Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

TÜRKİYE'NİN MEZHEPÇİ DIŞ SİYASETİ

12.11.2016 / 07:15


Son yıllarda Türkiye’ye ”mezhepçi bir dış siyaset” izlediği suçlaması yapılmaktadır. Bu suçlamanın başlangıcı ise Suriye iç savaşı ile olmuştur. Suçlama sahiplerine dikkat edildiğinde genel olarak Suriye Baas partisi ile doğrudan ya da dolaylı müttefik olanlar tarafından yöneltildiği görülecektir.



Türkiye içinde muhalefet çevreleri de zaman zaman bu suçlamayı seslendirmektedir. Türkiye’nin Suriye olaylarında, Suriye hükümeti yerine Suriye muhalefetinden yana taraf olması, Şii hakimiye tinde ki Bağdat hükümetiyle Türkiye’nin ilişkilerinin bozulması nihayet ara sıra gerginleşen Türkiye İran ilişkileri nedeniyle Türkiye bu eleştiriye ya da suçlamaya maruz kalmaktadır.



Hatırlanmalıdır ki Türkiye’nin mezhepçilikle suçlanması ile birlikte “Neo Osmanlıcılık” yapmaya çalıştığı da aynı çevreler tarafından tekrarlanmaktadır. Devlet tekelinde ki İran basında da bu suçlamaların dönem dönem tekrarlandığı bilinmektedir.



Suçlama konusu olan örnekler aslında Türkiye’nin lehine sayılabilir. Hatırlanmalıdır ki Şiilik kökeni itibarı ile Irak çıkışlıdır. Irak’tan yayılmıştır. Irak dört yüz yıl Osmanlı yönetiminde kaldığı halde Iraklı Şiilerle Osmanlı yönetimi bir sorun yaşamamıştır. Suudi Arabistan, Suriye gibi yerlerde meskun Arapların bir bölümü 1916’dan itibaren Osmanlılara karşı isyan ettikleri halde Irak’ta ki Şii Arapların savaş boyunca Osmanlılara sadık kalması da Osmanlıların mezhebi bir refleksle Şiilere kötü davranmadığının örneği olmalıdır. Bu yüzden Osmanlıların Safaviler ile yaşadığı savaşları da iki mezhebin mücadelesi yerine iki ülkenin ya da iki hanedanlığın savaşı olarak görmek daha gerçekçi olacaktır. “Osmanlı hayranı” ya da “Osmanlı bağlısı” sayılın Ak Parti’nin Osmanlı etkisi, mirası nedeniyle Sünni olmayan topluluklara, ülkelere karşı dostluk yerine düşmanlığı tercih ettiği iddiaları bu yüzden anlamsız ve mesnetsizdir.



Arap baharı’nın etkisiyle Suriye’de olaylar Mart 2011’de başladığında Türkiye Suriye ilişkileri ortak bakanlar kurulu toplantısı yapılacak ölçüde yakındı. Suriye hükümeti, Türkiye’nin bütün uyarılarının rağmına kendi halkına karşı katliamcı bir siyasete yönelince 7 Ağustos 2011’de Şam’ı ziyaret eden Ahmet Davutoğlu; “Bizi Suriye hükümeti ile Suriye halkı arasında seçim yapmak zorunda bırakırsanız biz Suriye halkını seçeriz” diyerek Beşar Esat’ı uyarmasına rağmen, Suriye hükümeti halka karşı şiddet uygulamaya devam etmiştir. 2002’den itibaren Suriye ile her alanda ilişkileri arttıran iyileştiren Ak Parti yönetiminin Esat ve ailesinin Nusayri mezhebinden olduğunu bilmediği düşünülemez. Esat ve yakın çevresinin Nusayri mezhebinden olduğunu Ak Parti yöneticileri elbette biliyorlardı. Lübnan’da 2006’da Refik Hariri suikastı nedeniyle ABD ve müttefiklerinin “Suriye’yi cezalandırmak için” yapacağı operasyona o dönemin Ak Parti yönetimi engel olmaya çalıştı. ABD’nin Suriye’ye saldırmasını engellemeye çalışan Ak Parti yönetiminin Esat ve çevresinin Nusayri  olduğunu bilmeden bunu yaptığını iddia etmek akıl dışıdır. Dolayısı ile 7 Ağustos 2011’den itibaren bozulan Türkiye Suriye ilişkilerini, Esat ve çevresinin Nusayri olması ile değil Suriye halkına karşı giriştiği katliamlar nedeniyle açıklamak daha gerçekçidir.



