Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

ORTA DOĞU BATAKLIĞI

12.11.2016 / 11:19


Coğrafi yönler ve bunların sonucunda kullanılan terimler aslında siyasi görüş farkına göre değişmezler. Çünkü hangi siyasi görüş çerçevesinden bakılırsa bakılsın, doğu doğu’dur batı’da batı’dır. Ancak uzun bir zamandan beri Türkiye’de bu türden coğrafi terimler bile siyasi görüşe göre hatta yabancıların siyasi görüşüne, bakışına göre yer değiştirmiş yeni anlamlar kazanmıştır.



Normalde Türkiye’nin güneyinde bulunan bölgeye güney ya da güney ülkeleri demek coğrafya biliminin ve aklın bir icabı iken bu bölgeye Türkiye’de “orta doğu” denilmektedir. Nereden çıkmıştır güneye hem doğu hem de onun ortası demek? İngilizler kendi ada ülkelerinden doğuya bakınca, genel olarak onlar için Avrupa kıtası yakın doğu, Türkiye ve güneyinde yer alan ülkeler ise orta doğu buna karşılık İran’ın doğusundan başlayarak Japonya’ya kadar olan bölge ise uzak doğudur. İngilizler kendi coğrafi bölgelerine göre doğularında kalan yerleri böyle üç ayrı doğu bölgesi olarak adlandırabilirler. Ama bundan Türkiye’ye ya da Türklere ne oluyor ki onlar da aynı adlandırmayı tekrarlamaktadırlar?



Tarih kitaplarında Türkiye’nin güneyinde bulunan bölgenin adı “Ceziret’ül Arap’tır.” Yani Arap yarım adası. İslam’ın yayılması ile birlikte Arap nüfusu da doğu batı yönünde göç etmiştir. Bu yüzden Kızıl deniz’in batısı “mağrip” doğusu da “maşrık” diye adlandırılmıştır. Türkiye’de ise tarih ve coğrafya kitapları bütün bunları yok sayarak her ikisini de “orta doğu” diye tekrarlamıştır.



Coğrafi adlandırmadaki bu tuhaflık elbette siyasi alanda da etkisini göstermiş ve orta doğu denilen bölge, “orta doğu bataklığı” diye karşılanmıştır. Normalde Arap yarım adasında bataklık bilinen bir coğrafi terim değildir. Çöllerden steplerden ve kısmen de vahalardan oluşmaktadır. Bataklık ise hem yoktur hem de oldukça olumsuz elverişsiz bir anlamı çağrıştırmaktadır. Çünkü Türkiye, Lozan’dan itibaren bölgeyi bir bataklık olarak görmektedir.



İşin tuhafı, Türkiye’nin bataklık olarak gördüğü bölgeyi İngilizler hayatın odağı saymaya devam etmişler, önce görünür manda idareleri kurmuşlar, sonra şeklen bölgeye bağımsızlık vererek manda idarelerini de görünmez hale getirmişler örtmüşlerdir. Lozan öncesinde bölge Osmanlılara bağlı olduğu için, Türkiye Osmanlı mirasını reddetmesinin bir sonucu olarak bölgede hiçbir hakkının olmadığını da bu anlaşmayla ilan etmiştir. Türkiye için büyük kayıp olduğu kadar İngilizler için de büyük bir kazanç olmuştur.



İngiltere’yi bu kadar kazançlı hale getiren Türk makamları, içerde, aslında bir kayba uğramadıklarını göstermek için, dışarıda ise İngiltere’nin eline geçen bölge hakkında asla bir taleplerinin olmadığını göstermek için bölgeyi bataklık saymaya devam etmişlerdir. Çünkü böyle bir adlandırma içerdeki muhalefeti susturmak içinde, dışarıda ise İngiltere’nin oluşturduğu sınırlara sadakatinde karşılığı olmuştur. Bataklığa girip de ne elde edilebilir?



Bu isimlendirme aslında uzun bir dönem Türk dış siyasetinin de eksenini oluşturmuştur. Bataklıktan uzak durmak gerekir diye. Üstelik Osmanlının yıkılmasında biricik sorumlu diye “Arap isyanı” görülürken, Osmanlıyı bitiren İngiltere’nin ve Osmanlı adını mirası ile birlikte silen Mustafa Kemal Paşa’nın sorumluluğu da bu Arap isyanının üzerine yıkılmıştır. Osmanlının yıkılması için göz yaşı döken çevreler, onun adını yer yüzünden silen şahsın her sokak başında ki heykellerini de gururla seyrederek ömür tüketmiştir. İngiltere ise Osmanlıyı yıkan önemli bir düşman olmaktan çıkmış, “muasır medeniyet seviyesinin” önemli bir ölçüsü ve “dost bir ülke” payesini elde etmiştir. İngiltere masrafsız bir şekilde en büyük kazançlarını 1922’den sonra Türkiye’den elde etmiştir.



İngiliz yanlısı diye sabah akşam hakarete uğrayan Vahdettin ve onun hükümeti ortadan kaldırılırken İngiltere her nedense, kendi adına çalıştığı iddia edilen Vahdettin ile değil de kendisine karşı savaştığı var sayılan Mustafa kemal Paşa ve onun hükümeti ile işbirliği yapmayı tercih etmiştir. Elbette bu tercihinin karşılığını da Lozan Anlaşması’nda fazlası ile almıştır.



Son dönemde Türkiye’nin dış siyaseti “orta doğu bataklığı” denilen bölgeyle ilgilenmeye odaklanmıştır. Bu yüzden en büyük eleştiri İngiltere ve onun müttefiklerinden gelmektedir. Türkiye’yi bir hasım gibi hem de terör örgütü saydıkları PKK eliyle cezalandırmaya uğraşmaktadırlar. Menfaatlerini ve geleceklerini İngiltere gibi batılı ülkelerin çıkarlarında gören içerdeki bazı çevreler ise Türkiye’nin değişen dış siyasetini, “Orta Doğu bataklığına saplanmak” diye nitelendirerek bu değişimin mimarlarını mahkum etmeye çalışmaktadırlar.



Oysa Türkiye 1 Mart 2003 tezkeresini reddederek, geleneksel Türk siyaseti kalıpları ile “orta doğu bataklığını” seyredince, Irak’a Kandile yerleştirilen PKK tehdidi artarak bir beka sorununa dönüşmüştür. Aklını “muasır medeniyet seviyesi” dedikleri batı ile bozanlar, şimdi Türkiye Irak’ta olup bitenleri seyrettiği gibi Suriye’de ki olayları da neden seyretmedi de müdahil olmaya çalıştı diye mahkum etmeye çalışmaktadırlar.

Bu 1018
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com