Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
NASIL BİR ŞEREF YOKSUNUSUN?
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

İHTİMAL BAZI KAFALAR KESİLECEKTİR

01.11.2016 / 22:39


Rejim değişiklikleri her zaman heyecanlı tartışmalara yol açar. Dünyada sükunet içinde rejim değişikliğinin yaşandığı örnekler yoktur. Eski rejimin kaygılı bağlıları da yeni rejimin taşkın öncüleri de heyecanla tartışmaları kendi beklentilerine göre sonuçlandırmak isterler. Bu isteklerin çoğu kere tarafların biri birlerini tasfiye etmesiyle sonuçlanan örnekleri de çoktur. Çünkü her iki tarafında  ülkenin iyiliğini bu tasfiyelerde gördüğünün örnekleri çoktur.



Türkiye tarihinde de 1 kasım 1922’de TBMM’de böyle yüksek gerilimli heyecanlı bol kavgalı bir tartışma yaşandı. Meclis başkanları genelde kavgaları yatıştıran taraf olarak bilinirler. Oysa 1 kasım tartışmalarında bunun aksi bir durum yaşanmıştır. Saltanatın kaldırılmasını öngören kanun teklifinin görüşülmesi sık sık heyecanlı tartışmalara yol açtığı esnada söz alan TBMM başkanı M. Kemal Paşa söz alarak: “Efendim, hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakere ile münakaşa ile verilmez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları zorla Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına, vazıulyed olmuşlardı; bu tasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdi. Şimdi de Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını, isyan ederek, kendi eline, bilfiil, almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Mevzuubahs olan, millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktır. Meclis ve herkes meseleyi tabii görürse fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.”(Nutuk-II-s.690) demiştir.



Kemal Paşa’nın konuşması oldukça öğretici ve tenvir edici olmuştur. Bir defa TBMM’de ki tartışmanın boş olduğunu zaten işin olup bittiğini açıklamıştır. Dolayısı ile olup biten bir işin, olup olmayacağının tartışması da beyhudedir. Buna rağmen bu beyhude tartışmanın sürdürülmesinde ve meclisin kararı ile saltanatın devam edeceğini zannedenlerin “kafalarını” nasıl bir akıbetin beklediğini açıklamıştır.



O gün TBMM’de hazır olan bazı milletvekillerinin anlamakta zorlandıkları durum şudur ki, onlar kendilerini milletin temsilcisi, millet adına karar vermeye yetkili saymıştır. Oysa gerçek durum bunun tam tersidir. Milletvekilleri, millet adına karar veren, onu temsil edenler değildir. Konuşmada görüldüğü gibi “millet kararını” vermiştir. Karar veren millet ise elbette “Kemal Paşa’nın kendisidir.” İşte bazı milletvekilleri bu gerçeği bile görememiştir. Milletvekilleri, “Türk milleti” falan derken gerçekten milleti hayal ediyorlardı. Madem o milletin temsilcisi biziz kararı da biz veririz iddiasındaydılar. Oysa Türk milleti demek behemehal “Kemal Paşa” demektir. Bu kadar basit bir gerçeği bile zamanında anlayamamışlardır.



Milletvekilleri “hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” ilkesinden de yanlış bir sonuç çıkarmıştır. Millet doğrudan doğruya Kemal Paşa olunca, ister istemez onun hakimiyeti de “kayıtsız ve şartsız” olacaktır. Böyle yalın bir gerçeği anlamaktan aciz olup, tartışma ile bunu engellemeye çalışanların ise “ihtimal ki kafaları kesilecektir.”



Milletvekillerinin hepsinin idraksiz olduğunu düşünmek elbette yanlış olur. Nitekim Nutuk’ta yer verildiği kadarı ile Paşa’nın bu önemli konuşmasından hemen sonra Ankara milletvekili Hoca Mustafa Efendi de “Affedersiniz efendim, biz meseleyi başka noktai nazardan mütala ediyorduk ; izahatınızdan tenevvür ettik” diyerek konuşmada ki aydınlatıcı etkiyle hemen taraf değiştirmiştir.



Elbette bütün milletvekillerinin Hoca Mustafa Efendi kadar, olup bitenleri kavrama yeteneğinin hızlı olduğunu düşünmek hatalı olur. Israrla “Türk milletini ve onun hakimiyetini” Kemal Paşa’nın şahsında değil de başka yerlerde arama bedhahlığını gösterenlerde oldu. İşte onlardan birisi de Trabzon milletvekili Ali Şükrü bey olmalıdır. Nisan 1923’te Çankaya Köşkü bahçesinde cesedi toprağa gömülü olarak bulunmuştur.



“Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu” düşünerek, anlayış ölçüsünü hala 1 kasım 1922 öncesine göre ayarlayanlar olabilir. Gerçekten Türkiye’de egemenliğin bir kişiden Padişah Vahdeddin’den alınarak millete verildiğini düşünme gafletinde olanlar bulunabilir. Oysa bu kişiler, dünya anayasa tarihinde bir çığır açan, “Atatürk inkılablarının değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez” maddesiyle tenvir olmuyorlarsa belki de Kemal Paşa’nın aydınlatıcı bu konuşmasını yeniden okumaları icap edecektir.



Türkiye tarihinde yaşanan büyük değişimlerin, iddia edildiğinin aksine, egemenlik hakkının bir kişiden Vahdeddin’den alınarak Türk milletine devredilmesi ile ilgisi yoktur. Olay doğrudan doğruya saltanatın el değiştirmesidir. Buna rağmen 1 kasım’da saltanat kaldırıldı, milli hakimiyet başladı diye inanmanın da bir sakıncası olmadığı gibi, Türk halkının inançları arasına, bilimsel gerçeklerle açıklanamaz olanların yanına yeni birisinin daha katılmış olması elbette 1 kasım’dan sonra başlamış olan saltanata hiçbir zarar vermemiştir.

Bu 807
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com