Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
FOTOĞRAFÇISI DA CASUS ÇIKTI
AYASOFYA CAMİSİNDE ZULÜM BİTTİ
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

RİZELİ YÜKSEL BAYSAL SOL'UN İSPİYONCULUK ÖRNEĞİDİR

25.12.2016 / 00:00


Bilim her şeyden önce özgür düşünmektir. Aklı fanatizm bağından zincirinden kurtarmaktır. Tarih’te bir bilimdir. Olayları neden sonuç ilişkileri içinde yer ve zaman göstererek daha da önemlisi kaynak göstererek anlatır. Bu temel kurala uymayan bütün tarih anlatımları boştur. Hurafedir. Bilim dışıdır. Ne yazık ki bilime uzak, aklını vicdanını parti asabiyesinden, parti bültenlerinin pehlivan tefrika benzeri masallarından kurtaramayan bir anlayışın tarihe doğru bakması, doğru anlaması da beklenemez.



Tarih konularına hiç girmemelisiniz. Bir defa bilmediğiniz anlamadığınız hatta anlamak istemediğiniz görülüyor. Bilenleri, anlayanları da ispiyonculuk yaparak mahkeme ile milli eğitim vb idari kurumlar ile tehdit etme çabanız gerçeğe olan düşmanlığınız kadar Türkiye’nin nasıl bir demokratikleşme evrimi geçirerek özgür bir ülke olduğunu da göremediğinizi göstermektedir. Eski Türkiye olsaydı, bir muhbirlik cümlenizle paragrafınızla nice canları yakardınız. Konuşmayı, yazmayı yalnızca kendi fraksiyonunuz için bir hak sayarken başkalarının bu haklarını engellemek için uğraşıyorsunuz.



Okuyan yazan birisi, amigoluktan öteye bir özelliği olmayan basit bir şarlatanın yönlendirmesiyle ihbarcılık yapar mı? Ancak “bizim siyasi anlayışımıza göre 90 yıldan beri biz bunu bir hak bilir ve yaparız” derseniz istemeden bir gerçeği açıklamış olursunuz.



Rizeli olmaktan utanmayın. Aslında yer kürenin hiçbir yerinde ki toprak, kendi, üzerinde doğup büyüyenleri utandırmaz. Rize ise her hangi bir toprak olmaktan öteye Türkiye’nin aziz bir köşesidir. Orada yerel yöneticilerin bir meydan düzenlemesi sonucunda Atatürk heykelini, bir meydandan alarak başka bir meydana taşımalarını niçin bir felaket bir kıyamet koptu kopacak kaygısı üretmeye çabalıyorsunuz?  Heykelin yerini değiştirme kararı isabetlidir veya değildir ama bundan bir kavga bir kan davası üretme çabanız yerel yöneticilerin üzerinde gülünç bir baskı kurma gayretinden başka bir şey değildir.



Ben Erzurum’luyum. Sizin Rizeli olmaktan utandığınız gibi Erzurumlu olmaktan asla utanmıyorum. Kendimi hala Hüseyin Avni Ulaş’ın Raif Erdinç’in Rüştü Paşa’nın öğrencisi saymaktayım. Kendimi; Karadeniz’in güneyinde ki Rizeli Tayyip Erdoğan’ın da, kuzeyinde ki Kırımlı/Gaspıralı İsmail’in de Bosnalı Aliya İzzet begoviç’in de hatta Hindistanlı yoksul Mahatma Gandi’nin de takipçisi saymaktayım. Sizde öyle olun. Kendinizi, orak çekiçle, altı ok ile sınırlandırmayınız. Daha özgür ve daha rahat olacağınızı, Rizelileri daha çok seveceğinizi, onlardan birisinin son on dört yılda Türkiye’ye çağ atlattığını göreceksiniz. Bu da gerçeği anlamanızı kolaylaştıracaktır. Nazım Hikmet fanatizminden, Bolşevik devrim bağnazlığından kurtulun.



“Kurtuluş savaşı olmasaydı, Türk askerinin mücadele ruhu olmasaydı Rize hangi ülkenin egemenliği altında olurdu?” sorusuna ne demeli? Rize bu dönemde işgal edilmemişti bile. Üstelik Türk askerinin mücadele ruhunu bir heykel tartışmasına boğmak o ruhu kavrayamadığınızı göstermez mi? O dönemde ki Türk askerin mücadele ruhunda yaptığınız heykel tartışmalarının bir yeri var mıydı? Yoktu elbette. Ama dönemin Türk askerinin mücadele ruhunu istismar ediyorsunuz. İstismar ise siyasi geleneğinizin ayrılmaz bir parçası olmalıdır.



