Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
ABD'NİN İRAN'A ASKERİ SALDIRI SEÇENEKLERİ VAR MI?
MUHARREM TÖRENİNDE KENDİ KAFASINI KESTİ
ABD'NİN FAVORİ DİKTATÖRÜ SİSİ
ABD'DE UYGUR TÜRKLERİ TASARISI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

PERS MİLLİYETÇİLİĞİNİN HAYAT SAHASI

18.02.2017 / 11:10


Friedrich Ratzel tarafından geliştirilen “hayat sahası” teorisine göre, “Coğrafya ile biyoloji biri birini tamamlar. Fiziki çevre insan faaliyetlerini tayin eder. Canlı bir organizmaya benzeyen Devlet de İnsan ile tabiat arasında ki ilişki gibidir. Bu canlı organizmanın, devletin yaşaması için beslenmesi, tabiattaki boşlukları doldurması icap eder.” Ratzel’in bu görüşü Hitler tarafından, “Alman nüfusunun az veya çok bulunduğu her bölge, ülke, Almanya’nın orayı işgal etmesinin doğal ve vazgeçilemez bir hakkı olarak saymıştır.



Ratzel ve Hitler’in bu görüşü elbette Almanya’nın yayılmacılığı ile sınırlı değildir. SSCB/Rusya’da benzer nedenlerle yayılmacı, işgalci olduğu gibi ABD’de “demokrasi ve liberalizmi” yaymak korumak iddiası ile yer kürenin dört bir yanında işgallerini sürdürmektedir.



İranlı yöneticilerin sıkça “İran sınırları Akdeniz’den başlar” vurgusu ya da Basra Körfezi’nin ısrarla “Fars Körfezi” olarak adlandırmaları da yayılmayı, işgali bir hak olarak gören bir çeşit hayat sahası telakkisine dayanmaktadır. Aslında İran için bu görüş ve uygulama yeni de değildir. Şah Rıza Pehlevi’nin 2500 yıllık “şehinşahlık” projesinden hareketle bir dış siyaset takip etmiş olması dönemin şartları içinde fazlaca uygulanma imkanı bulamamışken, bu projenin “İslam Cumhuriyeti” döneminde daha etkili bir şekilde uygulanmaya çalışıldığı görülmektedir.



CB Erdoğan üç Körfez ülkesine yaptığı ziyaret esnasında S.Arabistan’da Uluslar arası Barış Enstitüsü’nde yaptığı konuşma ile bölgede sürüp giden işgaller ve iç savaşlara değindi. Açıkça bir “Pers Milliyetçiliğinden”, onun yol açtığı kaoslardan bölme çabalarından söz etti. Buna karşılık önce İran Dış İşleri Bakanlığından cevap geldi: “İran Irak ve Suriye’de meşru hükümetlerin daveti üzerine oralarda bulunuyor ve terör gruplarına karşı istikrarı sağlamaya” çalışıyormuş.



İran yönetiminin “aslında Erdoğan haklıdır, biz Arap ülkelerini işgal ediyoruz oraları bölmeye çalışıyoruz” demesini zaten kimse beklemiyor. Böyle bir beklenti beyhudedir. Bütün yayılmacı, işgalci ülkelerin hayali gerekçeleri aynıdır: meşru hükümetin daveti üzerine giderler ve orada teröre karşı savaşırlar.



Hatırlanmalıdır ki SSCB 27 Aralık 1979’da Afganistan’ı hangi gerekçeyle işgal etmişti? SSCB taraftarı Hafızullah Amin’in öncülüğünde yapılan bir darbeyle “Demokratik Halk Cumhuriyeti” ilan edildi. Darbeci hükümet 5 Aralık 1978’de SSCB ile “iyi komşuluk ve dostluk” anlaşması imzaladı. Bu anlaşma SSCB’nin Afganistan’ı işgal etmesinin hazırlığı oldu ve nihayet bu anlaşma bahanesiyle 27 Aralık 1979’da SSCB fiilen Afganistan’ı işgal etti. Bu işgale karşı direnen Afganlıları da SSCB yönetimi ve işbirlikçileri daima terörist olarak gördüler. Nihayet 15 Şubat 1988’de SSCB ordusu bir buçuk milyon Afganlıyı şehit ederek onun birkaç katını yaralı sakat bırakarak, milyonlarcasını da komşu ülkelere mülteci olarak sığınmak zorunda bırakarak çekilmeye başladı. SSCB ve onun bağnaz taraftarlarına göre Afganistan’da bir SSCB işgali hiç olmamıştır, “iyi komşuluk ve dostluk anlaşması” çerçevesinde “meşru Afgan hükümetine” yardım ederek teröre karşı savaşmıştır.



Suriye’de Rus ve İran işgal kuvvetlerinin bulunması da “meşru hükümetin daveti” ile açıklanabilir mi? Görünüşe göre evet. Suriye’de Baas Hükümeti var onun yaptığı çeşitli anlaşmalarla Rus ve İran işgal birlikleri Suriye’ye taşınmıştır. Baas Hükümetini “meşru eden” elbette işgalcilerin bakışıdır. Suriye halkının bu meşruiyette yeri yoktur. İran dünyanın dört bir tarafından topladığı Şii gönüllü terör grupları ile Suriye halkını sindirmeye kitlesel katliamlar yapmaya devam ediyor.



Irak’ta ABD işgalinin ortaya çıkardığı hükümet ise İran ve ABD desteği ile varlığını sürdürüyor. İran, ABD ile Irak’ta ortak askeri operasyonlar yapmaktadır. Irak’ta ki varlığını da “Irak’ın meşru hükümetinin” davetiyle açıklamaktadır.



Bahreyn’de ki hükümete karşı iç isyan sürüp gitmektedir. Bu isyanlar büyük ölçüde İran desteği ile devam ediyor. Irak ve Suriye’de ki varlığını oraların meşru hükümetlerinin daveti ile açıklayan İran, Bahreyn’de ki meşru hükümeti yok sayıyor. İran’ın S.Arabistan’da ki Şii nüfus aracılığı ile bu ülkede bir kaos oluşturma isteğinden hiç vazgeçmediği de bilinmektedir. Bağnaz bir İran fanatiği olan Ayetullah Nemr’in idamını da iki ülke arasında ki savaşın bir tezahürü görmek icap eder.



Yemen örneği de büyük dramların yaşandığı bir yerdir. Yemen’de var olan meşru hükümeti devirmek için isyan bayrağı açan Husi adlı İran destekli grup, İran’ın yardımı ile isyanını bir iç savaşa ulaştırmayı başardı. Irak ve Suriye’de ki askeri varlığını adı geçen ülkelerdeki meşru hükümetlerin davetine bağlayan İran yönetimi bu gerekçesini Yemen’de de hiç hatırlamıyor. Friedrich Ratzel tarafından geliştirilen “hayat sahası” teorisi nasıl ki İkinci Dünya Savaşında Hitlerin yayılma ve işgallerinin psikolojik ve siyasi gerekçelerini oluşturdu ise günümüz İran yönetimi de aynı yöntemi sahiplenerek, Şii nüfusun bulunduğu her ülkeyi her bölgeyi kendisinin yayılmasının doğal bir hakkı, hayat sahası olarak görmesi işgallerin iç savaşların asıl nedenidir. 

Bu 635
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com