Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
FOTOĞRAFÇISI DA CASUS ÇIKTI
AYASOFYA CAMİSİNDE ZULÜM BİTTİ
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

NİÇİN BAŞKANLIĞA İTİRAZ EDİYORLAR

23.11.2016 / 16:02


Başkanlık sistemi tartışmaları yeniden başladığı gibi MHP’nin tutum değiştirmesine bağlı olarak ilk defa sonuçlanacak gibi görünmektedir. Çünkü başkanlık ancak ilgili anayasa maddelerinin değiştirilmesi halinde olacak bir iştir. Ak Parti’nin tek başına anayasayı tümüyle veya kısmen değiştirecek bir milletvekili sayısı olmadığından onun tek başına bu değişikliği yapması mümkün değildi. Ancak başka bir partinin desteği ile bu değişiklik olabilecekti. MHP’nin “fiili durum ile anayasayı uzlaştıralım” çıkışı da bu işin başlangıcı oldu.



Başkanlığı  iktidar çevreleri, olabilecek en iyi yönetim şekli diye sunarken CHP ve ona yakın duran kesimlerde “olabilecek en kötü yönetim” diye ve “kanımızı akıtma pahasına buna engele olacağız” çıkışıyla itirazlarını sürdürmektedirler. Her yönetim tarzının aslında olumlu olumsuz tarafları bulunabilir. Önemli olan Türkiye şartlarına göre, Türkiye’nin giderek ağırlaşan sorunlarının çözümünde “başkanlığın ne ölçüde” derde deva olacağıdır.



Başkanlık gerçekte, cumhuriyet ya da demokrasi kavramlarından bağımsız hatta onlara zıt bir yönetim tarzı değildir. ABD örneğinde olduğu gibi başkanlıkla demokrasinin ya da başkanlıkla cumhuriyet kavramlarının ABD şartlarına göre uyumlu örnekleri bulunmaktadır.



Muhalefet çevreleri başkanlığı daha çok ve özellikle “tek kişi” yönetimi” diye eleştirmektedir. Oysa aynı çevreler 1923/1950 arasında ki “tek kişi” yönetimlerini son derece olumlu bir dönem saymaya devam etmektedirler. Bu yüzden muhalefet çevrelerinin başkanlığı nitelendirirken “bu tek kişi” yönetim söylemi inandırıcı değildir. Halk tarafından seçilen başkan’ın kuracağı hükümeti “tek kişi” yönetimi saymak haklı ve doğru bir eleştiri değildir.



Türkiye’de uygulanan parlamenter sistem, kuvvetler birliği ilkesini fiilen işlevsiz  hale getiren yöntemdir. Çünkü seçimleri kazanıp iktidar olan parti meclisteki sayı çoğunluğu ile yasama ve yürütmeyi fiilen birleştirmektedir. Yasama ve yürütmenin birleşmesi yasama yani meclis tarafından yürütmenin/iktidarın denetlenmesini de giderek etkisiz hale getirmektedir. Meclisin içinde çıkan bakanları, meclisteki milletvekili arkadaşlarının yeterince denetlemesi siyaseten olabilecek bir iş değildir. Nitekim her dönemde ayyuka çıkan yolsuzluk söylemleri biraz da yasama ve yürütmenin iç içe geçmiş olmasından dolayı sonuçsuz kalmaktadır.



Buna karşılık ABD örneğinde olduğu gibi yasama ve yürütmenin kesinkes ayrılması iktidarın denetlenmesini daha ciddi ve rasyonel hale getirmiştir. Türkiye’de parlamenter düzenin devamını istemek büyük ölçüde denetimsizliğin devamını istemekle eş anlamlıdır. Şaşırtıcı olan iktidardakiler kendilerini daha kolay ve etkili denetlettirecek sistem değişikliğini savunurken muhalefetin buna itiraz etmesidir.



Başkanlık yönetiminin en rasyonel tarafı ise istikrarı garanti etmesidir. Çünkü hükümeti kurma yetkisiyle seçilen başkan tarafından kurulan hükümetle istikrarsızlık önlenmektedir. 2015 yılında 7 Haziran seçim sonuçlarında görüldüğü gibi tek başına bir partinin hükümet kuracak şekilde seçimin sonuçlanmayışı, Türkiye’yi aylarca hükümetsiz bırakmıştır. İkinci seçimi kaçınılmaz hale getirmiştir.



Önümüzdeki dönemlerde  yapılacak seçimlerde de benzeri sonuçların çıkma ihtimali vardır. Türkiye’yi hükümetsiz bırakan bir seçimden ise doğrudan sistemin sorumlu olduğu tartışma götürmez. Buna karşılık muhalefet çevrelerinin ısrarla başkanlık yöntemine itirazı, “tek kişi” yönetimine itirazdan değil seçimi kazanamama kaygısından olmalıdır. Çünkü mevcut seçmen profiline göre sol bir partinin alabileceği en fazla oy oranı % 30 civarındadır. Oysa ona rakip olacak sağ eğilimli bir partinin alabileceği oy oranı ise % 60-70 aralığıdır. Bu seçmen profiline göre sol bir parti adayının başkanlık seçimini kazanması umutsuz bir vakadır. Oysa parlamenter sistem devam ederse ilerdeki her hangi bir seçim sonucuna bağlı olarak sol bir partinin iktidar ortağı yani koalisyon ortağı olma ihtimali her zaman vardır.



Türkiye’de insan hak ve özgürlükleri söz konusu olduğunda sol çevrelerin özellikle CHP’nin daima baskıcı tarafta olduğu bilinmektedir. Zaten demokrasiye geçildiği 1950’den beri CHP çevreleri, seçim kazanan partileri daima “kemalizmden sapmakla” suçlamıştır. Çünkü onların anlayışına göre iktidarın meşruiyeti halkın seçimi halkın rızası değil ancak kemalizme sadakatidir.  Sol çevrelerin meşruiyet anlayışı bu yüzden halkın rızasına, demokrasiye d yanmaz. Kemalizm adıyla oluşturulan örtülü bir vesayet rejiminin devamı ise başkanlık sistemi ile olmayacak bir iştir.



Bugün gelecek bir seçimde muhtemel koalisyon ortağı olma umudu sol çevrelerin tabanı için cazibesini sürdürürken başkanlık sistemi bunu ortadan kaldırdığında sol çevreler hem beka hem de meşruiyet kaygısı içinde olacaklardır. Başkanlık sitemi tartışmaları için işin bu tarafına bakmak daha gerçekçi bir değerlendirmeye yol açacaktır. Sol muhalefet bu haliyle Türkiye’de halk eğilimlerini taleplerini karşılayan temsilde uzak aksine onların baskı altında tutulmasının karşılığıdır.

Bu 670
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com