Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

HADİSLERDE 16 NİSAN REFERANDUMUNUN YERİ

01.03.2017 / 16:00


Gündemde tartışma konusu olan her konu hakkında bir hadis bulma, arama alışkanlığı devam etmektedir. Yüz yıllardan beri süre gelen bu tutum son referandum tartışmaları ile birlikte yeniden ortaya çıktı. Hz. Muhammed (SAV) in 16 Nisan 2017’de yapılacak referandumda evet diyen tarafı, müjdelediği, onayladığı iddia edildi.



İddiaya göre Hz. Muhammed (SAV): “Benden sonra halifelik 30 yıl sürecektir” mealinde sürüp giden rivayetin devamında, “30 yılı takıben önce uzun bir ısırıcı/baskıcı meliklikten sonra yeniden adil/raşid halifelik dönemi başlayacağını” müjdelemiştir. Böyle bir rivayetin Hz. Muhammed’e (SAV) yakıştırılması, onun adıyla tedavülde dolaştırılması oldukça hüzün vericidir.



Çünkü “Allah’tan başka kimse gaybı bilmez” diyen ve bunu defalarca vurgulayan pek çok ayet varken, Hz. Muhammed’in (SAV) bu ayetlerin rağmına söz söylemesi ona nasıl yakıştırılabilir? O zaten “bildirilen gayb haberlerini bilir” bu yüzden bu tür hadis rivayetleri vardır iddiası da tutarsızdır. Ona bildirilenleri O, Kur’an’da toplatmış, insanlara tebliğ etmiş, öğretmiş, uygulamış, uygulatmışken, Kur’an’da yer almayan, Kur’an’da ki ayetlerle de uyuşmayan böylesi rivayetlerin hala Hz. Muhammed’in (SAV) adıyla tekrarlanması her şeyden önce ayıptır ve en başta O’na saygısızlıktır.



Üstelik Tarih Felsefesi bakımından da sorunlu bir yaklaşımdır. Çünkü ilahi irade hangi tür yönetimlerin ne kadar ve nerede hüküm süreceğini önceden karar bağlamış buna göre bir düzenleme yapmış ise bu kararın rağmına bir tasarruf olamaz. Bu kararın tecellisi olan yönetimlerin yapıp ettiklerinden insanları sorumlu bilmek de yanlış olacaktır. Her şey ilahi kararın tecellisi oluyor ise yönetimleri ve onların yürütücüsü insanları bu yönetim işlerinden sorumsuz saymak gibi garip bir sonuç ortaya çıkacaktır.



Böyle bir anlayışın İslam’ın “sorumlu, irade sahibi, yapıp ettiklerinin hesabını veren, iktidar sahibi olan” insan anlayışına da temelden aykırıdır. İnsan doğrudan tarihin öznesidir. Böyle bir donanımla yaratılmıştır. Bu yüzden yapıp ettiklerinin hesabını insan vermek zorundadır ve yaptıklarının karşılığında ilahi irade önünde insan “bir rehinedir”. İnsan yapıp ettiklerinin rehinesi, sorumlusu olduğu için yaptıklarından sorumlu bilinir, yaptıklarından dolayı rahmetle veya lanetle anılır bir varlıktır.



Üstelik bu sorunlu rivayeti sahiplenen ve bir müjde haberi olarak tekrarlayanların iddiasına göre 661’den 2017’ye kadar geçen süre için de İslam Dünyasında gelip geçen yöneticilerin tamamı ısırıcı/baskıcı melik (kral) durumundadır. Oysa aynı kişiler başta Emevilerin kurucusu Muaviye olmak üzere pek çok yöneticiyi yere göğe sığdıramaz ve bu yöneticileri öve öve bitiremezler. Böyle bir tarih anlayışının, siyaset anlayışının İslam’ın ilkeleriyle, insan aklıyla uzlaştırılması da teslim edilmelidir ki mümkün değildir.



Hz. Muhammed (SAV) gaybı bilmezdi. Bu yüzden gaybdan haber vermiş değildir. Gaybdan haber vermek de asla ona yakışmaz. O’nun vefatının ardından yaşanan siyasi olaylar ve savaşların sorumluluğu da doğrudan o savaşların taraflarına aittir. Ve asla ilahi bir kaderin, tasarrufun zorlaması ile ortaya çıkmış değildir. Müslümanların M.S. 2017’de bile bu tür uçuk kaçık iddiaları Hz. Muhammed (SAV) adına yakıştırmaları, O’nun adıyla tekrarlamaları ve siyasi tercihlerini bunlara göre delillendirmeye çalışmaları büyük bir ayıptır büyük bir yanlıştır.



16 Nisan’da halkın onayına sunulan anayasa değişiklik paketi içinde neler vardır? Doğrudan bu sorunun cevabı aranmalıdır. Paket içinde teklif edilenleri de ister istemez var olanlarla karşılaştırmak icap eder. Yürütme yetkisi 1982 Anayasasına göre Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında paylaştırılmıştır. Bu paylaşma yönetimde iki başlılığa yol açmıştır. Bu iki başlılık geçmişte Başbakanlar ve Cumhurbaşkanları arasında ciddi sorunlara yol açmıştır. İşte halk referandumda evet derse bu iki başlılık ortadan kalkacaktır.



1982 Anayasasına göre hükümeti kurma yetkisi seçimi birincilikle kazanmış parti başkanına verilmiştir. Birinci parti hükümeti kuracak ölçüde sayı çoğunluğuna sahip değilse başka bir parti ile ortaklık yani koalisyon kurmak zorundadır. Bu da bazen uzun süre hükümet kurulamayışı veya kurulan hükümetlerin farklı partilerden oluşması nedeniyle temel konularda karar alamayışı gibi sonuçlara yol açtığı gibi koalisyon partileri arasında ortaya çıkan görüş ayrılıkları nedeniyle de bu hükümetlerin kısa süre de dağılmasına yol açmıştır. Oysa yeni düzenleme ile Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanacak şahıs doğrudan hükümeti kurmakla yetkili olduğundan yukarıda değinilen sorunların tümü ortadan kalkmış olacaktır.



Siyasi olayların, tarih konularının Hz. Muhammed’e (SAV) aidiyeti kuşkulu rivayetlerle açıklanması doğrudan O’na saygısızlık olduğu gibi, O’nun tarafından söylenilmeyen bir sözün O’nun adına piyasada dolaştırılmasından başka bir şey değildir. Bu tutumun itikadi, ahlaki sorunlarının yanında pek çok siyasi probleme de yol açtığı sayısız örneklerle görülmüştür. Akıl ve vicdan sahiplerinin bu yanlış tutumlardan uzak durması icap eder.

Bu 904
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com