Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
FOTOĞRAFÇISI DA CASUS ÇIKTI
AYASOFYA CAMİSİNDE ZULÜM BİTTİ
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

BİLİMSEL BULUŞLARI DİNİN ENGELLEMESİ

04.12.2016 / 20:30


Günümüzde her mesleğin bütün erbabı nasıl ki mesleği yeterliliği sahip değil ise Osmanlı döneminde de böyle idi. Her meslekte olduğu gibi ilmiye sınıfında da yetersiz olanlar vardı. Osmanlı Devleti de hiçbir zaman din adamları/ilmiye sınıfının egemen olduğu bir devlet olmadı. Uygulanan hukuk da her konu da dini kurallardan oluşmazdı. Hukuk örfi ve şeri diye iki ana unsurdan oluşurdu. İlmiye sınıfı da tepede ki şeyhülislamdan başlayarak padişahın bir memuru durumundaydı. Buna karşılık bazı kimseler Osmanlı da bildikleri her yanlışı ilmiye sınıfının eseri sayarlar. Din karşıtlıklarını doğrudan dine itiraz etmek yerine din adamı dediklerine hücum etmekle yaparlar.



Din adamlarının ilme fenne düşman olduklarını iddia ederler. Bu tür takıntıların en çok tekrarını ise Niyazi Berkes yapmıştır. Osmanlının geri kalması medrese ile ilmiye sınıfı ile açıklanır. Zannedilir ki ilmiye/medrese olmasaydı, Osmanlının sorunları çözülecekti, yıkılmaktan kurtulacaktı.



Hakikatte memur olan ilmiye sınıfının rolü abartılmamalıdır. Memurun yönetimde ki yeri son derece sınırlıdır. Karar alıcı değildir. 1830’lardan itibaren medreseden umut kesilerek düzenli okullar açıldı. 1924’te ise medreseler tümüyle suçlu sayılarak kapatıldı. İlmiyeden pek çok kimse de idam edildi, haps edildi. Bu iki yüz yıllık süre içinde hangi bilimsel icatlar yapıldı, hangisine öncülük edildi?



İlmiye sınıfının fenne ve onun icatlarına karşı çıktığı engel olduğu da bir şehir efsanesidir, laik bir yalandır.  Hatırlayalım tıp alanında ki icatların uygulama yeri hastahanelerdir. Osmanlı döneminde ilmiye sınıfının kışkırtması ile yakılan taşlanan işgal edilen hastane olmuş mudur? Hayır böyle bir örnek hiç olmadığı duyulmadığı gibi henüz laik kesim tarafından da “icat” edilmiş değildir.



Osmanlı döneminde görülen önemli fen icatlarından birisi demiryolu, elektrik, telgraf şebekesidir. Bunlar yapılırken her hangi bir yerde ilmiye sınıfının öncülüğünde halkın demiryoluna, elektriğe, telgrafa karşı bir protesto yürüyüşünü duyan bilen var mıdır? Hayır asla yoktur. O halde ilmiye sınıfının gelişmeye, bilimsel buluşlara engel olduğu hatta karşı olduğu iddiaları tümüyle “laik bir efsanedir.” Gerçekte böyle bir şey hiçbir zaman yaşanmamıştır. Cumhuriyet döneminde bir tane bilimsel bilimsel icat yapamayan, yaptıramayan çevreler hala Osmanlı döneminin ilmiye sınıfına atıp tutmakla meşguller. Oysa yüzyıldan beri Türkiye’de laiklik adıyla karanlığın her tonu mutlak ve kesintisiz bir şekilde iktidardadır. Sormak lazım ki hangi bilimsel atılımınızı yüzlerce yıl önce yaşamış olan ilmiye sınıfı engellemiştir?



Oysa esas tartışma konusu olan husus batının tekniği, fenni bahane edilerek onun bu alanda ki üstünlüğü bahane edilerek özellikle hukuki, idari, kültürel ve sosyal alanda batının taklit edilme çabasıdır. Batı ilerlemesi her şeyden önce özgür bir ortamda gerçekleşmiştir. Oysa Türkiye’de her yönüyle her şeyi ile batı tipi bir toplum inşa edenler, orta çağda bile emsali görülmeyen baskı ve zulümler uygulamıştır. Baskı ve zulümle bilimsel bir ilerleme olabilir mi? Dünya da bunun bir örneği de yoktur.



Osmanlının yıkılmasında, geri kalmasında her şeyden önce dini ve ilmiye sınıfını sorumlu bilenler bütün çabalarını hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılmasına harcadılar. Sonuçta belki geçen yüz yılları unutturacak baskı örnekleri ortaya çıktı ama Türkiye’de yaşam kalitesinin iyileşmesinde, milli gelirin artmasında, dış ticaret fazlalığında iyi bir örnek veremediler. Zaten baskının sistematik bir devlet politikasına dönüştüğü dönemlerde bir ilerleme beklemekte beyhude olur.



Geçmiş yüz yıllarda ki ilmiye sınıfını her kötü işin sorumlusu bilen çevreler o sınıfın bile tepkisine yol açan hurafeler ile boğulmuştur. Günümüz Türkiye’sinde ülke sorunları için çözüm hala bir mezarlıkta aranmaya devam edilmektedir. Muhalif oldukları şahıslar, partiler, görüşler hala bir mezarlığa gidilerek şikayet konusu, defterlere kayıt konusu yapılmaktadır. Kendisi gibi olmayanlara her türlü baskı yapmayı bir hak hatta bir vecibe bilen bu çevreler hurafe konusunda da savaş ilan ettiklerinin bütün hurafelerini taklit emekte tekrar etmektedirler.



Toplumsal bir tepkiden korkmasalar, “bizi geri bırakan İslam’dır biz onu bırakalım da gelişmiş ülkeler gibi Hıristiyan olalım” diyeceklerdir. Zaten yüz yıl önce meclis koridorlarında hükümet katında bu cümle açıkça söylenmekteydi. Bu görüş doğrultusunda Türkiye’nin idari, eğitim ve hukuki düzenlemesini yaptılar. Az zamanda çok iş başardıkları ile de övündüler ama Türkiye’de yaşam kalitesi, hak ve özgürlükler en çok bu dönemde geriledi geçmiş yüz yıllarda kalmış bir hayal durumuna düştü. 

Bu 728
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com