Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TANSU ÇİLLER
ASIRLARI AŞAN HAYAL GERÇEK OLDU
HABER EN SON KUZEY KORE'YE ULAŞIR
ZAMAN'DA YAZDIĞINA PİŞMAN OLMUŞ

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Bir Tel Vurun Musul’da Kardaşıma

Prof Dr Erdal Akpınar
18.10.2016 / 17:21


Pek çoğumuz “Hüseynik'ten çıktım şeher yoluna” türküsünü biliriz. Dinleyenlerin yüreğini sızlatan yanık bir Elazığ (Harput) Yöresi türküsüdür. Rivayete göre, dönemin çok sevilen Harput Posta Müdürü Akif'in, genç yaştaki acıklı ölümü üzerine 1890'lı yıllarda Saçlızade Hacı Vehbi Efendi tarafından kaleme alınmıştır. Türkünün hikâyesi muhteliftir. Bir kıtasında o zaman Osmanlı toprağı olan ve bizim için Elazığ'dan, Adana'dan, Gaziantep'ten hiçbir farkı olmayan Musul'dan bahsedilir. Geçirdiği kalp krizi nedeniyle can vermekte olan Akif, son nefesinde Musul'daki kardeşini hatırlar, son sözlerini söyler;



Lütfi geçsin telgrafın başına



Bir tel vursun Musul'da kardaşıma



Bu gençlikte neler geldi başıma



Yazık oldu yazık şu genç ömrüme



Bilmem şu feleğin bana cevri ne.



Türk dış siyaseti Rus jetinin düşürülmesinden sonra ilginç gelişmelere sahne oluyor. Bir önceki “Rusya krizini doğru okumak” başlıklı yazımızda konuyu jeopolitik açıdan çeşitli yönleriyle analiz etmeye çalıştık. Esasen geçen hafta Musul yakınlarındaki Başuka'da bulunan Türk askeri varlığı nedeniyle yaşananlar bu krizin bir yansıması. Hepimizin malumu. Yaklaşık bir yıl kadar önce Irak hükümetinin ve dönemin Musul Valisinin izni, bilgisi ve hatta talebi doğrultusunda Başuka'da konuşlandırılan askerimizi, Rus uçağı krizinin ardından geri çekmemiz istendi. Önce Irak hükümeti, sonra Şii lider Ayetullah Sistani, ardından İran'ın din adamları ve hatta Rusya, Türkiye'ye yönelik işgalci suçlamasında bulundular, tehditler savurdular. İran'da Cuma hutbelerinde Türkiye aleyhinde vaazlar verildi. Rusya konuyu BM Güvenlik Konseyi'nde aleyhimize kullanmaya çalıştı. Irak Başbakanı Haydar El Abadi, ülkesinin yakın geçmişte iki kez yakılıp yıkıldığını, işgal edildiğini, parçalandığını ve hükümet otoritesinin neredeyse sıfırlandığını unutmuşçasına egemenlik tasladı; dostluğumuzu ve kardeşliğimizi yok sayarak olayı Türkiye düşmanlığına dönüştürdü. Öyle ki, I. ve II. Körfez Savaşları sırasında atılan her Amerikan bombasının kendi evimize düşmüş gibi yüreğimizi sızlattığı Bağdat'ta, o bahtsız şehirde kışkırtmalar sonucu bayrağımız yakıldı. Musul'u tek kurşun atmadan DAEŞ'e teslim eden, Türkiye sınırını yolgeçen hanına çeviren, başta Kandil olmak üzere topraklarını yıllardır PKK'ya kullandıran Bağdat yönetimi, birden egemenliğini hatırladı, Musul sevdasına tutuldu.



Hâlbuki hiçbirinin Musul'dan haberleri yok. İnsanından, tarihinden, kültüründen ve de Türkiye'den ayrı düştüğü günden beri yaşadığı acılardan habersizler. Musul onlar için sadece petrol ve toprak demek. Ya bizim için? Hiç kuşkusuz anlamı çok daha farklı ve derin. 1118 yılından itibaren Selçuklu, 1517'den sonra ise Osmanlı hâkimiyetinde geçen yaklaşık bin yıllık uzun ve ortak bir mazi. Kültürü ve mimarisiyle tipik bir Osmanlı vilayeti. 1890'ların Harput Posta Müdürü Akif'in de içlerinde olduğu pek çok Anadolu insanının öz be öz “kardaş”ının yaşadığı şehir. Osmanlı Devleti'nin dağılma sürecinde bile ne pahasına olursa olsun asla vazgeçilmeyecek son vatan toprağı ilan ettiği Misak-i Millî'nin güzide bir parçası. Tarihimizin yüz karası sayılan Mondros Antlaşması'nda dahi Osmanlı sınırları içerisinde tutmayı başarmamıza rağmen, daha sonra İngilizlerin işgal ettiği ve el koyduğu kadim vatan toprağı. Ne Lozan'da, ne e Lozan'dan sonra asla vazgeçmediğimiz muallakta kalmış mümtaz bir parçamız.



İngiltere, Türkiye'den kopardığı Musul'u uzun bir süre işgal altında tuttuktan sonra, kendi eliyle şekillendirip 1930 yılında bağımsızlığını tanıdığı Irak'a bağladı. Böylece güney sınırımızı kadük, Musul'u da öksüz bıraktı. Türkiye bu olup bitenleri hiçbir zaman kabul etmedi, ancak durumu değiştirmeye de gücü yetmedi. Hatay konusunda gösterdiği başarıyı, Musul konusunda gösteremedi. Bu konuyla ilgili tarihçiler ve siyaset bilimciler tarafından pek çok şey yazıldı, çizildi. Hemen hepsi Türkiye'nin Musul'la ilgili tezinin ve talebinin haklı, fiili durumun ise haksız, en azından tartışmalı olduğunu söyler.



 Şimdi ise tablo ortada. Ülkeleri, ulusları, Ortadoğu ve İslam Dünyası adına küçük mezhep hesapları dışında hiçbir derdi olmayan bir kısım Iraklı ve İranlı yöneticiler ve din adamları Musul'daki askeri varlığımız nedeniyle ülkemize demediklerini bırakmadılar. Hatta içlerinde Türkiye ile savaşmaktan bahsedenler bile oldu. Yüzyıldır anavatana hasret, gözü yaşlı, gönlü yaslı Musullu kardeşlerimiz umurlarında değil. Onlar, ne bu dünyadan Musul'daki “kardaş”ına hasret giden Harput'lu Akif için yakılmış “Hüseynik'ten çıktım şeher yoluna” türküsünü, ne de Kerkük'ün o meşhur “Altın hızma mülayim” türküsünü bilmezler. O türküleri sadece biz biliriz. Dinlerken bizim gözlerimiz buğulanır, yüreğimiz titrer. İşte, bütün mesele bu.     

Bu 1374
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com