Milli Mücadelenin başarısını “Rus devrim liderleri” ile anlaşmaya bağlamanızda elbette sosyalist önyargınızın bir sonucu olmalıdır. Bu başarıdan böylece emperyalist vahşi yağmacı Bolşevik Liderlerine de bir pay çıkarmaktasınız ki bu yaptığınız bir yalanın tekrarından başka bir şey değildir. Artık bunu anlamanızı da kimse beklemiyor. SSCB için Rusları dost bilmeye kendinizi mecbur saymanız, SSCB’nin üzerinden 25 yıl geçtikten sonra bile devam ediyor. Rusya ile dostlukta düşmanlıkta Türkiye’nin menfaatlerine göre değişir. Ancak sizlerde SSCB döneminden kalma “Rusya’ya mecburuz, onun dostluğu olmadan yaşayamayız” saplantısı devam ediyor olmalıdır.



Batum’da ki çayın Rize’ye nasıl taşındığı güzellemesinden önce Batum “Türk askerinin mücadele ruhu” ile yeniden vatan toprağına katılmışken, Ankara’da ki mecliste milletvekilleri varken durduk yerde nasıl sınırlarımız dışında kaldığını da hatırlayınız. O sömürgeci Bolşevik liderleri Türkiye’ye gönderdikleri birkaç bin çakar almaz tüfek için Türkiye’den Batum’u gasp ettiler. Bunu hatırlamak “Rus dostluğunuza” zarar vereceği için çay güzellemesiyle Rizelileri dolmuşa bindireceğinizi zannediyorsunuz.



“ikinci Dünya savaşında camilerin atlar için kullanılması” camilerin ahır yapılmasından başka nedir? Evet atların bağlandığı yere “havra” denir ise de sonuçta havra da bir ahır değil midir? Camiler o dönemde ahır yapıldı demek mi yalandır yoksa “camiler ahır yapılmadı at bağlandı” demek mi yalandır. Eğer Türkçeyi sonradan öğrenmediyseniz, yazılarınızı da ayık bir kafa ile yazıyorsanız aradaki eşitliği anlam birliğini teslim etmeniz icap eder.



Bildiğiniz gibi Bekri Mustafa içmesiyle ile ünlenmiştir. Bekri Mustafa’yı içtiklerinden ayırırsanız geriye ondan ne kalır? Hem aynaya hem de bana bakarak bir düşününüz hangimiz Bekriye daha çok benziyoruz? İçmenin ötesinde sizinle Bekri arasında bir bağ bulunmayacağı görüşündeyim. Çünkü o sizin kadar bu toprakların yabancısı olmamıştır. Bu halkın sevindiklerine sevinmez, üzüldüklerine üzülmezsiniz. Soyadımı müzakere edeceğinize kendi sınır tanımaz saldırganlığınızı haksızlığınızı müzakereye açsanız öncelikle kendinize bir iyilik etmiş olursunuz.



Evet tarih bir belge işidir ama aynı zamanda özgür bir akıl işidir. “Mudanya’da İtilaf Devletleri komutanlarının Türk savaşçılarına boyun eğmek zorunda kaldıklarını” nasıl keşfettiniz? Mütareke savaşan taraflar arasında olur. Mudanya Mütarekesinden önce Türkler ile İtilaf Devletleri nerede savaşmıştır ki gelip Mudanya’da ateşkes anlaşması yapsınlar? İlkokul günlerinizden edindiğiniz tarih bilginizle bu konularda tartışma açmayınız. Kendinizi boşuna madara etmeyiniz.



“Dönemin padişahı İstanbul’da İngiliz işgali altında rezil bir duruma” niye düşmüştür? Yıldırım Orduları grubu Komutanlığı 1918 yılı Eylül ve Ekim aylarında, iki ayda dört ülke kaybederek dönemin hükümetini Mondros Mütarekesine mecbur etmeseydi, padişah o rezil durumda olur muydu? Milli Mücadele başladığında M. Kemal Paşa’da İstanbul’daydı. İstanbul’da olmak mutlak manada kötü bir şey ise bu eleştiriniz M. Kemal Paşa’yı da kapsar. Ancak bütün bunları anlamanız, analiz etmeniz sizi aşabilir.



Türk tarafının savaşmadığı ülkelerle savaşı kesme (mütareke) anlaşması yapması onların Türk komutanlarının önünde eğilmesi midir? Yoksa Türkiye’yi temsil edecek hükümet için, Osmanlı Hükümetini yok saymaları ve Ankara hükümetini resmi muhatap kabul ettiklerini gösteren bir örnek görüşme midir? Elbette Ankara hükümetini muhatap saymalarının karşılığında, mütarekenin şartlarını da İtilaf Devletleri temsilcileri müzakere etmiştir. Bunu bile itilaf devletlerinin eğilmesi gibi görmek için tutuk akıl bile yetmez. Bilim özgür insanların işidir. Tarih de bir bilimdir. Tarih konuları da elbette özgür akıllar tarafından müzakere edilir. Hiç kimse sizin gibi Mudanya Mütarekesine şaşı bakmak zorunda değildir. Sizin baktığınız yerden bakmayanlar da suç işlemiş değildir. Şahsınızı hakikatin kendisi mi görmektesiniz ki sizin yalanlarınıza itiraz edenleri suçlu görme gösterme çabası içindesiniz? Bu halinizle daha çok SSCB dönemi parti komiseri havasındasınız. Aklınızda olsun SSCB yıkıldı. Milyonlarca insanı katlettikten sonra tarihin çöp sepetinde ki yerini aldı.



