Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ
CHP CAMİLERİ MÜZE YAPACAK

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

KURTULMUŞ'UN İÇİNE KEMALİZM KAÇMIŞ GİBİDİR

06.01.2017 / 16:50


Geçen hafta Numan Kurtulmuş’un “Suriye Politikası baştan sona yanlıştı” açıklaması epeyce yankı yaptı. İktidar partisinin etkili yöneticilerinden birisi olan Kurtulmuş’un Suriye politikasını hangi gerekçelerle yanlış bulduğu açıklaması elbette önemliydi. Bu politikanın mimarı olarak bilinen Davutoğlu’na siyaseten bir gol atma isteği ile yapılan bir açıklama olması da zayıf bir ihtimaldir. Her ne kadar muhalefet çevreleri, Suriye’de olup bitenlerden Türkiye’yi sorumlu tutan bir koro oluştursa bile Kurtulmuş’un da bu koroya katıldığı ve oradan ses verdiğini düşünmek yanıltıcı ve erken olabilir.



Türkiye’de muhalefet çevreleri Suriye için tek sorumlu olarak Ak Partiyi işaret etmektedir. Aslında “Arap Baharı” için de Türkiye’yi sorumlu sayacaklar ama baharın başlangıç yeri Tunus, Türkiye’ye uzak olduğu için daha mütevazi bir suçlamayla yetinerek, Türkiye’yi Suriye için “sorumlu” saymaktadırlar.



Suriye’de olayların başladığı esnada Türkiye Suriye ilişkilerinin oldukça yakın olmasını da göz ardı ederek, 1963’ten beri süren kanlı/katliamcı baas dikatörlüğünün Suriye halkı üzerinde nasıl bir etkiye yol açtığını, bu halkın gördüğü katliamlar nedeniyle nasıl korku duvarını aştığını da bilerek isteyerek göz ardı ederek, Suriye’de gelinen noktadan Türkiye’yi sorumlu tutmaya devam etmektedirler.



Oysa Suriye’de henüz her şey bitmiş değildir. Ariel Şaron’un 1982’de Beyrut’u işgal etmesine özenen İranlı Kasım Süleymani’nin Halep’te enkazlar arasında dolaşarak poz vermesi, zaferini ilan etmesi işin bittiğini göstermez. İç savaş yaşayan ülkelerde zaferin taraflar arasında el değiştirdiğini gösteren örnekler pek çoktur. Ancak savaş bitmemişken her hangi bir şehri kısmen veya tümüyle enkaza çevirerek teslim almak zaferin garantisi olmaz. İranlı Süleymani için “ne kadar çok Suriyeli katledilirse zaferin o ölçüde sağlamlaştığı” hissi etkili olabilir. Yine de Suriye halkının öldürmekle bitmeyeceğini, dışarıdan Afganistan, Afrika’dan toplanan Hizbüllat, Fatimiyyun vb çetelerin başarısız olması kaçınılmazdır.



Kurtulmuş’un açıklaması ise daha çok bir pişmanlığı, itirafçılığı çağrıştırmaktadır. Bir an için Türkiye’nin hatalı Suriye politikası izlediği düşünülsün, doğru politikayı orada hangi ülke izlemiştir? Belki de işin can alıcı kısmı burasıdır. Kurtulmuş’a bakılırsa “İran ve diğer bölge ülkeleriyle işbirliği” yapılmalıymış. Açıklamanın can alıcı kısmı burası olmalıdır. İran Türkiye’den Suriye konusunda başından beri ne istiyordu? “ alma, alırsan mutlak şekilde kontrol altında tut, muhaliflere yardım etme, onlara giden yardımları engelle, Esat ile işbirliği yap.” İran’ın bu isteklerinde insani bir taraf var mıdır? İnsani olmayan bu isteklere Türkiye evet demiş olsaydı başından beri, Esat’ı iktidarda tutmak için Suriye’de işlenen insanlık suçuna ortak olacaktı. Böyle bir politika Türkiye’ye onur mu kazandıracaktı? Türkiye’nin etki alanını mı genişletecekti? Elbette ki hayır. Türkiye, İran güdümünde Esat koruyucusu basit bir suç ortağı olacaktı.



Kurtulmuş’un istediğine bakın. Kurtulmuş, belli ki Suriye’den onun getirdiği zorluklardan kurtulmak istiyor. Coğrafyanın kader olduğunu, bundan kaçılamayacağını unutuyor. ABD’den, Almanya’dan gelip Suriye’de PKK saflarında savaşanlar kadar da mı Türkiye’nin yakın çevresine karşı bir öngörüsü olmayacaktır? Kurtulmuş’un sözleri ne akademisyenlikle ne de siyasetçi basiretiyle açıklanabilecek özellikler taşımıyor. İçine “Yurtta sulh dünyada sulh” kaçmış gibi görünüyor. Bu sloganın temelinde, “Arap alemi İngiltere’nindir ben oraya asla karışmayacağım” demektir.



İran hangi hakla Suriye üzerinde söz söyleyen bir ülke olacaktır? Bazıları ABD, Rusya söylüyor da İran neden söyleyemesin, diyebilir? Hatırlanmalıdır ki ABD ve Rusya işgalci sömürgeci oldukları için müdahaleci oluyorlar. Kurtulmuş bey, İran’ın da ABD ve Rusya gibi işgalci ve sömürgeci olduğunu mu belirtmek istiyor? Öyle ise mantıki bir tutarlılık vardır.



Ancak Türkiye’nin görevi, İran gibi sömürgeci, işgalci bir ülkenin işlerini kolaylaştırmak mıdır? Kurtulmuş bey böyle bir görevi bırakın halka anlatmayı, kendi çocuklarına anlatabilir mi? Böyle bir görevin düşünülmesi bile utanç verici değil midir?



Türkiye zalimin yanında mazlumun karşısında olmamalıdır. İşte Ağustos 2011’den itibaren Türkiye zalim Esat’a karşı mazlum Suriye halkından yana olarak dış siyasetinde onurlu bir kırılma örneği yaşamıştır. Yurtta Sulh cihanda sulh teslimiyetini terk etmiştir. Bir saygınlık kazanmıştır. Üstelik IŞİD, PKK gibi vahşi terör örgütlerinin Suriye’de mevzi kazanmaları doğrudan Türkiye için bir tehdit nedenidir. Suriye politikası ile Türkiye belki farkında olmadan bu tehdit nedenleri için de hazırlıklı olmak zorunda kalmıştır. Ancak bu doğru politikasını, muhaliflere zamanında yeterince askeri yardım yapmayarak, PKK’ya IŞİD’e karşı daha erken bir zamanda Suriye’de askeri bir müdahalede bulunmayarak, Sülayman Şah türbesini taşıyarak, güvenli bölge oluşturmak için zamanında inisiyatif almayarak taktik hatalar yapmıştır. Lakin Kurtulmuş bey bu taktik hatalardan değil Türkiye’nin Suriye’de ki doğrularından kurtulma derdindedir. Kendisine hiç yakışmayan bir açıklama yapmıştır.

Bu 862
Yazarın Diğer Yazıları

YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com