Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
TTB HEMEN KAPATILMALIDIR
YAPARIZ DİYORSAK YAPARIZ
KARİYE CAMİSİ DE MÜZELİKTEN KURTARILDI
KÖTÜ BEYAZ ADAMIN KÜSTAHLIĞI

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

ORDUNUN YENİDEN MİLLİLEŞMESİ

02.08.2016 / 17:18


Türkiye’de “milli ordu” kurma çabalarının tarihi, “Nizam-ı Cedit’e” kadar uzanmaktadır. O çabanın çok hüzünlü bir şekilde bitmesinin ardından, “Asakir-i Mansure-i Muhammediye” çabası başlamıştı. O dönemde “milli ordu” demek, Yeniçeriliğin dışında, düzenli askerlik, ülkeye padişaha sadakat, mesleki bilgiyle donanma diye özetlenebilir. Mesleki bilgi ve donanımın yeterliliği elbette görelidir ama ülkeye sadakatin destansı örneklerine 19. Yüz yıl boyunca rastlanır. Bütün yönetici ve aydın kadrolar, var olmak için, milli bir orduya sahip olmanın kaçınılmaz olduğunda ittifak etmiştir. Dönemin ordusunun en önemli iki sorunu, kullandığı araç gerecin yetersizliği ve ordu içinde farklı gruplaşmaların olmasıdır.



Ordunun subay ihtiyacını karşılamak için (Enderun sayılmazsa) açılan okulların tarihi de 1734’e kadar gitmektedir. Ancak batıda benzerleri örnek alınarak açılan askeri okulların yenilenmesi II.Mahmut ve II. Abdülhamit dönemlerinde olmuştur. Elbette bu okullardan mezun olanların askeri donanımları yetenekleri görelidir. Genel olarak başarılı olanları sevilip sayılır el üstünde tutulurken başarısız olanların ise adı sanı unutulmuştur. Cumhuriyet döneminde ise bütün askeri başarılar, kahramanlar hükümsüz sayıldığı için Türk’ün askerlik tarihi neredeyse M. Kemal Paşa’nın 1895’te Askeri Rüştiye’ye  kayıt olması ile başlamıştır.



Milli Ordunun oluşturulması döneminde ki en önemli sorun, “ordunun siyasi tartışmalardan, gruplaşmalardan” uzak tutulması olmuştur. Çünkü bu ordu tekniğine de başarısına da en önemli engeldir. Ancak bunda başarılı olduğu söylenemez. Çünkü iktidarı ele geçirmek isteyen herkes, orduda taraftar toplamayı bunun bir aracı olarak görmektedir. 15 Temmuz darbesinden sonra sokaklara çıkarak, “kahrolsun darbeciler, ordu bu işlere karışmasın” diye bağıran bazı şöhretlilerin bile fırsatını bulsa orduda kendisine bağlı halkalar oluşturacağından kuşku duyulamaz.



1860’da Kuleli Vakası diye bilinen olayda, Şeyh Ahmet Efendi başkanlığında ki “Muhafaza-i Şeriat Cemiyeti” aralarında general, albay, yarbay, binbaşı ve yüzbaşılarında bulunduğu bir örgütlenmedir. Bu cemiyeti “kamil bir İslami hareket” diye bilenlerin, 15 Temmuz Darbesini lanetlemeleri bir riyakarlık örneğidir. Geçmişteki darbeciler övülürken, başarısız Gülen darbesini ve ordu içinde Gülen örgütlenmesini kınamanın ne inandırıcılığı olabilir? Zaten yakın zamana kadar fırsat düştükçe bu riyakar tipler Gülen’i yere göğe sığdıramazlardı.



Türkiye tarihinin en büyük felaketlerinden birisini, ordu içindeki gruplaşmanın sonunda Balkan Harbinde yaşadı. Osmanlının 150/200 yılda elde ettiği toprakları bir ay içinde kaybetti. İTC ile uyumlu olmayan subayların tasfiyesi ile ordu 1913’te yeniden kuruldu. Bunun faydasını da Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşında, sömürgecilere karşı dört yıl boyunca savaşarak almış oldu. Ordu yenilenmesi olmasaydı, Osmanlıların dört yıl savaşabileceklerine kimse inanmazdı.



Musta Kemal’in ordu içindeki siyasi gruplaşmanın zararını herkesten önce görerek, komutanlara 1924’te “ya siyaseti yada orduyu seçin” dediği ve ordu içinde gruplaşmayı kesinlikle engellediği iddia edilir. Bu iddia korosuna her olayla yeni katılanlar oluyor. Oysa 1924’te “ya siyaset yada ordu” formülüyle Kazım Karabekir ve ona yankılık duyanlar tasfiye edilirken, Mustafa Kemal’in yanında olanlar hem siyasete hem de ordudaki görevlerine devam edebilmiştir. 1922’de Dış İşleri Bakanı olduğu için ordudan ayrılan İnönü’nün terfileri sürmüş anca 1927’de orgeneralliğe terfi edilince artık yeter diyerek askerliği bırakmıştır.



15 Temmuz Darbesiyle birlikte, orduda görevli subayların önemli bir kısmının, askeri okullardaki öğrencilerin de neredeyse tamamının Gülen örgütü içinde olduğu görüldü. Kara, Hava ve Deniz Harp okulları kapatıldığı gibi buralardaki öğrencilerde YÖK tarafından uygun görülecek fakültelere yerleştirildi. Aynı karar askeri liselerde uygulanacak. Harp okulları yerine kurulacak Milli Savunma üniversitesi ile askeri okullar yenileneceği gibi Gülen örgütlenmesi de engellenmiş olacaktır.



Bu kararla birlikte yenilenen ordunun niteliği hakkında tartışmalar da başladı. Askeri okullarda sivil denetimin artması, Gülen tipi bir cemaat örgütlenmesine tek başına çare olamaz. Çünkü doğrudan sivillerin denetiminde olan, Milli Eğitim, Polis vb kurumlarda ki örgütlenmelere bakılırsa sivil denetimi tek başına sorunu çözmeye yetmemektedir. Devlet organları arasında ordunun okulları, hastaneleri ve özlük işleriyle yarı bağımsız/özerk birer alan gibi olmaları, seçilmişlerin bu alanlara karışamaz olmaları, demokrasi ile milli hakimiyet ilkesi ile açıklanabilir değildir. Ülkeyi yönetme yetkisini seçimle milletten alanların ülke içinde her alanda her kurumda yetkili olmaları kaçınılmazdır. Gülen örgütlenmesi, sadece bu cemaatin takiyye yeteneği ile açıklanamaz. Belki onun kadar seçilmişlerin milletten aldıkları yetkinin hakkın vermeyişleri ile de açıklamak icap eder. Ordu gerçekten mili olmalı, bir cemaatin, bir partinin, bir siyasi görüşün ordusu milli olmaktan uzaklaşır. Siyasi rekabete çatışmalara yol açmadan milletin tamamının karşılığının olduğu bir kurum olmalıdır. Darbeler sonra millete yapılan kötülükler, zulümler, yalnızca bir cemaate, kurucu sayılan bir şahsa bağlılık üzere tesis edilen ordunun içler acısı örnekleriyle doludur.

Bu 931
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR

Ger?? Duymayan Kalmas? Kalemiyet.Com