Atatürk konusunda bu kadar duyarlı görünme çabanıza karşılık, 1937 Tunceli olayları için partiniz CHP’nin genel başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu “Atatürk katildir” dediğinde, partinizin eski Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün “Atatürk katildir, Milli Mücadele ise bir soykırımdır” hezeyanını savurduğunda niye sesiniz çıkmadı? Ekim 2014’te PKK’lılar değişik illerde yüzlerce Atatürk heykelini, büstünü kırıp ateşe verdiklerinde sizin gibi Rus dost, Kemalistlerin niye sesi çıkmadı? Aslında Atatürkçü falan değilsiniz sadece onu istismar etmektesiniz. Onun adı ile halkın üzerinde yeniden bir baskı düzeni kuracağınızı hayal ederek sadece kendinizi gülünç duruma düşürmektesiniz.



Ancak bilgisiz, çaresiz kalanların akla, bilgiye karşı son ve en ağır silahı muhbirliktir, ispiyonculuktur. Nitekim sizde bu silahınızı kullanarak Milli Eğitimi acilen yardıma çağırmışsınız. Milli Eğitime görev verme yetkisini nereden alıyorsunuz? Bu ne had bilmezliktir. Öğretmene neyin yakışıp yakışmadığını tayin etme formasyonu mu var sizde? İçselleştirdiğiniz yalanlara inanmayanların öğretmenliği onlar için onur sayılır. Onlar yalanlarınızdan korunmuş özgür akıl sahipleri demektir.



Türkiye’de seçim kazanan insanlara, % 52 oy ile başkan seçilenlere düşmanlıktan vazgeçmelisiniz. Onları seçen çoğunluğu da aşağılayarak düşmanlık etmeyiniz. Türkiye artık özgür bir ülkedir. Düşünce özgürlüğü sadece sizin takıntılarınız olanlar için değil herkes içindir. Biz istediğimizi konuşur yazarız ama kimse bizi eleştiremez, eleştiri ise “Atatürk’e hakaret ediyor” diye ispiyon ederiz ipini çektiririz gibi ucuz basit kabadayılıkları bırakınız. Siz her neye hak sahibi iseniz sizin gibi düşünmeyenler, Mudanya Mütarekesine, Bolşevik devrimine sizin gibi bakmayanlarda aynı hakların sahibidir. Bağırmakla, tehditle, ispiyon ile hiçbir sonuç alamyacaksınız.



Sosyal medya fenomeni saydığınız bir bağnaz amigonun uyarısına ayarlanmak yerine gerçeğe duyarlı olsaydınız, yollarda, istasyonlarda, köprülerde insanların bekletilmelerinin ne manaya geldiğini anlayabilirdiniz. Gelecekte hesap soracağız diye tehdidiniz ise acizliğinizi ilandan başka bir şey değildir. Söyleyecek bir sözü olmayanlar, ömrünü yalanlara vakfetmiş olanlar gerçeğin soğuk yüzü ile karşılaşınca yaptığınız gibi, bağırırlar, jurnal ederler, tehdit ederler. Sosyal medya fenomeniniz olan o amigo, sıkıştığı bu konular için Uğur Dündar ve Sinan Meydan ağabeylerinden yardım istemişti. Size teklifim sadece bu ağabeylerinizi değil başkalarını da alın, telefonla joker hakkınızı olarak da kullanın, herkese açık bir yerde görüşelim. Kendinize zerrece güveniniz var ise yazdıklarınızın söylediklerinizin bir milim de olsa hakikate yakın olduğu iddiasında iseniz buyurun görelim selvi boyunuzu. Aksi halde böyle gazete köşelerinde, internet sayfalarında atıp tutarak mahallenizde birilerine “kendinizi mücadele adamı” olarak gösterme ve onları aldatma huyundan vazgeçin. Ama korku içinde bu teklifimi geri çevireceğinizi tahmin ediyorum. Böyle bir teklife evet diyecek birikime, medeni cesarete uzak görünüyorsunuz.



Ak Parti’nin ilk hükümetinde Başbakan Yardımcısı olan Ertuğrul Yalçınbayır’a “danışman” olarak, o statüden emekli olup yüklü bir maaşla tuzu kuruların arasına katılarak, sabah akşam şimdi Ak Partililere hakaret etmeniz hangi ahlak kuralına sığar. Rus dostu, Bolşevik devrimi fanatiği Yüksel Baysal Ak Partili bir bakana danışman oluyor, ne için? Onu danışman yapan bakan nasıl bir mavi boncuk bularak bu atamayı yapmıştır? Şimdi eseri hakkında nasıl bir iftihar duygusu taşımaktadır. Ak Partili bakanların böylesi tayinlerde bulunmaları için, bir kişinin önceden veya sonradan Ak parti’ye düşmanlık etmesi mi gerekmektedir?

Bu 1183
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com