Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN CEZASI ONAYLANDI
TERÖRİST BAYIK ABD VE AB'YE YALVARDI
AYASOFYA KARARNAMSİ
CHP CAMİLERİ MÜZE YAPACAK

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

DEMOKRASİYE KARŞI CUMHURİYETÇİ OLMAK

09.08.2016 / 11:58


Bilindiği gibi Orta Çağ boyunca Avrupa’da Katolik Kilisesinin mutlak bir üstünlüğü vardı. Her işe kilise karar verirdi. Kiliseye rağmen hiçbir şey olmazdı. Derebeylik yahut feodalite adıyla bilinen küçük yerel yönetimler vardı. Bazıları kral unvanı da taşırdı. Ama bu yönetimlerin “meşru” sayılması da Kilisenin onayına baplıydı. Çünkü kilise yeryüzünde Tanrı’yı temsil ederdi. Bu yüzden de Kilisenin onay vermediği yönetimler de halk tarafından kabul edilmezdi.



Kilisenin bu mutlak egemenliği rönesans, reform ve aydınlanma dönemiyle birlikte ortadan kalktı. Krallar yönetimlerinin meşru sayılması için kilisenin onayına değil kendi güçlerine dayandılar. Kilisenin yönetim alanında tayin edici olduğu dönem de zaten teokrasi diye bilinirdi. Avrupa’da kilise egemenliği “Tanrı egemenliği” olarak adlandırıldığı gibi, siyasi, hukuki, ticari, bilim vb alanlara kilisenin karışamaz duruma gelmesi, kilisenin yetki/etki alanının sınırlandırılması da Avrupa’da yavaş yavaş teokrasi’nin (din adamları sınıfının) yani kilise egemenliğinin ortadan kalkması bunun yerini önce mutlakıyet (monarşi) sonra meşruti monarşinin alması ile sonuçlandı.



Her ne kadar M.Ö ki dönemde eski Yunan şehir devletlerinde, sonra Roma İmparatorluğunun bir döneminde demokrasi yahut cumhuriyet kelimelerinin kullanıldığı dönemler olmuş ise de bunlar zamanla ortadan kalkmış unutulmuştu. Önce ABD’nin 1783’te kurulması sonra Fransız Devrimi (1789) ile yönetim yetkisi seçimlere bağlı olarak tümüyle halka ait sayılmaya başlandı.



Zaten Demokrasi ve Cumhuriyet kavramlarının sözlük anlamları aynıdır. İkisi arasında bir farklılık varmış gibi yapılan açıklamaların hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Belki şöyle bir farklılık düşünülebilir, demokrasi kavramı köken olarak Yunanca iken günümüzde olduğu gibi çok yaygın olarak kullanılmasına karşılık cumhuriyet kavramı Arapçadır. Batı dillerinde cumhuriyet kavramının karşılığı da Republica’dır. Mutlakiyet yönetimlerinin etkili olduğu bir çağda ortaya çıkan Republica idareleri için, muhtemelen kelimenin sözlük anlamından yola çıkarak Republica yerine bunun Arapçası olan Cumhuriyet kavramı kullanılır olmuştur.



ABD’nin kuruluşundan daha doğrusu 1783’ten önce İslam dünyasında “cumhuriyet” kavramının kullanıldığı bir makale, bir kitap, bir yazı var mıdır? Bilindiği kadarı ile yoktur. Dört halife dönemi, halifeler seçimle iş başına geldikleri için  “cumhuriyet’e” benzetilir. Ancak literatüre bakıldığında cumhuriyet kavramı yer almaz. Bunun yerine, istişare, meşveret, şura gibi kavramlar kullanılır. Batıda Republica idarelerinin ortaya çıkmasından sonra, İslam dünyasında da Republica yerine cumhuriyet kavramı kullanılır olmuştur. Daha öncesinde böyle bir kavramı kullanan yazan kimse bilinmiyor.



Osmanlı döneminde de cumhuriyet kavramını ilk defa kullanan kişi Ali Suavi olmuştur (ö.1878). Onun döneminde daha çok meşrutiyet kelimesi kullanılırdı. Bir anayasaya bağlı olarak başında bir padişahın olduğu yönetim yetkilerinin yasama yürütme ve yargı arasında paylaşılması diye tarif edilen meşrutiyet kelimesi o kadar itibarlı sayılmış ki hemen herkes kendini “meşrutiyetçi” görmüştür. Namık Kemal / Ali Suavi gibi Genç Osmanlılar da meşruti bir idareyi savunmuştur. O dönemde (Ali Suavi örneği dışında) kimse, cumhuriyet idaresini istediğini yazmamış söylememiştir.



Cumhuriyetin ilanından sonra ise önceleri meşrutiyetçi olduğunu söyleyenler sonra cumhuriyetçi olduklarını ilan etmiştir. Osmanlılar ortadan kaldırıldığında meşruti bir idareye sahipti. Padişahın yetkilerine sahip olmak isteyenlerin kendilerini padişah ilan etmek yerine “Reisicumhur” ilan etmeleri daha şık ve uygulanabilir bir yöntemdi. Aksi halde madem yeni bir padişah ilan edecektik eskisini niye kaldırdık sorusunun ardı arkası kesilmezdi. Oysa resisicumhur’un yetkileri meşrutiyet öncesi padişahlarının yetkilerinden daha fazladır. Üstelik birde padişahlığı kaldırmanın övünmesine de her zaman sahip olmuştur. Bunun siyaseten havalı, kazançlı bir yöntem olduğu açıktır.



Cumhuriyet ve Demokrasi kavramlarının uygulamada bazı farklılıkları da görülür. Dünyadaki uygulamalarına bakıldığında cumhuriyet yönetimleri (ABD örneği dışında) daha çok tek partili tek adam yönetimleri vardır. Özgür seçimler, özgür muhalefet ve özgür basın yoktur. Buna karşılık demokrasi kavramının tercih edildiği idarelerde ise tek partili tek adamlı yönetimler yer almaz. Aksine özgür seçimlerin, özgür basının, özgür muhalefetin olduğu yönetimlerdir.



Bütün bunlara rağmen Türkiye’de cumhuriyet ve demokrasi kavramlarına hiçbir sözlükte karşılığı olmayan anlamlar yükleyerek, “ben demokrasinin değil cumhuriyetin tarafıyım” gibi vurgular gereksizdir ve akıntıya karşı kürek çekmek gibidir. Üstelik bu akıntıya karşı kürek çekmeyi bir de İslami gerekçelere dayandırma çabası da işi külliyen yokuşa sürmektir. Sanki İslam, özgür basına, özgür muhalefete ve özgür seçime karşıymış gibi bir sonuca yol açan görüşlerin, tutumların hakikat karşısında bir değeri yoktur. Türkiye’de tek parti zulmü yaşamış kuşakların torunlarının bu günlerde ben demokrasinin değil cumhuriyetin tarafıyım demeleri akıl tutulmasından da öteye bir şey olmalıdır.

Bu 802
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com