Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

UZAK BATI'NIN KÖTÜ GARDİYANI

26.11.2016 / 16:42


Küba’da ABD yanlısı diktatör Batista yönetimine karşı girişilen isyan’da önce başarısız olup hapsedilen sonra affedilince SSCB’den temin ettiği yardımla yeniden bir isyan başlatan Fidel Castro nihayet 1959’da amacına ulaşır. Bu tarihten başlayarak aralıksız olarak Küba’yı 55 yıl Batista’yı aratmayacak zalim bir diktatörlükle idare eder.



Castro işin garibi hukuk eğitimi görmüş birisidir. İnsanların gördükleri eğitimin onların ahlakı ve görüşlerinde  etkili olduğu görüşü Castro için hiçbir zaman geçerli olmamıştır. Hukuk onun hayatında yönetiminde asla bir yer edinmemiştir. 55 yıl Küba’yı hukuksuz bir şekilde keyfince özel mülkü gibi yönetmiştir.



Batista diktasına karşı Küba’ya özgürlük getirme iddiası ile yola çıkan Castro, Kübalıları mağdur ve perişan etmiştir. Onun döneminde Küba bir arpa boyu ilerleme kat edememiştir. Ne milli gelirinde bir artış olmuş ne de temel alt yapı hizmetleri tamamlanabilmiştir.



Küba tam bir açık hava cezaevine dönmüştür. Tek partili sosyalist dikta nedeniyle basın üzerinde büyük bir baskı uygulanmıştır. Her diktatör gibi Castro’da baskılarını “ülke yararına ve ülke düşmanlarına karşı” uyguladığı yalanını sürekli tekrarlamıştır. Farklı siyasi görüşler devamlı “hainlik” sayılmış ve farklı siyasi görüşteki insanlar da birer “hain” olarak cezalandırılmıştır. Esasen “Castro, Küba” demekti. Bu yüzden Castro’yu beğenmeyenler, ona karşı çıkanlar her zaman “Küba’ya karşı” olmak gibi bir ihanet suçlaması ile cezalandırılmıştır.



Castro diktasından Kübalılar fırsatını buldukça kaçmıştır.  ABD’ye kaçmak isteyen Kübalıların binlercesi okyanusta boğulmuştur. İlginçtir okyanusta boğulanlar arttıkça Castro’nun diktası da tahkim olmuştur.



Castro 1962’de SSCB füzelerini Küba’ya yerleştirerek, SSCB’ye karşı borcunu ödemeye çalışırken dünyayı da nükleer bir savaşın eşiğine getirmiştir. Bütün dış siyasetini bir SSCB amigosu olarak ayarlamıştır. Avrupa ve Asya’da ki SSCB kuklalarına göre daha serbest bir görüntü vermesinin temel nedeni  SSCB’ye olan uzaklığıdır. Bu coğrafi durum onun ipinin diğerlerine göre daha uzun tutulmasına yol açmıştır.



SSCB’nin 1979’da Afganistan’ı işgal etmesi başta olmak üzere SSCB’nin her zorbalığını, işgalini “özgürlük, sosyalizm ve işçi sınıfı” adına alkışlamıştır.  Onun utanmaz değerlendirmesine göre y bir yüz binlerce Afganlının katledilmesi onun birkaç katının yaralı ve sakat bırakılması “özgürlük için” olmuştur.



İşin tuhafı Castro b haliyle dünyada SSCB yanlısı sol akımların mitlerinden birisi olmuştur. Onun dışarıdan gelerek dağa çıkması ve oradan hükümet kuvvetleriyle çatışarak iktidarı teslim alması özellikle Türkiye’de ki romantik sol için bir örnek model oluşturmuştur. 1970’li yıllarda (hatta şimdi DHKPC’nin tutumu da aynıdır) sol fraksiyonlar dağa çıkardıkları birkaç grup elemanla Türkiye’yi teslim almak gibi olmayacak rüyalarla telef olup gitmişlerdir.



Castro’nun ölümü ile birlikte eski komünistler onu “ülkesini yeniden Kübalılara veren lider” diye garip bir övgü yarışına girmişlerdir. Ne yazık ki ülkeleri kendilerine verilen Kübalılar bu durumu fark etmedikleri için fırsat buldukça Küba’dan ABD’ye kaçmaya çalışmıştır. Türkiye’de ki sol çevrelerin Castro diktasında gördükleri üstünlükleri Kübalılar göremeden 55 yılı geçirmiştir.



Castro örneği yine de SSCB propagandasının etkilerini, boyutlarını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Batista’nın ABD piyonu olmasına karşılık Castro’da SSCB piyonu olmasına rağmen bütün dünyaya Castro “özgürlük savaşçısı, sosyalizmin kahramanı” gibi acaip unvanlarla reklam edilmiştir. Bu dönemde Küba’da kaç nesil heba olmuş sosyalist diktanın kanlı baskısı infazları altında kaç bin insan heder olması hiçbir zaman haber değeri taşımamıştır.



Her sosyalist diktatör gibi castro’da Küba’yı kendisinin özel mülkü gibi görmüştür. Ayakta duramaz hale gelinceye kadar iktidarı bırakmamış ondan sonra ise yönetme hakkını kardeşine armağan etmiştir. Elbette bu süre içinde Küba halkının iradesi hiç kimsenin aklına gelmemiştir. Castro ve suç ortakları XX. Yüzyılda insanlığın yaşadığı önemli felaketlerden olan sosyalizmin ve SSCB’nin ne büyük zulümler ne emsalsiz tiranlıkları icra etmesinin korkunç örneklerindendir.



Şimdi her fani gibi Castro’da gövdeyi yere vurmuş yaptıklarının hesap verme saati gelmiştir. 55 yıl acımasız, zalim kötü bir gardiyan gibi yönettiği Küba ondan kurtulmuştur. Belki de bu gün küçük Küba’nın büyük bir bayram günü olarak tarihte yerini alacaktır. Hiçbir zulmün sonsuza kadar devam edemeyeceğinin, sabahı olmayan bir gecenin olmadığının kanlı zalim bir örneğidir Castro’nun ölümü. Onun ölümü Küba’yı kuşatan bir kabus’un da sona ermesidir.

Bu 853
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com