göstermiştir ki Türkiye gibi bir ülkenin varlığı İslam dünyası için bir umut ve teselli nedenidir. Mazlumlar için bir sığınaktır. Çaresiz kalanların, umutları tükenenlerin bakışlarını çevirecekleri tek yer Türkiye kalmıştır.

Bu 830
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com