Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

ABDÜLHAMİD'İN BİZE ÖĞRETTİKLERİ

24.09.2016 / 10:50


Bugün tarihin o kadar devamıdır ki tarihi her olayın şahsiyetin ele alınması bugün var olan tartışmaların tarihte de tekrarına yol açmaktadır. İnsanlar tarihte olup bitenleri soğukkanlılıkla ele almak analiz etmek yerine bugün tarafı saydıkları görüşlerini tarih bahanesiyle sürdürmektedirler. Tarihin öğreticiliği giderek etkisini yitirmektedir. Taraflar tarihte yaşıyormuş gibi biri birlerine parmak sallamaya devam etmektedirler. Tarih anlama ve sonuç çıkarma yerine önyargıların yarıştırıldığı bir alan sayılmaktadır. Güncel bir olayın heyecanı belki tamamının görülmesini etraflı bir değerlendirme yapılmasının zorluğu gibi giderek tarih konularını da kapsamaktadır.



Padişah II.Abdülhamit’te ne zaman gündeme gelse taraflar yüz yıl öncesinin heyecanıyla donanarak biri birlerini alt etmeye çalışmaktadır. TBMM’nin düzenlediği “Abdülhamit Sempozyumu” eski bir tartışmayı yeniden alevlendirdi. Oysa Abdülhamit’in ölümünün (1918) üzerinden yüz yıl geçmesine rağmen heyecanlı tartışmalar devam etmektedir.



Kemalistler ideal insan tipi olarak Mustafa Kemal Paşa’yı buna karşılık en olumsuz tip olarak da Abdülhamit’i sunma çabasındadırlar. Bu çabanın temsilcilerinde sayılacak olan Doğu Perinçek, Abdülhamit’i “korkak, para hısına bürünmüş, despot, yabancıların işbirlikçisi, kendi halkına kötülük eden” birisi olarak takdim etmektedir. Ermeni Diasporasına karşı çabaları ile son yıllarda haber olan Perinçek, 1903’te Abdülhamit’e yapılan suikasttan sonra, Ermeni teröristini “Ey şanlı avcı” diye öven Tevfik Fikret’i bile sahiplenmektedir. Ermeniler Talat Paşa’ya 1921’de suikast yapıp öldürürlerse “terör” yapmış oluyorlar ama 1903’te Abdülhamit’e yaptıkları suikastla 26 kişiyi öldürürlerse “şanlı av” yapmış oluyorlar. Padişahlığı döneminde dışarıdan hiç borç almayan aksine kendinden önce alınan borçların % 90’ını ödeyen Abdülhamit’i dış borçlar konusunda suçlayabiliyorlar. Neredeyse bütün illerde Abdülhamit kız ve erkek liseleri açtırarak bir çeşit aydınlanma dönemi başlatmış, bütün cumhuriyet tarihi boyunca yapılan demir yolları kadar demir yolu yaptırmış, ülkeyi baştan sona telgraf şebekesi ile donatmış Abdülhamit’in bu özelliklerine gözlerini kapatmaktadırlar. Padişahlığı döneminde siyasi nedenlerle tek bir kişi bile idam edilmemişken onu sonuna kadar “despot” saymaktadırlar.



Buna karşılık İslami kesimin de Abdülhamit algısı sorunlu görülmektedir. Onun meşrutiyet uygulamasını kaldırmış olmasını, bir tek adam yönetimi kurmasını sorun saymadıkları gibi Abdülhamit’e muhalefetleri nedeniyle İttihat ve terakki kadrosunu  ve dönemini bütünüyle mahkum etmeye çalışmaktadırlar. İslami kesimde saygın yerleri olan Mehmet Akif ve Said Nursi’nin Abdülhamit’e olan muhalefetlerini ise hayali “pişman oldular” hikayeleri ile tevil etmeyi tercih ediyorlar.



Böylece taraflar Abdülhamit konusunda kendi görüşlerini, önyargılarını yarıştırmaktadırlar. Tarihi bir mukayese,  muhakeme ve rasyonel analiz alanı olmaktan çıkarmaktadırlar.



Bir askeri darbe sonunda padişah Abdülaziz’in öldürülmesi üzerine darbeciler tarafından Abdülhamit 1876’ta “Meşrutiyet’i ilan etmek kaydı ile” padişah ilan edilmişti. Sözüne sadık kaldı meşrutiyeti ilan etti. Mithat Paşa öncülüğündeki o darbeci cunta Osmanlının hazırlıksız olarak 1877’de Rusya ile savaşa girmesine neden oldu. Düşman Yeşilköy’e kadar geldi. Osmanlı büyük bir felakete sürüklendi. Abdülhamit başkente kadar gelen düşmanı göndermek için büyük bir diplomasi ustalığı gösterdi. Berlin Anlaşması ile bu felaketin etkilerini azalttı. Eğitim ve bayındırlık alanında büyük atılımlar yaptı. Ancak bütün bu işlerinin yanında tek adam yönetimini kurması en büyük yanlışı oldu.



İçerde ve dışarıda Ermeni ayrılıkçılarına karşı büyük mücadeleler verdi. “1894 sonrasında ivme kazanan Ermeni olayları sonrasında Pierre Quillard, Baron d'Estournelles de Constant benzeri entelektüel ve siyasetçiler tarafından üretilen "Kızıl Sultan" ile bilhassa Anastase Adossides'in George Dorys takma adıyla yazdığı ve çok sayıda dile çevrilerek satış rekorları kıran Abdul-Hamid intime (1901) kitabından sonra yaygınlık kazanan "sorunlu kişilik" kavramsallaştırmaları” ile onun aleyhinde başlayan propagandalar ilginçtir ki günümüzde Kemalist kesim tarafından sürdürülmektedir.



Abdülhamit’e karşı Ermenilerin gösterdiği kinin düşmanlığın elbette anlaşılır hatta rasyonel nedenleri vardır. Çünkü Avrupa ülkeleri yardımı ile Doğu Anadolu’yu “Batı Ermenistan” yapmalarına Abdülhamit engel olmuştur. Oysa vatan kurtarma iddiasında olanların, Abdülhamit için ermeni Diasporasının ihdas ettiği aşağılayıcı kavramları kullanmaları bu konuda da bir akıl tutulması yaşadıklarını göstermektedir.



Daima şurayı, millet hakimiyetini temel alan İslami çevrelerin ise milli hakimiyetin tecelli yeri meclisi kapatan meşrutiyet idaresine son veren Abdülhamit’in tek adamlı yönetimini sahiplenmeleri kendi tezleri ile uyumsuzdur. İslam Dünyasını dört yıl boyunca Avrupalı ve Rus sömürgecilerine karşı savunan, yıkılış döneminde bile kuruluş döneminin şevk ve heyecanı ile donanan İttihatçıları tümüyle mahkum etme çabaları ise hem tarihin tahrifini hem de insaf vicdan ölçülerinin çiğnendiğini hatırlatmaktadır.

Bu 1165
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com