Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

FİRAVUN'UN DÖNÜŞÜ

25.03.2017 / 15:05


Mısır Firavun’u altı yıl önce Tahrir gösterilerinin sonunda iktidardan alaşağı edilerek “halka karşı işlediği suçlar” nedeniyle tutuklanmıştı. İdamla yargılandı ama geçen hafta beraat ederek iktidarına değil ama evine döndü. Zaten 85 yaşına gelmişti. Bu saatten sonra iktidar olması da artık mümkün değildi.



2011’de başlayan Arap Baharının en önemli halkalarından birisi de Mısır’dı. Mısır’ın Arap Dünyasındaki ağırlığı da göz önüne alındığında, Arap Baharının etkisinin oraya ulaşmaması düşünülemezdi. Nitekim öyle oldu. Sivil gösteriler nedeniyle sokaklarda büyük can kayıpları yaşanınca dönemin Mısır Genel Kurmay başkanı Tantavi: “Mısır ordusu, Mısırlıları sokaklarda öldürmez” diyerek, Mübarek’in en önemli iktidar dayanağını onun elinden almıştı. Mübarek kaçınılmaz olarak istifa etti. Tutuklandı ve yargılanmaya başlandı.



Tantavi’nin bu tutumu Mısır’da ki Arap baharının hem kuvvetini hem de zaafını oluşturdu. Çünkü onun bu girişimi ile Mübarek devrildi ama onun iktidarının dayanağı ordu, bir kurum olarak eski yapı ve özellikleriyle olduğu gibi varlığını sürdürdü. Mısır gibi ülkelerde ordu kendini daima ülkenin asli sahibi gibi görmüştür. İktidarın ancak kendi iznine, onayına bağlı olduğu görüşü bir takıntı olarak her zaman ordunun adeta varlık nedenidir. Mısır ordusunun İsrail’e karşı savaşlarda kayda değer bir başarısına kimse şahit olmadı. Ama İsrail ile sürdürülen gizli açık ilişkilerin belirleyicisi olduğu gibi iktidarı da belirleyen tek güç olma vasfını hep korudu. İsrail saldırı ve tehditlerinin oluşturduğu genel hava da Mısır’da ordunun yerini adeta tartışılamaz eleştirilemez bir hale getirmişti.



Elbette Mısır’da iktidarı tayin eden gücün sadece ordu olduğunu düşünmek hatalı olur. 1978’de imzalanan Camp David Anlaşmasından itibaren ABD fiilen Mısır’da iktidarı tayin eden kollayan bir güç olmuştur. ABD’yi ise İsrail’den bağımsız düşünmek başka ve önemli bir hata olur. Bu anlaşma ile birlikte Mısır’ın can düşmanı İsrail, Mısır’da ki iktidarın da ABD eliyle karar vericisi haline gelmiştir. Mısır öyle bir ülkedir ki hem İsrail onun düşmanıdır hem de İsrail onun iktidarını dolaylı da olsa tayin edendir. Üstelik Mısır’ın bu haliyle hala Arap Aleminin lideri sayılması, liderlik özelliklerinin baskın ve işlevsel olmasından daha çok Arap Aleminin içine düştüğü perişanlığı göstermektedir.



Tahrir Devriminden sonra Mısır tarihinde ilk defa Muhammed Mursi, İhvanı Müslimin tarafından kurulan Özgürlük ve Adalet Partisinin cumhurbaşkanı adayı olarak 16 Haziran 2012’de yapılan seçimle cumhurbaşkanı oldu. Bu örnek diğer Arap ülkelerinde de yaşanmış bir durum değildi. Mursi, İhvan-ı Müslimin’in tanınmış liderlerinden birisi değildi ama İhvan’ın iç danışmasının sonunda adayı olmuş ve seçimleri kazanmıştı. Mısır ekonomik bakımdan çok kötü durumdaydı. ABD yardımları ile devlet çarkı işler durumdaydı. Mursi’nin ABD’yi yok sayan bir politika izlemesi bu yardımların engellenmesi ve ekonominin bir felakete yuvarlanması olacaktı. Üstelik İhvan, kurulduğu günden beri İsrail’i tanımayan tutumu ile Arap Aleminin bu konuda ki ilham kaynağı olmuştu.



Mursi’nin iktidarı sırat köprüsü özelliklerini taşıyordu. Yine de siyasette yeni olmasına rağmen içerde ve dışarıda “meydan okuyucu” bir yönetim anlayışını benimsemedi. Kabinesini kurduğunda bakanlarının çoğusu İhvan üyesi değildi. Onun bu kararı muhtemelen acizliğinden değil iktidar olmanın getirdiği sorumluluğun bir sonucu olmalıydı.



Mursi yemin ederek 1 Temmuz 2012’de başladığı cumhurbaşkanlığı görevinden bir yıl sonra kendisi tarafından Genel Kurmay Başkanı yapılan Sisi tarafından bir askeri darbeyle tutuklandı. Mursiye karşı içerde sol ve selefi gruplar işbirliği yaparken dışarıda da özellikle ABD, İsrail ve Suudi Arabistan tarafından organize edilen bir askeri darbe organize edildi.



Mursi’nin başarılı olması elbette ABD destekli Arap hanedanları için yıkıcı darbe olacaktı. Bu yüzden Suud hanedanlığı bütün parasal ve örgütsel imkanlarını kullanarak Mursiyi devirmede baş rol oynadı. Askeri darbecilerin ihtiyaç duyduğu bütün mali imkanları seferber etti. Bunun yanında Slefi Nur Partisi adıyla Suud hanedanlığı ile içli dışlı parti ve cemaatleri de sonuna kadar kullandı. İhaneti hiçbir iktidar gücünün engelleyemeyeceği Mısır’da bir kere daha görüldü.



Mursi’nin tutuklanmasından sonra görünüşte ona yapılan askeri darbeye, zulme itiraz eder gibi yapanların ağız birliği edercesine “Mursi’nin acemiliklerinden, hatalarından” söz etmeleri de ibretliktir. Seçme ve seçilme hakkını neredeyse “tek kutsal hak bilen” sömürgeci batı ülkeleri darbeden sonra bu kutsallarını unutarak, Mısır’ın bilinen dört bin yıllık tarihinde ilk defa halkın özgür iradesiyle seçilen Mursinin devrilmesini sorun yapmadılar. Suudilerin can düşmanı İran bile darbeci Sisi yönetimi ile işbirliğinden çekinmedi. Sisis darbesine ve idaresine karşı tek onurlu tavrı Türkiye ve onun Cuhurbaşkanı Tayyip Erdoğan gösterdi. Bu da darbelerden çok canı yanmış Türkiye ve Türk halkı için yeni bir onur nedeni olmuştur.

Bu 836
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com