Irak’ta mezhep savaşının çok kanlı bir aşamasında 2006’dan itibaren Tarık Haşimi liderliğinde ki Hizbi İslami aracılığı ile Sünni Arapların Irak’ta seçimlere katılmasını sağlamaya çalışmış ve bunda büyük ölçüde başarılı da olmuştur. Suriye hükümeti ile yapılan çok yönlü çok kapsamlı işbirliği anlaşmaları o dönemde Irak Hükümeti ile de yapılmıştır. Ne yazık ki İran etkisiyle Irak’ta ki Sünni Arap nüfusu ve onun temsilcilerini düşman sayan Nuri El-Maliki’nin mezhepçilik takıntısı Irak’ta azalan terör olaylarını yeniden arttırdığı gibi Türkiye Irak ilişkilerini de bozmuştur. Erdoğan başkanlığında ki Türkiye hükümetinin Irak’la iyi ilişkileri arttırdığı esnada, Maliki ve çevresinin Şii olduğunu hatta İran’ın etkisi altında olduğunu bilmediği iddia edilemez.



İslam’ı hasım/düşman bilenlerin idaresinde ki Türkiye’yi de, İslami eğilimli olanların idaresinde ki Türkiye’yi de İran kendisinin değişmez rakibi saymaktadır. İran nüfusunun yarısını Türklerin oluşturması ve İran’ın öncelikli yayılma alanı olarak seçtiği Arap yarım adası ve Türkistan’ın durumu İran’ın Türkiye’ye karşı muhteris ve kindar bir rakip olmasına yol açmış olmalıdır. İran’ın nükleer silah yapıyor olduğu haberleri üzerine, Türkiye geçici üyesi olduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde 2010 yılı boyunca İran’ı sonuna kadar savunmuştur. O dönemde Türkiye’nin İran ve Suriye ile olan bu yakınlığı nedeniyle batı basını tarafından “Türkiye’nin ekseni kaydı” tezinin tekrarlandığı hatırlanmalıdır. Türkiye uluslar arası toplantılarda canhıraş bir şekilde İran’ı savunurken, Ak Parti yöneticilerinin, İran’ın Şii olduğunu bilmeden böyle davrandıkları elbette söylenemez. Buna karşılık İran, Suriye hükümetini Suriye halkına karşı katliam yapmaya teşvik etmiş zamanla kendisi doğrudan bu katliamların tarafı olarak Türkiye Suriye ilişkilerinin bozulmasını temin ettiği gibi, İran’ın bir kuklası gibi davranan Nuri El-Maliki aracılığı ile de Türkiye Irak ilişkilerini bozmuştur. Arap baharına karşılık Esat’ı Suriyeli yüz binleri katlederek koruma nedeniyle Esat’ı kendisine mahkum ve mecbur ettiği gibi Irak’ta ABD işgalinde Şii Arapların ABD ile işbirliği yapması ile bozulan Sünni şii ilişkilerinin büsbütün bozulmasını sağlamış Şii Araplara, onların temsilcilerine yardım ediyor gerekçesiyle onları da İran’a karşı mahkum ve mecbur haline getirmeye çalışmıştır. Teslim edilmelidir ki İran bu mezhebi takıntılı ve yayılmacı siyasetinde ABD’nin yardımı ile büyük ölçüde başarılı olmuştur.



Oysa Ak Parti yönetimi iktidar olduğu dönemde tutkulu bir şekilde Türkiye’nin AB’ye üye olmasını sağlamak için uzun yıllar uğraşmıştır. AB üyeliği için uğraşan bir iktidarın “mezhepçi bir dış siyaset izlediği” iddiası yersizdir. Türkiye’nin Bulgaristan, Ukrayna ve Gürcistan ile olan iyi ilişkileri de hemen her alanda artarak devam ederken, Ak Parti yöneticilerinin adı geçen ülkelerin Hıristiyan çoğunluklu olduklarını bilmeden böyle yaptıkları iddia edilebilir mi?



Ak Parti döneminde Kuzey Azerbaycan ve Türkiye arasında ki geleneksel kardeşlik/dostluk ilişkileri de artarak devam etmektedir. Kuzey Azerbaycan halkının çoğunluğu Şii mezhebindendir. Ama onların Şii mezhebinden olmaları Türkiye ile aralarında ki kardeşliği dostluğu engellememiştir.



Yukarıda sıralanan örneklerde de görüldüğü gibi 2002’den itibaren Türkiye’nin “mezhepçi bir dış siyaset” uyguladığı iddiaları tümüyle önyargılı bir siyasi propagandanın sonucu olmalıdır. Türkiye’nin yakın çevresinde olup biten olaylara müdahil olmasını kendi çıkarları için zararlı bulan İran ve ABD çevreleri, Türkiye’yi içerde arttırdıkları terör olayları ile boğmaya çalışırken, dışarıda da aynı suçlama ile Türkiye’nin önünü kesmeye ve etki alanını daraltmaya çalışmaktadırlar. İran ve ABD ile 63 ülkenin koalisyon adıyla Irak’a yeni bir haçlı seferi başlattıkları bu dönemde, Türkiye’nin Irak’a müdahil olması bu suçlamalarla, İran ve ABD’nin ortak kuklası Bağdat / İbadi hükümeti aracılığı ile engellenmeye çalışılmaktadır. 

Bu 693
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com